Yeni Kooperatifimiz CEMRE KONUT

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatifinin imzaları atıldı

CEMRE KONUT / LALE KULE

1+1 Küçük Konut, Büyük Rahatlık

CEMRE KONUT / LALE KULE

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatif toplantısından görüntüler

CEMRE KONUT / LALE KULE

Hedef Kilitlendi

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Üye Kayıtlarımız Başlamıştır

OBASYA Projesi Yuntdağlarında kurulacaktır.

21 Nisan 2021 Çarşamba

23 NİSAN'DA BALKONLARDAYIZ

Bu yıl 23 Nisan Bayramını geçen yıl olduğu gibi Koronavirüs salgını nedeniyle balkonlarımızdan kutlayacağız. Geçtiğimiz yıl 5 Nisan 2020 tarihinde ‘Facebook sayfamda 23 Nisan Bayramını evlerimizin balkonlarından kutlayalım’ şeklinde yaptığım çağrının 15 gün içinde 60 bin kişiye ulaşması nedeniyle kendi çapımda bir rekora imza atmış olmuştum. Bu yıl da 23 Nisan Bayramını yine balkonlarımızdan kutlayacağız. Nerede coşkuyla kutladığımız bayramlar diyeceğiz. Gerçekten nerede?

Hem 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayacağız hem de Atamızı özlemle ve rahmetle anacağız. Atatürk; çocuklarımıza verdiği değeri, 23 Nisan’ı bayram ilan ederek, gençlerimize verdiği değeri de “Ey Türk Gençliği”  şeklinde başlayan söyleviyle ve 19 Mayıs’ı bayram ilan etmesiyle göstermiştir.

Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni kuşaklarca öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisan'lar önemlidir. Bu nedenle önemine yaraşır biçimde kutlanmalıdır. Ne Atatürk'ten, ne de kurduğu Cumhuriyet'ten vazgeçeriz bu böyle bilinmelidir. Köhnemiş bir imparatorluktan genç bir Cumhuriyet kurmayı başarmış olan Atatürk tüm çağdaşları unutulmuş gitmişken dünyanın adı ve anısı yaşatılan, sevgisi azalmayan giderek artan, saygı gören tek lideridir. Bunu unutmayalım. Unutturmak isteyenlere kanmayalım.

Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında yurdumuzun İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldığını Osmanlı İmparatorluğu'nun "hasta adam" olarak görüldüğünü okuduğumuz tarih kitaplarından biliyoruz.  Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar. Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul'dan Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü çıktı. Samsun'dan Amasya'ya, oradan Erzurum'a ve Sivas'a gitti. Sivas ve Erzurum'da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olması gerektiğine inanıyordu. Bu inançla “Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da Ulusal Egemenliktir.” diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler, milletvekilleri Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısıtılıyordu. Top seslerinin Ankara'da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. 23 Nisan 1920 ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bugün Milli Egemenlik Bayramımızdır. 23 Nisan gibi milli bayramlarımızın önemli bir anlamı daha vardır: Bu bayramlar, birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz, millet olarak tasada ve kıvançta bir olduğumuz günlerdir. Bugün de bizlere bu cennet vatanı, canları ve kanları pahasına emanet eden atalarımızın emanetlerini nasıl daha iyi koruyarak ve geliştirerek, yarınlara taşıyabileceğimizi konuşmalıyız, diye düşünüyorum 23 Nisan'ı çocuklarımıza anlatmalıyız. Anlatmalıyız ki, gelecek kuşaklar uyanık, kararlı ve bilinçli olabilsinler. Tarihi mirasımızı koruma ve kollama konusundaki ödevlerini yerine getirebilsinler. Bu duygularla, bütün çocuklarımızın 23 Nisan Bayramını yürekten kutluyorum.







15 Nisan 2021 Perşembe

MALIM MÜLKÜM MUSTAFA

Anılar insanı yaşama bağlayan kökler gibi. Anlatıldıkça, paylaşıldıkça canlanıp gelişiyorlar. Çocukluğumuzda yaşlılardan yoksulluğa ve çektikleri sıkıntılara ilişkin anılarını dinlerdik. Anılar sıkıntılara ilişkin de olsa, içinde bulunduğumuz durumun iyiliğine sevinirdik. Bir kuruşla alabildiklerini anlatırlardı. Savaş yıllarında ot tohumları yediklerini söylerlerdi. Şimdi yaşımız ilerledikçe bizde anılarımızı sarılmaya, fırsat buldukça anlatmaya başladık. Anılarımızı dinleyenler geçmişle bu günler arasında bir değerlendirme yapma fırsatı da buluyorlar.

Bende doğduğum günleri yaşadıklarımı anlatıyorum zaman zaman çocuklarıma. Sanki yüzlerce yıl öncesini anlatıyormuşum gibi dinliyorlar. Oysa anlattıklarım bana dün gibi yakın. Zaman ne kadar hızlı geçiyor.

1945 yılının Nisan ayının sonlarına doğru doğduğumu söylediler.  Akhisar’ın Büknüş Köyü’nde yoksul topraksız bir köylü ailesinin dördüncü çocuğu olarak açmışım dünyaya gözlerimi. Benden önce doğan üç kız kardeşimin en çok yaşayanı beş ay yaşayabilmiş. Hepsi de daha bebekken ölmüşler.  O yıllar yoksulluk yıllarıymış. Çocukluğum yoksulluk ve hastalıklar içinde geçti.  Tamamı bir odadan ibaret bir evimiz yardı. Aynı odada oturur, aynı odada yemek yapar, yemek yer, aynı odada uyurduk.  Ayakkabıyla tanışmam uzun yıllar sonra oldu. Yalınayak gezerdik. Giydiğim pantolonun yamalar nedeniyle ağırlaştığını, tamamen yamalardan oluştuğunu hatırlıyorum. Sürekli aşağıya kayardı. Bir urgan parçasıyla bağlardım düşmesin diye. 1951 yılında köyün başına badem taşlamaya gittiğimiz bir gün, ağaca atılan ve dala çarpan bir taş hızla kafama düştü. Kafamdan aşağıya oluk gibi kan akıyordu.  Çocuklar korkup kaçmışlardı. Yalnız başıma köye geldiğimde kahvenin önünde oturan köylüler koşuşturdular. Akan kanı durdurmak için çok katı gres yağı sürdüklerini anımsıyorum. Kan durmuştu ama, kafamda aylarca iyileşmeyecek yaralar oluştu. Bu nedenle 6 yaşındayken adım “Kel Mustafa”ydı Büknüş köyünde. Tüm yaşıtlarım gibi ben de ilkokula gittiğimde çok sevinçliydim. Ancak sevincim uzun sürmedi. Öğretmen beni yanına çağırıp “Senin yaşın küçük, sen bu sene okula gelemezsin” dedi. Okula kaydedilmeyişimin nedeni yaşımın küçüklüğünden değil kafamın kelliğinden olduğunu anlayamamıştım o gün. Köyde adım  “Kel Mustafa” çıkana kadar, “Malım mülküm Mustafa”ydı.

Ailemin topraksız, yoksul bir köylü ailesi olduğunu söyledim ya. Sadece topraksız değillermiş. Evleri de yokmuş.  Hizmet ettikleri bir ailenin kendilerine verdikleri bir odada yaşıyorlarmış.  Ev sahibiyle araları açılınca kapının önünde bulmuşlar kendilerini. Babam beni almış kucağına, annem de beşiğimi. Başka eşyaları da yokmuş. Aşağı mahalleden yukarı mahalleye giderken, köylüler “Bakın yeni komşularımız geliyor” demişler. Babam da kucağında tuttuğu beni hoplatarak “İşte malımızla mülkümüzle geliyoruz.” Demiş. O günden sonra da adım “  Malım mülküm Mustafa” olmuş. Şimdi bile Büknüş Köyünde “Malım Mülküm Mustafa” kimdir diye sorsanız. Hepsi de benim olduğumu söylerler.

 

Evet, yaşıtlarım okula başladılar ancak ben kafamdaki yaralar nedeniyle okula alınmadım. Yaralar iyileşince okula bir yıl geç başlayabildim. Okul yıllarım çok başarılı geçti. Köye her yeni öğretmen geldiğinde babam tutar kolumdan beni yeni öğretmene götürürdü. “Ben ırgatım, çocuğum ırgat olmasın. Eti sizin kemiği benim ne ederseniz edin Mustafa’yı okutun” derdi. İlkokul yıllarım çok başarılı geçti. Okulda tüm sınıfları sadece iki öğretmen okutuyordu.  Birinci ve ikinci sınıflar bir derslikte, üç, dört ve beşinci sınıflar bir derslikte öğrenim görüyorduk. Birinci ve ikinci sınıfların bulunduğu derslikte öğretmenin işi olduğu ya da Akhisar’a indiği zaman dersleri ben verindim. Beşinci sınıftayken, birinci ikinci sınıflara öğretmenlik yapardım.

