Yeni Kooperatifimiz CEMRE KONUT

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatifinin imzaları atıldı

CEMRE KONUT / LALE KULE

1+1 Küçük Konut, Büyük Rahatlık

CEMRE KONUT / LALE KULE

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatif toplantısından görüntüler

CEMRE KONUT / LALE KULE

Hedef Kilitlendi

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Üye Kayıtlarımız Başlamıştır

OBASYA Projesi Yuntdağlarında kurulacaktır.

26 Aralık 2014 Cuma

Yeni bir yıla yeni umutlarla girmeye hazırlanıyoruz. 


Yeni bir yıla yeni umutlarla girmeye hazırlanıyoruz. Umutları körükleyen büyüten bir seçim yapılacak yeni yılda. Yeni yıl, seçim yılı olacak bir anlamda.  Yeni yıl neler getirecek hep birlikte göreceğiz. 

Cuma günleri bu köşede yazıyorum, aynı gün Radyo Hiraş'ta Manisa'da Yaşam Programını yapıyoruz Sayın Rıfat Uygur'la birlikte.  Radyo Programını köşe yazısı ile başlatıyoruz. Bu yazım yeni yılla ilgili olduğu için Sayın Uygur'la elbet yeni yılı da konuşacağız bugün. Yazılarımda da, katıldığım programda da ne germek nede gerilmek istiyorum. Güler yüzlü yazılar ve güler yüzlü programlar yapmak istiyorum. Buna hepimizin ihtiyacının olduğunu düşünüyorum. Germek ve gerilmek istiyorsanız binlerce haklı neden bulabilirsiniz. Ancak gerilmek insanı huzursuz ediyor; Mücadele gücünü azaltıyor. Germeyin gerilmeyin. Yeterince gerildik zaten.

Yazılarımda bir gün geçmişin gizemine, bir gün günümüzün gerçeklerine, bir gün geleceğin düşünü kurmaya yöneliyorum.  Geçmişe ve geleceğe ilişkin kurgular yapmaya çalışıyorum.  Yazmayı seviyorum. Aslında sevdiğim yazmak değil. Sevdiğim paylaşmak. Yazarak düşüncelerimi paylaşabildiğim için yazıyorum.  İnsanın okunduğunu düşündükçe yazma isteği artarmış. Benim de öyle oluyor.

“Yazacak konu bulmakta güçlük çekmiyor musun?” diye soruyorlar. Manisa’da yazacak konu bulmakta zorluk çekilir mi hiç. Nereye baksan karşına yazacak bir konu çıkıyor. Bazı konular var ki, her gün yazsanız olur. Örneğin çöp sorunu diyelim. 20 yıldır yazıyorum. Örneğin kent içi ulaşım ve otopark sorunu diyelim. Kentsel yenileme diyelim. Turizm diyelim. Eğitim diyelim. Bu konularda her gün yazı yazılabilir. Bu konuda yazdıklarımız öyle uzun anlaşılmaz da olmuyor. Manisa’nın Şahin Deresi ağzında bulunan  çöplüğün, fitili ateşlenmiş patlamayı bekleyen bir bomba gibi durduğunu söylediğinizde, yalan diyen, sorun yok diyen birisi çıkabilir mi ortaya?  Çöp, metan gazı üretiyor diyoruz. Her gün yangın çıkabilir diyoruz. Yangın çıkıyor. Hele bir yaz gelsin sıcaklar başlasın, çıkan yangınlar Spil dağını tehdit etmeye başlar yine. Çöplük bizim “alışılmış çaresizliğimiz” oldu.  Sanırım 1994 yılıydı, İstanbul’da Hekimbaşı çöplüğü patlamış 45 yurttaşımız çöp yığınları altında can vermişti. Şahin Deresi Çöplüğü de bir gün patlayıp çevresindeki mahalleleri çöp yığınları altında bırakabilir. Şahin Deresi Çöplüğü de önlem alınmazsa yurttaşlarımıza mezar olabilir.  İşte size bir konu. Her gün yazsanız olur. Kentimiz de yazılacak o kadar konu var ki, biz konu bulmakta zorlanmıyoruz. Hangisini yazacağımızı seçmekte zorlanıyoruz. Ülkemizin batısındaki Manisa’nın bazı mahallelerinde yaşayanların %17'si okuma yazma bilmiyor, diyerek yeni bir yazıya başlanabilir hemen. Bu mahallelerde okuma yazma seferberliği başlatılmalıdır diye öneri de getirilebilir.