İlkokul yıllarına ilişkin tonla anı var unutamadığım. İlk şiirimi, ilk öykümü ilkokulda yazdım. İlk tiyatro oyununda ilkokulda oynadım.  Yağlı çamurdan ilk heykelimi ilkokulda yaptım. Heykel tutkumu şimdi Yeni Manisa’da yaptığım heykellerle sürdürüyorum.  İlk yaptığım heykel bir deve heykeliydi. Çünkü yıllar sonra bir devemiz olmuştu. Babam deveyle odun taşıyordu. Geçimimizi böyle sağlıyorduk. Devemizin uzun sürmeyen acılı öyküsü bir başka yazının konusu olsun. Zaman zaman anılarımızı paylaşmak da güzel oluyor...





8 Nisan 2021 Perşembe

YIĞILMADAN YAYILMAYA

50’li yıllarda başlayan kentleşme hızlanarak bu günlere geldi.  Geldiğimiz nokta, sağlıksız kentleşme, kentlerde denetimsiz yığılmadır. Sağlıksız kentleşme kısa sürede kentleri kimliksizleştirdi ve yaşanmaz duruma getirdi.

Kentlerimizin büyük bir bölümü gibi Manisa’da da yaşamak giderek zorlaşıyor. Yaşamı zorlaştıran neden merkezdeki aşırı yoğunluk, altyapı yetersizliği, dar kalan yollar, artan trafiktir.


Eski kenti korumanın yolu yeni kenti kurmaktır. Konut ihtiyacının yoğunlukları arttırarak çözmeye kalktığımızda, kentlerde büyük sıkıntılara davetiye çıkarılmış olur.

Eğer, 1987 yılında Yeni Manisa projesi başlatılmış olmasaydı, kentimizin dört tarafı da gecekondularla kuşatılmış olacaktı. Bugün, girişimde bulunmak, okul, hastane, ticaret merkezi yapmak isteyenlerin aklına öncelikle Yeni Manisa geliyorsa, şoför eğitim kursları Yeni Manisa’da yapılıyorsa, yeni parklar Yeni Manisa’da yapılabiliyorsa bunun nedeni Yeni Manisa’yı kuranların, ufkunun geniş olması, “önce insan” anlayışı içinde olmaları, konutu çevresiyle bir bütün olarak görmeleridir. Yeni Manisa’yı kuranlar olarak, önceliğimiz ağaçlar, anıtlar ve sosyal donatılardır dedik. Yolların geniş olması için çaba gösterdik. Otopark parası yatırmak yerine, otopark yapmayı seçtik. Yeni Manisa, Manisa’nın batıya açılan kapısı ve gülen yüzü oldu.

Kentlerde yığılmanın yavaşladığı ve artık dağılmaya yönelik kıpırdanışların başladığı görülüyor. Kentlerde yığılma dönemi bitti bitecek.  Dağılma dönemi başladı başlayacak. Dağılma döneminde, kırsal bölgeler gündeme gelecek. Kentin zenginleri, kırsal alanlara açılacaklar. Bahçeli konutlar, kırsal alanlarda yapılacak. Bunun planları şimdiden yapılmalı. Devlet ve belediyeler hazırlıksız yakalanmamalı. Yoksa Muradiye gibi, kent merkezinden daha yoğun yapılanma ve daracık yollarıyla yaşanması zor bir yapılanma çıkar ortaya.

Kentlere göçün durması ve ardından kentten kırlara göçün başlaması, Avrupa’da bizden çok önce başladı. Avrupa’da kentleşmede bizden önce başlamıştı.

 

Kentler yaşanmaz duruma gelince,  insanlar kendilerini kent dışına atıyorlar. Kentlerin uzağında,  yeni yerleşimler ortaya çıkmaya başladı. Yeni yerleşimler genellikle, bahçeli evler biçiminde oluyor. Toprakla ilişkisi kesilen, doğayı unutan insanlar, toprakla yeniden barışıyorlar.

 

Kentin dışında yeni yerleşim alanları arayışı Manisa’da da başladı. Şimdilerde üç beş kişi bir araya geldiğinde hemen kentin sıkıntılarını tartışmaya ve kentin dışında bahçeli evler için düşünce üretmeye başlıyorlar. Yeni Manisa’yı örnek veriyorlar. Yeni Manisa, açılmanın ilk işareteydi. 

Yeni yerleşim alanlarının sağlıklı biçimde kurulabilmesi için, Yeni Manisa Projesi örnek alınmalı, Yeni Manisa’yı kuranların deneyimlerinden yararlanılmalıdır. Ada bazında yapılanmanın önü açılmalıdır. Ada bazında düzenleme yapılması,  ortak alanların ayrılmasını, sosyal tesis yapımını kolaylaştırıyor. Proje uygulanmasında sıralama, ağaçlar, anıtlar, sosyal donatılar ve konutlar biçiminde olmalı. Eğer önce konutlara başlanılırsa, ortak alanlarda ağaç dikip korumak ve büyütmek zorlaşıyor. Eğer sosyal tesis baştan yapılmamışsa, sonradan yapmak mümkün olmuyor.

 

Kentlerde yığılma dönemi bitiyor. Açılma dönemi başladı başlayacak. Kırsal alanlara yöneleceğiz. Köylerin civarındaki marjinal alanlar yapılaşmaya açılarak, eski köy dokusu korunmalı mutlaka. Eski kenti koruyamadık, bari köyleri koruyalım.

Yönümüzü kırsal alana çeviriyoruz. Kentlerin yükünü azaltıyoruz. Hadi hayırlısı…

Yeni Manisa projesine başladığımızda 42 yaşındaydım, hayatımın en verimli 34 yılını bu projeye verdim. İlk zamanlarda heykel yapıyorum diye kızanlar, şimdi neden daha fazla yapmıyorsun diyorlar. Yeni Manisa’da yoğunluk az caddeler geniş. Kent Park’ın ardından şimdi de Karaçay Çevresi düzenleniyor. Adı Güzelyurt Mahallesi olan yeri Manisa tüm güzellikleriyle ortaya çıkıyor.

 

Yeni Manisa, Manisa’nın gülen yüzü, çağdaş uygarlığa açılan batı kapısıdır. Manisa’ya güzel bir yerleşim yeri eklediğimiz için mutluyuz. Sadece betondan yapılmış konutlardan oluşan kentlerin, açık hava hapishanesinden farkı olmaz. Kentler, ağaçları, anıtları, öne çıkarılan doğal güzellikleri, kente özgü yapıları, kentini seven iz bırakmış insanları ve sosyal donatılarıyla bir bütündür. Yapımına öncülük ettiğimiz Barış Alanı, Ceren Sitesi ile Birlik Parkı’ndaki anıtların ve heykellerin toplamı, Manisa’nın tümünde bulunan anıt ve heykellerin toplamından daha fazladır. Kooperatif ortaklarımız 90’lı yıllarda Barış Alanı’nda yaptığımız heykellere karşı çıkıyorlardı, şimdi alkışlıyorlar.

 

Bu kente sadece Güzelyurt Mahallesini kazandırmadık. Gelişmelerin değişimlerin önünü açtık. 1+1 konut dediğimizde olmaz diyenlerin çoğu şimdi 1+1 küçük konut edindiler. Küçük konutun büyük rahatlık getirdiğini gördüler.

Şimdi gündemimizde kırsala açılma var. Yeni projeler hazırlıyoruz. Gelin projelerin başlangıcında bizimle olun. Hem daha ekonomik konutlar edinmiş hem de kırlara yönelişin öncüsü olmuş olursunuz.

 

Bekliyoruz gelin görüşelim…





1 Nisan 2021 Perşembe

ÇÖZÜM ODAKLI OLMAK

Çözüm odaklı insanlar bulmak çok kolay olmuyor. İnsanların büyük bölümü zamanlarını marifet göstermek için çalışmak yerine, mazeret üretmek için çalışarak geçiriyorlar. Çevremde olmazı o kadar güzel anlatan insan var ki, anlattıklarında gerçekten olmaz mı? diye düşünmeye başlıyor insan.

Ben yapı olarak, olmaz denileni oldurmak için çalışmaktan keyif alan bir insanım. Olabilir olanı herkes yapar, iş olmaz denileni yapmaktır. Bunun için biraz sıra dışı olmak gerekiyor. Sıra dışı işleri ancak sıra dışı insanlar başarabiliyor.

Çözüm odaklı olmak konusunda neden yazı yazmak istediğimi anlatayım önce. Bir iş için, kendini yetkili gören bir memura derdinizi anlatmak, bir sorununuza çözüm bulmak için gittiğinizde, sizi dinler ve nasıl ve neden olmayacağını anlatmaya başlar. Siz söyleneni kabul ettiğinizde kişi iş yapmamış ve sorumluluk yüklenmemiş olur. Bu bizim bürokrasimizin kronik rahatsızlığıdır. Bence gelişemeyişimizin temel nedenlerinden birisi ve başta geleni budur. Hayatta bürokrasiden korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadım. Hayallerimin yıkılması, gecikmesi ve zorlaşmasının acısını hep bürokrasi ile olan temaslarımda yaşadım. Bu nedenle sıkıntımı paylaşmak için “çözüm odaklı olmak” başlıklı bir yazı yazma ihtiyacı duydum.

Hiç çözüm odaklı kişilerle karşılaşmadın mı? diye soranlar olabilir. Karşılaşmaz olur muyum, karşılaştım elbet zaten o kişiler sayesinde sıra dışı işler yapmayı başardığımı söyleyebilirim. Bu konuda somut bir örnek vermek istiyorum: Kuracağımız bir Turizm Geliştirme Kooperatifi ile Yuntdağı’nda Kırsal Turizm Tesisi kurmak için görüşmelere başladık. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun (TKDK) hibe desteği verdiğini öğrenince kooperatifimizi kurduk. Projemizi hazırlayıp başvuruda bulunduk. İsteğimiz konaklama tesisimizi atalarımızın kullandığı halen Kırgızistan, Moğolistan ve Kazakistan’da kullanılan ahşap ve keçeden oluşan adına yurt denilen çadırlardan oluşturmak ve aynı alanda hobi bahçeleri yapmak şeklindeydi. Belediyemiz o güne kadar, ne çadır otele ne de hobi bahçelerine yapı ruhsatı vermiş değildi. İlk kez böyle bir istek iletiliyordu. Görüştüğümüz memurların tamamına yakını işin nasıl olmayacağını anlatmaya başladılar. Sonunda derdimizi Belediye Başkanı Sayın Cengiz Ergün’e iletmek durumunda kaldık. Anlattıklarımızı dinledi. Projenizi beğendim size yardımcı olacağım dedi. Çözüm odaklı bir başkanla karşılaşmış olmaktan duyduğumuz mutluluğu sürekli çevremle paylaşıyorum. Sayın Cengiz Ergün, çözüm odaklı bir yaklaşım içinde olmasaydı, Yapı Ruhsatımızı alamazdık. Ruhsatımız olmadığı için hibe desteği alamazdık. Ve uzatmayayım Kırsal Turizmin gelişmesine katkı sağlayan, örnek uygulama olarak gösterilen Obasya Tesisleri çıkmazdı ortaya. Allah Sayın Cengiz Ergün’den binlerce kere razı olsun.

Sorun varsa çözümde vardır. Yeter ki, çözüme odaklanalım. Böyle yaparsak, yeni farklı sıra dışı projeler yapabilir, hibeler alabilir ve kentimizin gelişmesine katkıda bulunabiliriz.

Sayın Cengiz Ergün sayesinde başlattığımız Obasya Kırsal Konaklama tesisi için, ilk projemizin ardından dört proje daha hazırladık. Hazırladığımız projelerin tümü kabul edildi.

Obasya’da 2021 yılında eş zamanlı olarak, Zafer Kalkınma Ajansı’ndan aldığımız destekle Obasya Ekolojik Yaşam Merkezi ve AB’den aldığımız hibe desteği ile Kültür Sınır Tanımaz Projeleri’ni gerçekleştirmek için başlattığımız çalışmaları sürdüreceğiz. Kültür Sınır Tanımaz Projemizin iki ortağı var. Türkiye’deki tek ortağı Manisa Büyükşehir Belediyesi, diğer ortağı da Bulgaristan’dan Kırcaali Belediyesi.

Yöneten çözüm odaklı olunca, yönetenin çalışanları da çözüm odaklı olmak için çaba gösteriyorlar. Ben oldum olası çözüm odaklı insanlara çoğu zaman hayran kalmışımdır. Her soruna çözüm bulamasalar bile uğraşmaları yeter. Yine de çözüm odaklı insanların insana moral verdiklerini mutlu ettiklerini ve gelişmenin önünü açtıklarını belirtmeliyim.

Bu yazımda çözüm odaklı insana örnek olarak Sayın Cengiz Ergün’ü verdim.  Bunu fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Çözüm odaklı insanlar, pratik ve yardımseverler olurlar. Bir problem çıktığında herkes kaçarken ortaya çıkıp fikirler üreten insanlar var ya, benim kahramanlarım onlardır. Bu insanlar fikirlerini söylemekten pek çekinmezler.

Bir kriz anında çözüme odaklanan kişiler aslında aynı zamanda, sadece konuşan değil gerekeni yapan insanlar oluyor genelde. Hayata olumlu baktıklarını düşünüyorum. Ve bu özellikleri sayesinde umutlu kişilerdir.

Özetle çözüm odaklı insanlar, insanların sorunlarına ortak olmak isteyen ve onlara çözümler öneren yöneticiler, arkadaşlar kolay bulunmuyor. Ayrıca kriz anlarında, hemen veryansın etmeyen ve bir çıkış yolu düşünen insanlara her zaman ihtiyaç var. Onların kıymetini bilelim ve değer verelim.

Çözüm odaklı insanlar çoğalırsa, hayat güzelleşir umutlar gerçekleşir.





25 Mart 2021 Perşembe

ÜRETİM VE PAYLAŞIM

İnsan soyunun temel sorunu üretim ve paylaşım. Daha çok üretim hakça paylaşım için çalışılıyor hep. Kişiler kuruluşlar, devlet herkes daha çok üretmenin ve üretimden daha çok pay almanın peşinde.

Daha çok üretim ve hakça paylaşım için, her kişi kurum ve kuruluş farklı yöntemler geliştirmeye çalışıyor. Sadece özel sektörde değil, belediyelerde ve devlet kurumlarında da aynı amaçlı çalışmalar var. Örneğin belediyelerde, üretkenlik, katılım, eşitlik gibi temel ilkelerle amaçlanan, üretimde ve paylaşımda eşitliğin sağlanmasıdır.  Üretimde ve paylaşımda eşitliğin sağlanabilmesi için, katılım temel ilke kabul edilmelidir.

Üretim için dayanışma yapmak ortaklıklar kurmak işbirliği yapmak gerekiyor. Ortaklık kurana iş yapmak isteyene destek olmak gerekiyor. Bu arada belirtmek ve güzel bir gelişmeyi paylaşmak istiyorum: Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi olarak, hazırladığımız projelere ortaklar ve  iştirakçiler arıyoruz her zaman, Son projemiz olan Kültür Sınır Tanımaz Projemize Manisa Büyükşehir Belediyemiz ve Bulgaristan’dan  Kırcaali Belediyesi ortak oldular. Bu ortaklıklar, AB hibelerini almamızı ve projemizi uygulamamızı kolaylaştırıyor. Kentimizde turizmin gelişmesine katkı sağlayacak yatırımları yapabiliyoruz. Devlet ve belediyeler kentin bölgenin ve ülkenin yararına olacak projelerin yapılmasında projelere Büyükşehir Belediyemizin yaptığı gibi destek verilmelidir. Obasya Kooperatifinin yönetimi ve ortakları olarak Manisa Büyükşehir Belediyesi Başkanımız Sayın Cengiz Ergün’e kooperatifimize kuruluşumuzdan bu yana verdikleri destekler için yürekten teşekkür ediyoruz.

Eğer destek ve katılım varsa, tartışmalar, çalışmalar dar bir çerçeve içinde yapılmıyorsa, korular kamuoyu önünde açıkça tartışılabiliyorsa sorunların aşılması daha kolay olmaktadır. Ancak, kararlar sen ben bizim oğlan boyutunu aşmadan dar bir çerçeve içinde yapılıyorsa, belki karar üretmek kolay olur ama, üretilen kararı uygulamak ve sonuç almak zorlaşacaktır.

Az gelişmiş toplumlarda, kararlar tartışmasız üretilir ancak, tartışma kararların uygulanmasında ortaya çıkar. Oysa doğru olanı, kararların tartışılarak alınması tartışmasız uygulanmasıdır. Kararlara tartışarak üretip tartışmasız uygulamayı öğrendiğimizde, demokrasi yolunda önemli bir aşamaya ulaşmış olacağız.