İşimizin sadece yazmakla sınırlı olmadığını, yazdıklarımızın etkilerini de izlemek zorunda olduğumuzu da düşünüyorum. Manisa'nın turizme açılması sürekli olarak gündemde kalsın istediğim için, hemen hemen her yazımda, yaptığım her programda konuyu gündeme getiriyorum.
 

2015 yılı seçim yılı olacak. Hemen hergün politika konuşulacak. Biz Manisa'da genelden çok yereli düşünmeliyiz, yereli konuşmalıyız ve yereli yazmalıyız diye düşünüyorum.  Yaşadığımız kentin sorunlarına çözümler üretilmesi süreçlerinin içinde olmalıyız. Yaşadığımız kenti korumalıyız. Elimizde olanların değerini bilelim. Ne başka bir Manisa var, nede başka bir Türkiye var.



19 Aralık 2014 Cuma

çok seslilik

ÇOK SESLİLİK


Çok seslilik, toplum olarak anlayıp içimize sindiremediğimiz bir kavram. Çok seslilikten çok 
söz ediyoruz da, çevremizdeki herkes, benim gibi düşünsün, benim istediğimi söylesin istiyoruz. Tek sesliliğin kolaycılığına kaptırıyor herkes kendini.

Her yerde, ailede, işyerinde, tüm kurum ve kuruluşlarda ve siyasi partilerimizde, başta olanların büyük bir bölümü tek seslilik istiyor. Sadece kendi sesi çıksın, ne söylerse doğru söylediği koşulsuz kabullenilsin, söylediğinin dışında bir şey söylenmesin isteniyor. Bunu söylerken de, “Disiplin” deyip bir şey demiyor. Yeni bir şey söylediğinizde hem uyumsuz hem de disiplinsiz oluyorsunuz. Yeni bir şey söyleyebilmek kadar zevk aldığım başka bir şey yok. Yeni bir şey söyleyebilmek, düşünmeyi, okumayı araştırmayı gerektiriyor. Oysa uyumlu olmak için bunların hiç birisini yapmanıza gerek yok. Kafanızı evet anlamına emme basma tulumba gibi sallamanız yetiyor.

Ben tek seslilikten yana bir insan değilim. Tek seslilikten yana olanları da sevmiyorum. Kendi kendime olduğum zamanlarda bile, kendi doğrularımı süzgeçten geçirip, tartışıyorum. Kendi söylediklerime ters düştüğümde bile, gözlerimin içi gülüyor. Kendi doğru bildiğimin yanlış olduğunu görünce de bunu çevremdekilerle paylaşmaktan geri kalmıyorum. 

Bize hep tek seslilik eğitimi verildi. Aile içinde babamızın, okulda öğretmenimizin, işyerinde amirimizin dediği tek doğrudur denildi. Oysa babamızın yanlışlarını daha çocukken, öğretmenlerimizin yanlışlarını yaşama atıldığımızda, amirlerimizin yanlışlarını işyerinde verim düştüğünde açıkça gördük. 

Şimdi, siyasi partilerde de disiplin adına tek seslilik koşulsuz kabullenme öneriliyor. Tek sesliliği kabullenir, söylenenleri tartışmaz, yukardan söylenen her şeyi doğru kabul ederseniz yükselebilirsiniz deniliyor. Böyle yükselmeyi seçenler ve yükselenler oluyor elbet. Ancak, söylenenlere kuşkuyla bakanlar ve tartışanlar, yükselme şansı bulamıyor. Bir şey söyleyeyim mi? Eğer, söylenenlere kuşkuyla bakanlar olmasaydı, gelişme olmazdı. Aydın demek, araştıran soruşturan, kuşkuyu elden bırakmayan demektir. Siz, siz olun, “salla başı al maaşı” sözünde anlamını bulan, koyunlar olmayın. 