Açıklık, üretkenlik, katılımcılık, eşitlik,  yerel yönetimlerde vazgeçilmez ilkeler olarak uygulamaya konulduğunda, karar üretmenin ve sorunları aşmanın kolaylaştığı görülecektir.

Açıklığı ve katılımcılığı temel ilke edinen bir belediyenin, ihaleleri, özellikle büyük rakamlı olanlarını basın ve halk önünde gerçekleştirmesi gerekir. İhale günlerce öncesinden belli aralıklarla her türlü araç kullanılarak duyurulmalı ve mutlaka basın önünde yapılmalıdır.

Açıklık ve katılımcılık temel ilke olarak alındığında, söylentilerin azalmasının yanında, başarılı sonuçların alındığı görülecektir.

Belediye açıklık ve katılımcılığın kapısını aralarken, kent halkında da katılım isteği olmalıdır. Kent halkında katılım isteği yoksa katılım kapısının aralanmasının hiçbir anlamı olmayacaktır.

Açıklık, üretkenlik, katılımcılık, eşitlik gibi temel ilkeler ödünsüz uygulamaya konulduğunda, güven bunalımı yok olacak, sisler dağılacak ve yöneticiler olan halk desteği artacaktır.

Halka hizmet için seçilen insanların, açıklıktan, katılımdan korkmamaları gerekir. Açıklıktan ve katılımdan halka hizmet için değil, küpünü doldurmak için çalışanlar korkarlar ve uzak dururlar.

Açıklık ve katılımla,  açıların paylaşılarak küçültülmesi, sevginin paylaşılarak büyütülmesi kolaylaşacaktır.

Açıklık ve katılımla, daha çok üretim ve hakça paylaşımın sağlanması hem yerel hem de genel demokrasimizi güçlendirecektir.





17 Mart 2021 Çarşamba

DAYANIŞMA

"Birlikten Kuvvet Doğar” demiş Atatürk, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım,” demiş Hacı Bektaşi Veli, “Bir araya gelmek başlangıçtır; bir arada durabilmek ilerlemedir; birlikte çalışmak başarıdır.” demiş Henry Ford.

Katılım olmadan atılım olmaz, sözümü çok kullanırım. Başarı için katılım şart. Başarı için birlikte çalışmak, dayanışma yapmak şart. İnsan sevdiği işi yapmalı. Birlikte çalışmayı sevdiğim için kooperatifçiliği seçtim. Kendim için hiçbir zaman başka bir iş düşünmedim. Hiçbir işten, kooperatifçilik yapmaktan aldığım keyfi ve sosyal tatmini alamazdım. Ülkemizde, kooperatifçilik yapmak hiçte kolay olmuyor. Bir bakıyorsunuz kooperatifler ve kooperatifçiler Atatürk döneminde olduğu gibi el üstünde tutuluyor. Bir bakıyorsunuz adları bile anılmıyor. Zor işleri sevmeseydim kooperatifçiliği sürdüremezdim.

Köy-Koop Manisa Birliği Başkanı olduğu dönemlerde köylerimizde ve Güzelyurt Mahallesini kurmak için kurduğumuz Manisa Birlikte görevde olduğum dönemde kooperatifçiliğin büyük başarılara imza attığını söylemeliyim. Köylülere traktör dağıttığımız köylerde tesisler fabrikalar kurduğumuz dönemleri yaşadık. Yapı Kooperatifçiliğinde örnek çalışmalar yaptık. Birçok insanımızı konut sahibi yaptık.

Son yıllarda, Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi ile ilgileniyorum. Obasya marka olma yolunda hızla ilerliyor. Yaptığımız projeler ilgili bakanlıklar ve kurumlar tarafından hibe katkılarıyla destekleniyor. Obasya Projemiz iyi uygulama örneği olarak seçilip ödüllendiriliyor.

İyi ki kooperatifçiliği seçmişim diyorum kendi kendime. İyi ki diyorum yolum iyi insanlarla kesişiyor. İyi ki, yaptığımızın değerini bilen, kurumlar kuruluşlar ve yanımızda duran dostlarımız var.

Her dönemde başarılı çalışkan takımlar kurmayı başardık. Takım çalışması ile yalnız başımıza yapamayacağımız işleri, yeteneklerimizi ve enerjimizi birleştirerek yapıyoruz. Bizim yeteneğimiz ya da bilgimiz olmayan konularda yardım alıp, kendimize ait bilgi ve yeteneği kurduğumuz takımlarda birleştiriyoruz. Düşünce üretmeyi, bilgiyi ve sevgiyi paylaşarak büyütmeyi çalışarak yardımlaşanlar arasında proje üretimi kolaylaşıyor. Başarımızın sırrı birlikte çalışmakta yatıyor. Tartışarak kararlar üretiyoruz, ürettiğimiz kararlara tartışmasız uyuyoruz. Kin ve nefreti yüreğimize yük etmiyoruz.

Yardımlaşmanın yaygın olduğu toplumlarda dostluk duyguları güçlü olur. İnsanlar başkalarının yardımına ihtiyaç duyarlar. İnsan tek başına yaşayamadığı gibi ihtiyaçlarını da kendi başına karşılayamaz. Dolayısıyla toplumdaki kişilerin birbirleriyle yardımlaşmaları ve dayanışma içerisinde olmaları gerekir. Yardımlaşmaya en güzel ortamı sağlayan ve sürdürülmesini kolaylaştıran en güzel yapı bence kooperatiftir…

16 Mart 2021 Salı günü, Obasya olarak “Kültür Sınır Tanımaz”  adlı projemizin tanıtımı için proje ortaklarımız ve proje iştirakçilerimizle ortak bir açıklama yaptık. Ve ardından Manisa Tv’de bir programa katıldık.

Kültür Sınır Tanımaz adlı projemizin tanıtımı etkili biçimde yapıldı. Manisa Tv’de yaptığımız yayına Bulgaristan’da bulunan ortaklarımızda internet üzerinden katıldılar ve programımızı internet üzerinden izlediler.

Yaptığımız açıklamada ve Manisa Tv programında söylediklerimi özetle aktarmak istiyorum: Obasya 2014 yılında ilk projemiz olan, Obasya Kırsal Konaklama Tesisi Projemizi, TKDK’ndan (Tarımı ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu) aldığımız hibe yardımı ile uygulamıştık. Bu projenin uygulanması öncesinde Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cengiz Ergün’ün desteği olmasaydı ilk projemizi uygulayamazdık. İlk projemizin ardından yeni projelerle Obasya’yı büyütüp geliştirmeye devam ettik. Obasya’da 16 Türk devletinin bayrağının bulunduğu tören alanı da Manisa Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Cengiz Ergün tarafından yaptırılmıştır. Kültür Sınır Tanımaz Projemize de Manisa Büyükşehir Belediyemiz ortak olmuştur. Sayın Ergün’e yaptıkları yardımlar için şükranlarımızı ve en içten teşekkürlerimizi sunuyorum.

Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi Tarafından Obasya yerleşkesinde uygulanacak olan Kültür Sınır Tanımaz Projesinin ülkemizdeki tek ortağı olan Manisa Büyükşehir Belediyesi adına tanıtım toplantısına ve Manisa Tv’de yapılan programa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Sayın Mehmet Güzgülü katıldılar. Toplantıda söylediklerinin özetini de aktarmak istiyorum, Sayın Güzgülü “Obasya Yuntdağı’nda uyguladığı projelerle gelişmesini sürdürüyor. Projenin başlangıcında vermeye başladığımız desteğimiz Kültür Sınır Tanımaz Projesinde proje ortağı olarak sürdürüyoruz. Bu proje ile kentimiz 18-19 yy. Kadın Kıyafetleri Müzesi kazanmış olacak. Müzede, Ege illerinden toplanacak olan kadın kıyafetleri yanında, Bulgaristan’dan kardeş şehrimiz olan Kırcaali ile gidiş gelişlerimiz hızlanacak, projenin iç ve dış turizme katkısı olacaktır. Ayrıca Kültür Sınır Tanımaz projesi kapsamında düzenlenecek etkinliklerle, unutulmaya yüz tutmuş folklorumuz ve köy kültürümüzün yeniden hatırlatılması ve yaşatılması da sağlanmış olacaktır. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak, bilinen belediye hizmetlerimizin yanında, gelişmeye katkı sağlayacak uygulanabilir sürdürülebilir, kültür, turizm ve tarım projeleri hazırlayan STK’lara ve kooperatifleri desteklemeye devam ediyoruz.”

Turizme katkı sağlayacak

Kültür Sınır Tanımaz Tanıtım Projemizin tanıtım toplantısına projemizin iştirakçisi olan Manisa İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünden İl Müdürümüz İbrahim Sudak’ın önceden planlanmış bir başka toplantısı olduğu için Müdür Yardımcısı Seyfettin Onat katıldılar. Sayın Onat: “Kültür Sınır Tanımaz projesi kapsamında oluşturulacak kadın kıyafetleri müzesi için kıyafetlerin derlenmesine ve proje kapsamında düzenlenecek etkinliklerin düzenlenmesine katkılarımızı sürdüreceğiz. Obasya’nın yaptığı projelerle ilimizde turizmin gelişmesine katkılarının devam ettiğini ilgiyle izliyoruz. ”dediler.

Projemizi yazarı ve aynı zamanda koordinatörü olan Oya Yavaş’ta projemizin tanıtımını yaptı ve projeye ilişkin soruları yanıtladı. Sayın Oya Yavaş’la tanıtım çalışmalarımızı ara vermeden sürdüreceğiz. Sayın Yavaş 19 Mart 2021 Cuma günü Radyo Hiraş’ta yapmakta olduğumuz “Manisa’da Yaşam” adlı programımızın konuğu olacak. Sayın Oya Yavaş’ı programda dinleyeceğiz ama ben yine kısaca tanıtım toplantısına yaptığı konuşmadan bölümler aktarmak istiyorum: Projemizin Koordinatörü Oya Yavaş “Projemizin faaliyetleri ilimiz ve bölgemiz için katma değer sağlayacaktır. Manisa İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Saruhanlı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün de iştirakçisi olduğu projemizde, 30 kadın halk eğitim merkezlerinde geleneksel el sanatları kursu alacaktır. Ortaya çıkan ürünler için sergiler düzenlenecek ve Obasya’da oluşturulacak satış alanlarında yerini bulacaktır. Bu sayede unutulmuş değerlerimizi yeniden yaşatacağız. Bulgaristan -Kırcaali ile kurduğumuz ortaklık TR-AB arasında kültürlerarası diyaloğumuzu güçlendirecektir. Obasya’da ortaklarımızla yapacağımız gala ve 25 kadın kıyafetimizin kına gecesi gösterisi ile sergileneceği büyük bir etkinlik çadırı kuracağız. Aynı zamanda Türkiye-Bulgaristan geleneksel kadın kıyafetleri müzesi oluşturulacak ve 150 sayfalık bir katalog hazırlanacaktır. Projemizin Danışmanı Altan Türe projenin hazırlanması sırasında başlattığı desteği uygulama aşamasında da sürdürecektir. Ayrıca Sayın Türe’nin şimdiden başlattığı, kadın kıyafetleriyle ilgili tez makale kitap araştırmaları da tüm araştırmacıların kolayca ulaşabileceği şekilde bilgisayar ortamında hizmete sunulacaktı.” dedi. Tanıtım çalışmalarına Kültür Sınır Tanımaz projesinin, Bulgaristan’da bulunan ortakları Kırcaali Belediyesi ile Ömer Lütfi Kültür Evi Derneği temsilcileri de tanıtım toplantısına internet üzerinden katılım sağladılar.

Yeni projelerle Obasya’yı geliştirip büyütmeye, turizmin gelişmesine katkı yapmaya devam edeceğiz.
Çalışmalarımıza katkı yapanlara yürekten teşekkür ediyorum.
Manisalılar arasında dayanışma güçlendikçe gelişme hızlanacaktır…





11 Mart 2021 Perşembe

RİSK ALMAK

Büyük projeler risk almadan gerçekleştirilemiyor.
Eğer sıra dışı olmak büyük başarılar elde etmek istiyorsanız bunun risk almadan sorunlar yaşamadan başaramayacağınızı bilmelisiniz.
Ben risk alarak başarı sağlamayı; deneyerek, yaşayarak, bedeller ödeyerek öğrendim.
Risk almasaydım, Yeni Manisa Projesi olmazdı. Risk almasaydım, proje alanında ağaçlar, anıtlar ve sosyal donatılar olmazdı.
Risk almasaydım, Obasya ortaya çıkmazdı. 9 kişiyle kurulan bir kooperatif, ardı ardına beş proje yapıp, beşini de kabul ettiremez, AB başta olmak üzere TKDK’dan, Zafer Kalkınma Ajansı’ndan hibeler alamazdık.

Risk almanın çıkardığı sorunlarda oluyor mutlaka.

Sosyal medya ile gereğinden fazla ilgileniyorum. Sosyal medya bağımlısıyım diyebilirim. Her gün yeni paylaşımlar yapmayı seviyorum. Yazdıklarımın da tümünü paylaşıyorum. Ancak uzun yazıları kimse okumuyor. Kısa bir iki cümle olanlar daha çok okunuyor.

Sorunlar konusunda Facebook sayfamda kısa bir paylaşım yapmıştım, (Sorunsuz hayat olmaz. Hayat sorun çözme sürecidir. Ancak sorunları çözeceğiz, kendimiz çözülmeyeceğiz.) çok okunduğunu yorumlar yazıldığını gördüm.

Risk alıyorsanız sorunlarda yaşıyorsunuz. Sorun yaşamanın sıkıntısını, sorunları aşarak gideriyorum. İnanın yaşadığım mutluluk, çektiğim sıkıntıdan daha fazla oluyor. 

Benim için başarının tanımı, farklı projelerle, yaşadığım kente, bölgeye, ülkeye ve topluma yardımcı olmaktır. Kendimden çok toplumu düşünmektir. Kendimden önce hizmettir.

Risk almak neden başarıya yol açıyor. Başarı başarıyı getirirken aldığınız risklerde büyüyor. Sizin için risk almak yaşam biçimine dönüşüyor. Rahat yaşam bana göre değil. Anladım ki, beni hayata bağlayan aldığım riskler ve kazandığım başarılardır.  

Doğası gereği, riskler belirsizliğe meydan okumayı ve değişimi başlatmayı içeriyor. Daha başarılı olmak için bir arzunuz varsa, mevcut durumunuzdan kazandığınız sosyal tatmin size yetmiyor demektir.  O zaman yeni projelerle yeni hedefler belirlemeye ve yeni riskler almaya yönelmek gerekiyor. Ben risk alırken, yanımda bana güvenen aldığım risklere ortak olmak isteyen paydaşların olması da şart. Daha büyük başarılara ancak birlikte risk alarak ulaşılabiliyor. 

Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg, “Başarısız olması garanti edilen tek stratejinin risk almamak” olduğunu söyler. Hayatınızdaki riskleri almayı reddederseniz, önünüzdeki her fırsatı kendi elinizden almış olursunuz. Bu istikrar açısından rahatlatıcı olabilir ancak size herhangi bir boyutta büyüme veya gelişme sağlamaz.

Risk alan kişiler azınlıktır. Çoğu insan doğal olarak riskten uzaktır, bu nedenle düzenli olarak risk alırsanız azınlıkta olursunuz ve sıra dışı olarak görülürsünüz. Azınlıkta kalmayı sıra dışı olmayı düşünmekte bir risktir aslında. Ben sürekli riskler alan bir kişi olarak hayatımdan çok memnunum.

Risk almak; her duruma, her fırsata atlamakla ilgili değildir. Doğru olanları almakla ilgilidir. Herhangi bir karara varmadan önce tüm seçeneklerinizi tam olarak keşfedin.

76 yaşında bir yurttaş olarak, risk alma konusunda söyleyebileceğim son söz nedir diye sorduğunuzda vereceğim cevap şöyle olur: Büyük projeler düşünün. Risk almayı göze alın. Riskinizi paylaşacağınızı bildiğiniz paydaşlar bulun. Açık olun. Riskleri alıp yeni başarılara yelken açın. Hayattan keyif almanın yolu bence budur.

Risk almak üzerine birkaç güzel söz de paylaşarak noktalayayım yazımı.

Kaplumbağaya dikkat et, ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor. James B. Conont

Ölüm, sahip olduğumuz en büyük korku değildir; en büyük korkumuz yaşamak için risk almaktan korkmamızdır. Don Miguel Ruiz

Korku yaşamın değil, ölümün bir parçasıdır. Yaşamın anlamı risk almaktır, maceradır, bilinmeyenin içine dalmaktır. Osho

Eğer fırtına çıkınca yolcular gemiyi terk etmiş olsalardı kimse okyanusu geçemezdi. Charles R. Kettering

Risk al, hata yap. Ancak böyle büyüyebilirsin. Acı, cesareti besler. Cesur olmayı öğrenmek için başarısızlığı tatmış olman gerekir. Mary Tyler Moore

Yaşadığımız her an önümüzde iki seçenek vardır; gelişime doğru bir adım atmak ya da güvende hissetmek için bir adım geri kalmak. Abraham Maslow





5 Mart 2021 Cuma

AFAD

"Deprem öldürmüyor çürük binalar öldürüyor" sözünü çok kullanıyoruz. Buna bilinçsizlik sözünü de eklemek gerek.