Size birisi uyumsuz diyorsa, bunu size verilmiş en büyük ödül olarak kabul edebilirsiniz.

Şimdi diyelim ki, Mustafa Kemal, saraya yakın bir Osmanlı Subayı olarak, uyumlu birisi olsaydı. Söylenenleri hiç tartışmasaydı. Saraya bağlılığını disiplin adına hep sürdürseydi, genç Türkiye Cumhuriyeti kurulabilir miydi? Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verilir miydi? Her söyleneni doğru kabul etmediğimiz, kuşkuyla yaklaşıp, tartıştığımız zaman doğrulara ulaşmamız kolaylaşacaktır. Ancak kendi doğrularımıza da kuşkuyla yaklaşmamız gerekiyor. 

Size uyumsuz diyeceklermiş, varsın desinler. Konuşun lütfen. Çok konuşuyor, diyeceklermiş varsın desinler. Bana en çok acı veren, konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmaktır. İstemediğim yerde, konuşmaya zorladıklarında, konuşmam gereken yerde engellediklerinde çok üzülüyorum. Konuşmak istediğimde, konuşmanın yolunu bulmaya, konuşamadıklarımı yazmaya devam ediyorum. Kim ne der, kim kızar demeden konuşup yazıyorum. Kendime olan saygımı yitirmemek için konuşup yazmayı da ölene dek sürdüreceğim...



21 Kasım 2014 Cuma

ZAFER KALKINMA AJANSI

ZAFER KALKINMA AJANSI

19 Kasım 2014, Çarşamba günü,  sabah saat 18.30'da Manisa'dan,  Altan Türe, Alp Tunay  ve Emre Sümer ile birlikte Merkezi Kütahya'da bulunan Zafer Kalkınma Ajansına gitmek için yola çıktık. Kütahya'ya ulaştığımızda saat 11.00'di doğruca Zafer Kalkınma Ajansına gittik. Taşınma hazırlıkları ve telaşı vardı. Ancak çalışmalar hiç aksamıyordu söylenen saatte sözleşmemizi imzaladık; Eğitimimizi aldık ve güzel duygularla Zafer Kalkınma Ajansından ayrıldık. Kütahya'ya gelmişken Müzeleri de gezelim istedik. Yanımızda Arkeolog Altan Türe vardı çünkü. Bilgisinden birikiminden yararlanmalıydık.
Bu köşede, daha önce de Zafer kalkınma Ajansı ile ilgili bir yazı yazmıştım, bu ikinci yazı oluyor. Böyle güzel bir kurumu tanıtmak için sıkılmadan her hafta yazı yazabilirim. Çünkü insana pozitif enerji yüklüyor. Umutlarımızı pompalıyor.
Zafer kalkınma Ajansı ile tanışmamız Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi olarak hazırladığımız "Yunt Dağı'nda  Zaman Geçidi Müzesi" adını verdiğimiz  projemiz  nedeniyle oldu.  Proje Yunt Dağlarında aldığımız 102.000 metre karelik bir alanda gerçekleştirilecek ve ülkemizin ilk Zaman Geçidi Müzesi olacaktı ve oldu. İyi ki varsın Zafer Kalkınma Ajansı. Şimdi de aynı projenin devamı anlamına gelebilecek yeni projemizi destekliyor Ajans. Yunt Dağı'nın turizm altyapısı için hazırlıklar yapacağız. Turizm bölgelerini saptayacağız. Kitaplar yazacağı. Haritalar yapacağız. Yollara yönlendirme levhaları koyacağız. Manisalıları Yunt Dağı ile buluşturacağız.