Yapı sektörüyle ilgili bir kişi olduğum ve deprem bölgesinde yaşadığımız için deprem konusuyla yakından ilgileniyor bu konuda yazılar yazıyor konuşmalar yapıyorum.
Bugün Radyo Hiraş’ta Afad Manisa il Müdürü Güray Karakaya konuğumuz olacak yine depremi deprem konusuna yapılacakları konuşacağız.

Balık hafızalıyız demeye dilim varmıyor ama çabuk unutan bir toplumuz. Depremi deprem olunca anımsıyoruz. Yaşanılan felaketleri çabuk unutuyoruz.

Ülkemizde yaşadığımız, Kocaeli- Gölcük, Düzce ve takip eden Afyon, Pülümür, Bingöl depremlerinin ardından depremin ekonomik ve sosyal sonuçları konusuna tartışmaya alınacak önlemleri tartışmaya başlamıştık. Depremler sonrasında rahmetli, Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara’yı tanımıştık. Anlattıklarıyla yakından ilgilenmiş ve bilgilenmiştik. Sayın Işıkara bir anda çocuklar dahil toplumun en tanınan kişisi durumuna gelmişti. Şimdi kaç kişi hatırlar bilemiyorum.

Hepimiz şunu kabul etmek zorundayız. Türkiye bir deprem ülkesidir ve Türkiye’de her an deprem olabilir; şu anda da olabilir. Dolayısıyla biz bu olguyla yaşamak zorunda olduğumuzu bileceğiz ve bu olguyla yaşamayı öğreneceğiz. Onun için de öncelikle deprem bilincini mümkün olduğu kadar yaymaya çalışacağız. Depremden korunmanın en önemli yolu olan depreme dayanıklı yapılar yapma düşüncesine sahip çıkacağız. Depreme duyarlı ve bilinçli bir toplum olma yolunda hızla ilerleyeceğiz.

Sanırım 2019 yılındaydı, ben soran sorgulayan katılan bir yurttaş olarak, Manisa Afad İl Müdürü Sayın Güray Karakaya’yı makamında ziyaret etmiştim. Dinlediklerimden sonra Afad gönüllüsü olmaya ve arkadaşlarımın da AFAD gönüllüleri içine katılmalarına yardım etmeye karar verdim.  Hem bu güzel kentte yaşayan bir kişi ve hem de yönetiminde bulunduğum kurumların başkanı olarak, ne yapabilirim diye düşündüm. Konuyu arkadaşlarımla paylaştım. Gördüm ilgi aldığım destek beni çok sevindirdi. Hemen kolları sıvadık ve çalışmalara başladık.

Her zaman “eğitim şart” diyoruz ya, her konuda olduğu gibi deprem ve diğer felaketler konusunda da eğitim gerçekten şart. Afad gönüllüsü olunca, internet üzerinden eğitim almaya başladık. Aldığımız eğitimin amacı deprem zararlarının azaltılması hususunda bilincin sağlanmasıdır. Hem birey hem de kendi ailemizin bir ferdi olarak üzerimize düşen görev öncelikle aile deprem planı yapmak ve deprem öncesi, sırası ve sonrasında neler yapmamız gerektiğini öğrenmemiz ve sürekli tatbikatlar yapmamız gerektiğini öğrenmek oldu. Öğrendiklerimizi yakın çevremiz ve ailemizle paylaşmaya başladık.  Çalışmaları iş yerimizde, kamu kurumlarında, okullarda ve üniversitelerde sürdürmeliyiz. Tüm bunlar bizi Temel Afet Bilinci olan bir toplum yapacaktır. Bu bilince ulaşmanın yolu da bir daha tekrarlıyorum, eğitim, sürekli eğitimdir.

Sivil toplum örgütlerine büyük sorumluluklar düştüğü bilinciyle çalışmalıyız. Kentimizin en güzel mahallesi olan Güzelyurt’ta ve Yuntdağı’nda çalışmaların özel ve güzel örneklerini sergilemeliyiz. İşe Güzelyurt’ta bulunan sitelerimizin yöneticileriyle bir araya gelerek başlamalıyız. Daha sonra Yuntdağı’nda bulunan köyden mahalleye dönüşen yerleşimlerin muhtarlarıyla toplantılar başlatıp sürdürebiliriz. 2021 yılı bizim için AFAD Gönüllülerini çoğaltma ve çalışma yılı olmalı. Gönüllü kuruluşların desteği, heyecanı ve uzmanlığı olmadan devletin tek başına afete uğramış toplumların ihtiyacını karşılamasının mümkün olmadığını biliyoruz. Bu nedenle soran sorgulayan katılan, ülkesini ve kentini seven yurttaşlar olarak çalışmaların içinde olmalıyız. AFAD yöneticilerin de bunu amaçladığını öğrenmek beni çok mutlu etti.

17 Ağustos 1999 tarihini unutmayacağız.  Marmara Depremi büyük can kaybına ve geniş çaplı hasara neden olan bir deprem olarak belleklerimizden silinmedi, silinmemeli. Deprem sadece deprem yaşadığımızda değil sürekli gündemimizde olmalı.

İlimizde Afet ve Acil Durum Müdürlüğü ve bu müdürlüğün, konunun bilincinde çalışkan bir Müdürü ve personeli var. Bizde Manisalılar olarak destek verdiğimizde, güzel işler başarılacağından hiç kuşkunuz olmasın. İlimizin Afet ve Acil Durum Müdürlüğü yerel boyutta üzerine düşen görev ve sorumlulukların bilinci içinde çalışmalarını sürdürüyor. İl Müdürü Sayın Güray Karakaya’dan dinlediklerim ve gördüklerim beni çok mutlu ve umutlu etti.

Afad Gönüllüsü olarak girdiğim, 2021 yılının sorunların aşıldığı, gelişmenin hızlandığı, felaketlerin yaşanmadığı bir yıl olmasını diliyor ve yeni yılınızı yürekten kutluyorum…





25 Şubat 2021 Perşembe

UZLAŞMA

Yaşayarak görüyoruz ki, hayat eve, milyonların sevgisi yüreğe, kitaplar ve düşünceler belleğe zor sığıyor. Köşe yazımı yazmak için bilgisayarımın başına geçtim. Seferberlik ve uzlaşma üzerine yazacağım bugün. Seferberlik arkasında ulusal uzlaşma varsa başarıya ulaşır. Bugün ne iktidarı ne muhalefeti ne de bir kurum ya da bir kişiyi eleştireceğim. Bugün soran, soruşturan, araştıran,  süreçlere katılan etkin olmaya çalışan 76 yaşında bir yurttaş olarak sadece seferberlik ve uzlaşma üzerine düşüncelerimi paylaşacağım.

Seferberlik tüm yurttaşların mal, hizmet, kaynak ve düşünce üretme gücünü ayın amaca yönlendirme eylemidir. Seferberliğin başarılı olması için ortak akıl, ulusal uzlaşma ve ulusal katılma gerekir.

Mal, hizmet, kaynak ve düşünme üretimi için, merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin, ilgili kurum ve kuruluşların ve sivil toplum katkısını almak şart. 

Seferberlik yönetimi, çok sesli bir orkestranın yönetimi gibidir. Çok sesliliğin uyumunun sağlanması amaçlanır. Seferberliğin olmazsa olmazı uzlaşma dedim ya, gerçekten öyle. Ne kadar uzlaşma o kadar başarı.

KORONAVİRÜSÜ YENMEMİZ İÇİN SEFERBERLİK, SEFERBERLİK İÇİN DE UZLAŞMA ŞART.

Uzlaşma bir kültürdür.

Uygar insana uzlaşma yakışır.

Uzlaşma uygarlıktır.

Bu ülkenin, evinde mahallesinde, köyünde kasabasında kentinde her yerinde, en tepesinden en küçük birim olan aileye kadar uzlaşmaya ihtiyacı var. 

Demokrasi uzlaşmadan güç alır. Uzlaşma olmadan demokrasi olmaz.

Ayrı düşünmek başka şey, ayrı durmak başka şey, ayrı düşünebiliriz ama ayrı duramayız.  Aynı fikirde olanlar anlaşır elbet. Önemli olan ve olması gereken, farklı fikirlerde olup, birbirine saygı duyabilmesidir insanın. Bunu başardığımızda uzlaşma kolaylaşır…

Biz aynı ülkenin yurttaşlarıyız. Biz aynı geminin yolcularıyız. Gemi batarsa hepimiz batarız. Geminin kaptan köşkü de batar; en altındaki sintine bölümü de batar.  Bu ülkede uzlaşma kültürünün gelişmesi gerekiyor. Sevginin yerini, nefretin aldığı ortamda uzlaşma olmuyor. Kavga ve uzlaşma aynı torbaya sığmıyor. 

AYRIŞTIRAN DEĞİL BİRLEŞTİREN OLUN

Ülkenin yöneticileri ayrıştıran değil birleştiren olmalıdır.  Ülkenin ve yurttaşların tümünü kucaklamalıdır. Belediye Başkanları da öyle, bir partinin adayı olurlar ama seçildiklerinde tüm kentin başkanıdırlar artık. Tüm yurttaşlara eşit yakınlıkta olmaları gerekir. Yoksa uzlaşma zorlaşır, uzlaşmanın yerini dayatma alır.  Partiler fikir kulüpleri gibi olmalı. Partiler ülkenin sorunlarına çözümler ve projeler üretmeli. Halkta projelere bakıp oy vermeli. 

Siyaset halka gösterilen ilgiyle yapılmalı. Partiler arasında uzlaşma kültürünün gelişmesi, demokrasinin kökleşmesine ihtiyaç var. Eğer ülkemizde uzlaşma yaşayan bir gelenek haline gelirse, güçlü iktidarlar da başarılı olur, koalisyonlarda. 

SİYASET ÖFKEYLE DEĞİL SEVGİYLE YAPILMALI

Siyaset öfkeyle değil sevgiyle yapılmalı. Terörün kurban aldığı ölümlerin olduğu yerlerde liderler toplu fotoğraf verebilmeliler. Tasada ve kıvançta birlikte olabilmeliler.  “Benin dediğim dedik çaldığım düdük” denilen yerde uzlaşma olmaz. “Gelin yapılması gerekeni birlikte saptayalım” denilirse uzlaşma olur. Liderler en az iki üç ayda bir kez bir araya gelmeliler. Birbirlerinin elini dostça sıkabilmeliler.  Söz konusu vatan, söz konusu cumhuriyet, söz konusu demokrasi olduğunda işbirliği yapabilmeliler. 

UZLAŞMA OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ 

Kavgayla gelen başarı kavgayı, uzlaşmayla gelen başarı uzlaşmayı özendirir. Barışa, dayanışmaya uzlaşmaya ihtiyacımız var. Sevgiyi ve bilgiyi paylaşarak büyütmeye ihtiyacımız var. Bir siyasi partinin üyesi olmak diğer siyasi partilerin düşmanı gibi davranmayı gerektirmez. Tek ihtiyacımız var: Uzlaşma, sadece uzlaşma. Uzlaşmayı halk olarak biz istersek, siyasiler de istemek zorunda kalırlar. Haydi, o zaman, uzlaşmak için, işbirliği ve dayanışma için uzat elini. 

BEN NEREDE HATA YAPTIM

Liderler ve hepimiz kendimize “ben nerede hata yaptım” sorusunu sormalıyız ara sıra. Başarılarını dillendirdikleri gibi hatalarını da açıkça söyleyebilmeliler. Özeleştiri yapabilmeliler. Unutmayalım bu ülkede uzlaşma kapısını aralamak çözüme, barışa, kardeşliğe, dayanışmaya ve aydınlığa kapı aralamaktır. Önce uzlaşacağız, seferberlik yapacağız. Koronavirüsü yeneceğiz ve ardından gelecek olan sorunları hep birlikte aşıp esenliğe çıkacağız. Olur mu diye sormayın.  Uzlaşırsak birlikte çalışırsak, öfkenin yerine sevgiyi koyarsak ve ortak aklı etkin kılarsak olur.





17 Şubat 2021 Çarşamba

KORKUYLA YAŞAMAK

Muğla’dayım dışarıda müthiş bir fırtına var. Yatağa uzandım, Doğan Cüceloğlu’nun ‘Kendini keşfetmeye zorluklara başa çıkmaya var mısın?’ adlı kitabını okuyorum. Zorluklarla başa çıkma konusunda epey deneyimliyim ancak korkularla başa çıkmak daha zor oluyor.

Doğan Cüceloğlu’nun kitabını okurken Doğan hoca öldü haberini alınca, öylecene donup kaldım. Ölüm korkusunu son günlerde hepimiz yoğun biçimdi yaşıyoruz. Bir yerine iki maske takmaya insanlardan uzaklaşmaya başladık. Evden çıkasımız gelmiyor. Tek dostumuz akıllı telefonumuz ve kitaplarımız oldu.

Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarının çoğunu okudum. Okuyamadıklarımı bulup okuyacağımı, okuduklarımın bazılarını da yeniden okuyacağım. Örneğin, Savaşçı kitabını yeniden okumak istiyorum.

Yaşantımızı kâbusa çeviren kavramlardan biri olan korku üzerine yazmak istiyordum bugün. Doğan hocanın ölüm haberi yazımın içeriğini birazcık değiştirdi.

Yaşantımı film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiriyorum. Hiç bugünkü kadar korkuyu yoğun biçimde yaşadığım günler olmadı benim.

Yoksullaşma, işlerimizi, sevdiklerimizi kaybetme, değersiz görülme, amaçlarımıza ulaşamama, yaşlanma, hastalanma, ölme gibi korkularla mücadele ederek sürdürüyoruz ömrümüzü. Bu tür duyguları yaşamımızın farklı dönemlerinde yaşıyor olabiliriz. Ancak bu korkuların tümünü yoğun biçimde yaşıyorum şimdi. Yarının ne getireceğinim bilinmemesi de korkutuyor insanı. Korkuların kişisel olanları kadar toplumsal olanları da var. Toplumsal korkularım beni daha çok etkiliyor. Birçok kişinin farkında olmadığı susuzluk tehlikesi, birçok kişinin farkında olmadığı önemsemediği cumhuriyetin ve ülkemizin geleceği meselesi de korkularımı büyütüyor benim.

Bakın, Doğan Cüceloğlu korku toplumu, korku kültürü konusunda ne diyor:

“Türkiye’de yaşayan ortalama bir insan kendini sıradan bir vatandaş olarak güven içinde görmez, göremez; bu ülkemde hep böyle olagelmiştir. Güven içinde hissedebilmesi için vatandaş olması yetmez; ‘güçlü kişilerle’ ilişki içinde olan bir vatandaş olması gerekir. Vatandaşın ‘dayısı,’ ‘arkası,’ ‘güçlü bir makam-mevki ile ilişkisi’ yoksa yani sadece sıradan bir vatandaş ise ‘güçlü olana yenik düşeceğini bilir. Korku kültüründe güçlü olan haklıdır; değerler kültüründe haklı olan güçlüdür. Sıradan vatandaş kendini savunmasız, sürekli olası tehlikelere maruz, korunmasız hisseder. Gergin, stresli, kaygılı, şevksiz ve içten içe öfkelidir.”  Bu duygular içindeki insanın mutlu olması mümkün değil bence. Hele buna bir de korona salgını korkusu eklenmişse. Korkuları bu kadar yoğun yaşamaktan da korkuyorum. Korku hastalık getirir biliyorum. Korkuları yenmeye çalışıyorum.

Küçükken bizi korkuyla yönetmeye çalışırlardı. Öcü geliyor derlerdi. Allah seni taş eder derlerdi. Ben öcü olmadığını erken anlayanlardandım. Kapı eşiğinde oturma şeytan çarpar derdi annem. Kapı eşiğinde oturursam şeytan çarpmayacağını ancak hava cereyanının çarpacağını bilirdim. Tek odalı bir evde otururduk. Odun yaktığımız bizim bacalık dediğimiz duvarda bir girinti vardı, burada yaktığımız ateşle hem ısınırdık hem de yemeğimiz yapılırdı. Bacalıktan çıkan hava nedeniyle evimizin kapı eşiğinde büyük bir hava cereyanı olurdu. Annem kapı eşiğinde oturma şeytan çarpar derdi sürekli olarak. Sanırım annemin annesi de öyle söylemiştir çocuklarına. Ve sanırım şeytan çarpmasın diye kimse kapı eşiğinde oturmamıştır bence.