Kalkınma, yeni kurumlar ve yeni kavramlarla oluyor. Yeni Kurumlardan birisi Kalkınma Ajanslarıdır. Yeni kavram da, Projeciliktir. Ajanslarla birlikte proje kavramı da anlam ve önem kazanarak öne çıktı.
Ulusal kalkınmanın yerelden güçlendirilmesi, bölgesel potansiyellerin yerelde yoğunlaşan çalışmalarla harekete geçirilmesi, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarının azaltılmasını hedefleyen Zafer Kalkınma Ajanslarının desteklenmesi, kaynaklarının çoğaltılması ve etkinleştirilmesi gerekiyor.

Edindiğimiz bilgilere göre, T.C. Zafer Kalkınma Ajansı, Afyonkarahisar, Kütahya, Manisa ve Uşak illerimizi kapsayan bölgede hizmet vermek üzere 14.7.2009 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulmuştur. Ajansın Genel Sekreterliği Kütahya ilimizdedir. Afyonkarahisar, Manisa ve Uşak illerimizde Genel Sekreterliğe bağlı Yatırım Destek Ofisleri hizmet vermektedir.
İlk yazımda da değinmiştim. Bir kez daha yinelemek istiyorum. Zafer Kalkınma Ajansını üstlendiği görevler şöyle:  "Bölgesel kalkınmayı ilgilendiren konularda, kamu, özel kesim, sivil toplum temsilcileri ve bilim insanları arasında iletişim ve işbirliğini geliştirmek, bu aktörlerin çalışmaları arasında bağlar oluşturmak suretiyle kalkınma bilincini ve ivmesini arttırmak, bölgesel kalkınma konusunda koordinatör ve katalizör bir rol üstlenmek.  Bölgenin kaynak ve olanaklarını tespit etmeye, iktisadi ve toplumsal gelişmeyi hızlandırmaya, rekabet gücünü arttırmaya ve potansiyel gelişim alanlarını ön plana çıkarmaya yönelik araştırmalar yapmak. Bölgede yerli ve yabancı yatırımların stratejik ve planlı şekilde arttırılması yönünde tanıtım ve rehberlik hizmetlerinde bulunmak." şeklinde uzayıp gidiyor. Sayılanlar yaptıklarının bir bölümü sadece. Bence en önemlisi toplumda proje anlayışının yaygınlaşmasını sağlamasıdır.

Zafer Kalkınma Ajansını tanıyın, çağrılarına kulak verin. adresi www.zafer.org.tr olan Web sitesini izleyin. Yolunuz düşerse Zafer Kalkınma Ajansının Bülent Koşmaz Hizmet Binasında bulunan bürosuna uğrayın, bakarsınız sizde bir proje yaparsınız, projeniz beğenilir ve kalkınmaya katkıda bulunmuş olursunuz. Zafer Kalkınma Ajansı gibi kuruluşlara her zaman ihtiyacımız olacaktır. Bu kuruluşlar kalkınmanın motorlarıdır. İyi ki, Zafer Kalkınma Ajansı var...


14 Kasım 2014 Cuma

ATATÜRK

 ATATÜRK

Yine bir 10 Kasım.
Yine Atatürk var dilimizde ve yüreğimizde.

10 Kasım 2014 tarihli Posta Gazetesinin ilk sayfasına bakıyorum. Sayfanın tümü Atatürk'e ayrılmış. "Ölümünün 76. yılında, 76 milyon Atasını Minnetle Anıyor." cümlesini görüyorum. 76 milyon Atatürk'ü anlıyor ve anıyorsa, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşıp aşmak sorun olmayacaktır ülkemiz için. "Biz seni unutmak için sevmedik" diye yazılmış. Gerçekten öyle biz Atamızı unutmak için sevmedik. O'nun asaletini zarafetini ve bilgeliğini özledik. Dünya'da hiç bir toplum Atatürk gibi bir öndere sahip olamamıştır. Hiç bir toplum da önderini, bizim Atatürk'ü sevdiğimiz kadar sevmemiş ve ölümsüzleştirememiştir. Atatürk karşıtları Atatürk döneminde de vardı, şimdide var. yarın da olacaktır. Ama bu karşıtlar, gönüllerimizdeki Atatürk sevgisini bitirmek şöyle dursun daha da pekiştireceklerdir.


Hepimize düşen en büyük görev; Atatürk’ü ve en büyük eseri Cumhuriyet’i anlamaktır. Cumhuriyet’in değerlerini her koşulda korumak, Atatürkçü düşünceyi benimsemektir. Türkiye’yi aydınlık yarınlara taşımaktır. Ulusumuz, Yüce Atası’nın hedef olarak gösterdiği bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunda ilerleyerek çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacak ve aşacaktır.

Türkiye Cumhuriyetinin eşit yurttaşları olarak, tüm dünyanın övgüsünü kazanan ölümsüz önderimizle ve O’nun kurduğu Cumhuriyet’le haklı olarak gurur duymalıyız. Kim ne derse desin, Ulusumuzun ışık kaynağı, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, aydınlık Türkiye’nin sembolü, büyük devrimci ve düşünce adamı Yüce Atatürk’ün yurttaşlarımızın gönlündeki erişilmez yeri hiçbir zaman değişmeyecektir. Bunun değişmesini beklemek ham hayaldir, abesle iştigaldir. Göreceksiniz Atatürk'ü unutturmak isteyenler kendileri unutulup gidecektir...


1923 yılında Cumhuriyetin ilanından 9 gün önce yayınlanan ve ülkemizde az bilinen  Atatürk'le yapılmış bir söyleşi geçti elime. Keşke söyleşinin tümünü
aktarabilsem. Söyleşinin ilerleyen bir bölümünde Gazeteci İsaac F. Marcosson soruyor: "Sizin için devlet yönetiminde ideal neler? Başka bir deyişle, Pan-İslamizm ve Pan-Turanizm fikirlerine inanıyor musunuz? "Kısaca söyleyeyim" dedi. "Pan-İslamizm, din ortaklığına dayanan bir federasyon demekti. Pan-Turanizm ise, ırka dayanan aynı çeşit bir çaba ve ihtiras ortaklığını temsil ediyordu. Her ikisi de yanlıştı. Pan-İslamizm fikri, asırlar önce Viyana Kapılarında Türklerin Avrupa'da ulaştıkları en son noktada öldü. Pan-Turanizm de Doğu ovalarında mahvolup gitti. Bu hareketlerin ikisi de yanlıştı; çünkü kuvvet ve emperyalizm anlamına gelen fetih fikrine dayanıyorlardı. Uzun yıllar emperyalizim Avrupa'ya hakim oldu. Ancak emperyalizm ölüme mahkumdur. Bunun cevabını, Almanya'nın,  Avusturya'nın, Rusya'nın ve geçmişteki Türkiye'nin yıkılışında bulursunuz. Demokrasi insan ırkının ümididir. Bir Türkün ve savaş için yetişmiş benim gibi bir askerin böyle konuşması size garip gelebilir. Oysa yeni Türkiye'nin temelindeki fikir aynen budur. Biz zor kullanma, fetih istemiyoruz. Yalnız bırakılmamızı ve kendi ekonomik ve siyasal kaderimizi kentimizin tayin etmesine müsade edilmesini istiyoruz. Yeni Türk Demokrasisinin tüm yapısı, bunun üzerine kuruludur."
Dediğim gibi keşke söyleşinin tümünü aktarabilseydim. Atatürk'ü anlamak geçmişi kavramak ve geleceği kurgulamaktır...