Ben hiçbir şeyden korkmuyorum diyenlere hiç inanasım gelmiyor. Ben korona salgınından çok korkuyorum. Ben ülkemizin geleceğinden endişeleniyorum. Yapacaklarımın sınırlı olması beni daha çok korkutuyor. Çok cesur olduğumu, hiçbir şeyden korkmadığımı söyleyemem. Korkmak da sevmek gibi insani bir duygudur. Korkuyla yaşamak gerçekten çok zor oluyor. Korkuyu bir şekilde aşmamız gerekiyor. Korku içinde geçen her günümüzün ömrümüzden en az üç günü belki daha fazlasını götürdüğünü düşünüyorum.

Yaşanılan korkuyu aşmak için neler yapmam gerektiğini düşünüyorum. Oturup korku üzerine konuşsak düşüncelerimizi paylaşsak aşmamız kolaylaşır ancak bir araya gelemiyoruz. İş başa düştü kendi korkumuzu kendimiz aşacağız. Sorunu belirlediğime göre çözme yolunda bir adım atmış oldum diyorum kendi kendime. Umutlarımı yitirmemeliyim. Gelecek güzel günlerin düşünü kurmalıyım. Salgınlar ilk kez yaşanmıyor ki dünyamızda.

Geleceğe dönük en büyük korkularımızdan biri de yaşlanma. Bu karşı çıkamayacağımız bir gerçek evet yaşlanacağız. Her yaşın bir güzelliğinin olduğunu bilmeliyiz. Yeter ki sağlıklı yaşlanalım.  Yaşlılık konusu açıldığında korku ve endişeye kapıldığımız oluyor elbet ancak kısa bir süre sonra hiçbir şey yokmuş gibi günlük yaşamımıza devam ediyoruz. Sizi bilmem ama ben öyle yapıyorum.

İnsan birisiyle konusunca ya da düşündüklerini yazınca rahatlıyor. Şimdi korkularımın giderek azalacağını düşünmeye başladım bile. Korkuyu aşmak gerekiyor. Korkuya yenilmemek gerekiyor. Tüm kötülüklerle olduğu gibi korkuyla da savaşmak gerekiyor.

Doğan Cüceloğlu’nu okuyun. Korkuları aşmanıza, hayata güçlü biçimde tutunmanıza katkısı olduğunu göreceksiniz. Kendinizi daha yakından tanıyacaksınız. Kendinizle konuşmaya başlayacaksınız. Kendinizle iletişim kuramıyorsanız, başkalarıyla sağlıklı iletişim kuramazsınız. Korona günlerini fırsata dönüştürüp kendinizi tanımaya çalışınız.

Seni çok özleyeceğiz Doğan Hocam. Işıklar içinde kal. Kitapların önce içimizi sonra yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.





11 Şubat 2021 Perşembe

KADİR KESKİN

Hayatı boyunca eğitim alanında önemli çalışmalar yapan yazar, emekli öğretmen Kadir Keskin’i yazmak istedim bugün.

Kadir Keskin benden bir yaş büyük o 1944’ü ben 1945’liyim. İkimizde köy kökenliyiz.
Kadir Keskin’i yazılarından tanıyorum kendisiyle oturup sohbet edemedik. Nasip bugünmüş. Kadir Keskin 12 Şubat 2021 Cuma günü saat 12.15’te Radyo Hiraş’ta konuğumuz olacak. Kadir Keskin kitaplar ve köşe yazıları yazan bir arkadaşımız. Kendisi, Afyon Dazkırı Çiftlik doğumlu ancak, o Manisa’nızın yaşayan önemli bir değerimizdir.

Bir eğitimci olarak Kadir Keskin yapması gereken her şeyi fazlasıyla yapmış. Ben burada yaptıklarının bazılarına değinmekle yetineceğim. Ancak, okuyucularıma Kadir Keskini tanıyın yazdıklarını okuyun örnek alınacak çalışkan bir eğitimcidir derim. Bakın nişeler yapmış Kadir Keskin: Almanya’nın İngolstadt şehrindeki Apian- Gymnasium ile Manisa Lisesi’ni kardeş okul yapmış. Bu kardeşlik ilişkisi iki okul müdürlerinin gayretleriyle şehirlere de yansıtılmış. Manisa ile İngolstadt‘ın kardeş şehir olmaları sağlanmış. Avrupa’ ya açılan bu kapı sayesinde Manisa’da birçok okulun bu olanaklardan yararlandığı biliniyor.

Yazarın müdürlüğü sırasında kendi okuluna: Hibe olarak komple fizik – kimya laboratuarı, Manisa Belediyesine de makam aracı kazandırdı.

Kadir Keskin’e İngolstadt Belediyesi tarafından kültür nişanı verildi.

İlkokulu kendi köyünde okuyan Kadir Keskin ortaokulu dışarıdan bitirdi. İzmir İmam- Hatip Lisesi’ni 1965’te, aynı yılın Eylül ayında da Balıkesir- Savaştepe Öğretmen Okulunu dışarıdan bitirdikten sonra Konya yüksek İslam Enstitüsü’nü( İlahiyat Fak) 1969 yılında bitirerek Çanakkale/ Biga’da öğretmenlik hayatına başladı. Yedek Subay askerliğini yaptıktan sonra Manisa Salihli Lisesi’nde öğretmenliğe devam etti. Salihli 50. Yıl Ortaokulu Müdür Başyardımcılığını yaptı. Daha sonra Kırkağaç Lisesi Müdürü olarak atandı. Oradan zamanın şartları içinde Manisa Yuntdağı Osmancalı köyü Ortaokuluna öğretmen olarak tayin edildi. Bir müddet burada çalıştıktan sonra 1980 yılında Manisa Lisesi Müdür Baş Yardımcılığına getirildi. Manisa Lisesi Müdürü emekli olunca da 1998 yılana kadar 18 yıl bu Manisa Lisesi müdürlüğü görevini sürdürdü.

Emekli olduktan sonra İzmir Özel Bornova Kolejinde çalıştı. Bilahare Almanya’da Türk çocuklarının din eğitimi çalışmalarında bulundu. Almanya’dan döndükten sonra Manisa’da yoksul aile çocukları için ücretsiz Manisa Belediyesi Eğitim Merkezi MABEM dershanesini kurarak bu dershanenin üç yıl kurucu müdürlüğünü yaptı. Dar gelirli ve yoksul aile çocukları için geliştirdiği ücretsiz dershaneciliğin alt yapısını Balıkesir’de ve diğer bazı illerde oluşturarak açılmasını sağladı. Soma’da da yine dar gelirli aile çocukları için ücretsiz Soma Belediyesi Eğitim Merkezi SOBEM dershanesini kurdu ve üç yıl da SOBEM dershanesinin kurucu müdürlüğünü yaptı. 50 yıldır fiili eğitimin içinde bulunan Eğitimci yazar Kadir Keskin, yazarlık  çalışmalarını yürütmekle birlikte, ortaokullarda, liselerde, üniversitelerde ve cezaevlerinde ilgi gören eğitim seminerlerine ve konferanslarına  devam etmektedir. Manisa'da eğitime olan katkısı ve eğitim içerikli kitapları ile 23 Aralık 2017 günü " Şehrin Hazineleri Vefa Buluşması'nda"    Manisa Valisi  Sayın Mustafa Hakan GÜVENÇER tarafından ödüllendirildi. Aynı tarihte Kadir Keskin’in yanında bana da Manisa’nın Hazinesi ödülü verilmişti.

Kadir Keskin’in Manisa’nın değerlerine değer katanlar listesine beni de dahil etmiş olduğunu belirterek kendisine sevgi ve sağılarımı sunuyor, sağlıklı yıllar, eğitime ve ülkemizin gelişmesine yazarak konuşarak yaptığı başarılı katkılarını sürdürmesini diliyorum.

Kadir Keskin’in iz bırakan defalarca basılan kitaplarının olduğunu da belirtmeliyim. Okul Müdürünün Günlüğü kitabının 14’ncü baskısı yapılmış.  Kırk Gün Kırk Programlı Yaz tatili Dini Bilgiler Kitabının25’nci Baskısı yapılmış.  Manisa’da Vakıf Eserleri ve Manisa’da İz Bırakanlar kitabını okumla olanağı bulmuştum.

Kitaplarının tümünü buraya alamadım. Kadir Keskin, bildiklerini yazarak ve konuşarak paylaşmaya devam ediyor. Çalışmanın yaşı yoktur. Aklınızın yettiği, elinizin kalem tuttuğu ve dilinizin döndüğü sürece yazmaya konuşmaya devam etmelisiniz.

Bizim kuşak çalışkan bir kuşak. Kadir Keskin bizim kuşağın çalışkan temsilcilerinden bir tanesi. Kadir Keskin gibi değerlerimize sahip çıkmalıyız, onları yaşarken anmalıyız…





 
back to top