7 Kasım 2014 Cuma

BÜLENT ECEVİT

BÜLENT ECEVİT
5 Kasım'da Ecevit'i andık
Sevgiyle özlemle


10 Kasım'da Atatürk'ü anacağız
Yine sevgiyle, yine özlemle
Keşke andıklarımızı  daha çok anlamaya çalışsak.
Anlamak anmaktan daha önemli diyebilsek

Atın yüreğinizden kini nefreti diyordu Ecevit
Sevgi üstüne şiirler yazıyordu
Mavisiyle özgürlük, ak güvenciniyle barıştı
Uçsuz maviliklerde bir ak güverci
Kanat çırpar
Sevgi için
Barış için
Kardeşlik için
Uçsuz maviliklerde bir ak güvercin
Kanat çırpar
Senin için
Benim için
Bizim için

Özgürlüğü çağrıstıran maviydi Ecevit
Barışı çağrıştıran, bir ak güvercindi 
Güvercin O'nunla anlamlı
Mavi O'nunla daha güzeldir.

Duyarlı insandı, güzel konuşurdu, kitleleri etkilerdi


Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu, Mustafa İsmet İnönü'nün ikinci genel başkanı olduğu CHP'nin üçüncü Genel Başkanı oldu Mustafa Bülent Ecevit.  Tek parti dönemi hariç, CHP hiç bir dönemde, ECEVİT'in genel başkanlığında sağladığı başarıyı sağlayamadı.
İnsanlar, CHP koltuğunda hep Ecevit'i aradı.
CHP kapaınınca DSP'yi kurdu. Anadolu'yu bir minübüsle eşiyle birlikte dolaştı ve Türkiyenin en büyük partisi yaptı.
O'nu dürüst siyasetçi olarak anıyoruz şimdi

Aramızdan ayrıldığında 81 yaşındaydı
Özgürlüğü çağrıştıran maviyi seninle sevdik
Rahat uyu büyük insan. Rahat uyu Mustafa Bülent Ecevit...



30 Ekim 2014 Perşembe

CUMHURİYET FAZİLETTİR

CUMHURİYET FAZİLETTİR



Bu güzel ülkenin, değişmeyen ve yolay kolay da değişmeyecek olan gerçeği : Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusunun Mustafa Kemal Atatürk'tür olduğu ve sevgisinin gönüllerde hep yaşayacağı gerçeğidir.  Bu ülkenin her yurttaşı bunu böyle bilir. Ata'sına ve kurduğu cumhuriyete kanı ve canı pahasına sahip çıkar. Cumhuriyetin niteliğini değiştirme ve Atatürk'ü unutturma hayalleri abasle iştigalden başka birşey değildir.

Atatürk'ün önderliğinde kurulan cumhuriyeti koruyup kollamak ve güçlendirmek ancak Atatürk'ün gösterdiği, bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunda kalmakla ve  ilerlemekle olur.

Cumhuriyetimizi korumak ve güçlendirmek bu güzel ülkenin yurttaşları olarak hepimizin ertelenmez öncelikli görevidir. Bu görevimizi yaparken mazeret üretme hakkımız yok. Mazeret üretmeyip marifet göstereceğiz. Marifet göstermeye örnek mi istiyorsunuz? Örnek; Mustafa Kemal Atatürk'tür.  Atatürk, ülkenin kurtuluş mücadelesini başlatmak amacıyla 1919 yılında Samsun’a  çıktığında elinde hiçbir maddi güç yoktu.  Sadece, ülkeyi kurtarmaktan ve halka güvenmekten başka bir seçenenğinin olmadığını biliyordu. Kalkışılan iş kolay değildi. Köhnemiş, parcalanmış, paylaşılmak istenen bir imparatorluktan genç bir cumhuriyet kurulacaktı. Tüm ulusları şaşırten, benzer kaderi paylaşanlar tarafından örnek alınan muhteşem bir destan yazıldı. 29 Ekim 1923 yılında cumhuriyt kuruldu.  Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu bilemezsek nasıl korunacağını da bilemiyiz.

Samsun’da başlayıp, Amasya, Erzurum, Sivas’tan sonra Ankara’da 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla farklı bir boyut kazanan Milli Mücadele; Türk Milleti’nin gerçek bağımsızlık ruhunu “Egemenlik Kayıtsız, Şartsız Ulusundur” ilkesiyle, Doğu ve Güney Cepheleri ile Yunanlılara karşı sürdürülen başarılı savaşlarla kazanılmış, 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ardından, sıra yapılacak olan köklü değişikliklere gelmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş ve lâik bir devlet olabilmesi için gereken bütün adımlar Atatürk’ün önderliğinde hızla atılmış, toplumsal ve siyasal alanda yapılan devrimlerle ülkemiz halkın iradesinin hakim olduğu özgür bir ülke haline gelmiştir. Herkesin kanunlar önünde eşit olduğu ülkemizde, hiçbir kimse ve topluluğa ayrıcalık tanınmamakta, eğitim, sağlık ve sosyal alanlarda yapılan devrimler ile halkımız refah ve huzur içerisinde yaşamaktadır.

Cumhuriyet rejimi sayesinde bağımsız ve özgür bir millet olarak yaşadığımız bu topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti devletimizin ebedi varlığı ve birliği adına ülke gelişimine katkıda bulunmak için vatanımızı çok sevmeli, düşmanca yaklaşımlarda bulunan iç ve dış güçlere karşı her zaman uyanık olmalıyız. Bizlere tevdi edilen görevleri layıkıyla eksiksiz bir şekilde yapmalı, ülke menfaatlerini kendi menfaatlerimizin üzerinde tutmalıyız. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete sahip çıkıp, demokrasiden asla ödün vermeden, milli birlik ve bütünlüğümüzden hiçbir zaman ayrılmamalıyız. Olanca güçlüklere rağmen Atatürk’ün sayesinde kurulan cumhuriyete sahip çıkmak ve çağın getirdiği yeniliklerden faydalanarak ülke gelişimine katkıda bulunmak hepimizin görevidir..


Çocuklarımıza Atatürk'ü ve Kurduğu Cumhuriyeti öğretmeye devam. Çağdaş eğitim şart...

 
                                                                                                                

           


23 Ekim 2014 Perşembe

2015'İ BEKLERKEN

2015'İ BEKLERKEN

Hayat ayna gibidir, siz ona gülümserseniz o da size gülümseyerek bakar. Zaman zaman gülümsemek zor olsa da gülümsemeyi başarın. Zoru başarmak hayata anlam katar. Şimdi diyeceksiniz ki, sen bunu başarabiliyor musun? Başarmaya çalışıyorum, her türlü koşul altında hayata ve çevremdekilere gülümseyerek bakıyorum. Sorunlar elbet olacak, ancak çözümlerinin de varolduğunu bilmeliyiz.

Kasım, Aralık ve ardından hoşgeldin yeni yıl. Yeni yıl yeni olaylara gebe. Yeni yıl neler getirecek hep birlikte göreceğiz. Ortadoğuda savaş var. Türkiye'de hızla savaşın içine doğru sürükleniyor. Yeni yılda Parlamento seçimleri de var. Yeni yıl neler getirip neler götürecek hep birlikte göreceğiz. Bakarsınız yeni yıl yeni bir siyasi parti de getirir. Mevcut partilerin oyları azalırken, kararsızların sayısı hızla artıyor. Bu durum yeni parti için uygun ortam anlamına geliyor. Yeni bir siyasi parti demem, bir duyuma dayanmıyor. 2015 yeni bir siyasi parti getirecek. Benimkisi bir tahmin sadece.  

Bir bilim adamı, bir sosyoloğ, bir siyaset adamı  olarak değil, sade bir yurttaş olarak baktığımda  görebildiklerimi yazıyorum. Bölgemizde özellikle doğu ve güney doğumuzda  etnik köken ve inanca dayılı küçük devletler kurulmak isteniyor. Bu küçük devletler, aynı ülkenin verdiği silahlarla  birbirleriyle savaşacak, silahlar büyük ölçüde ABD'den geleçek. Silahları petrol karşılığı verecekler ve bu küçük ülkelerden büyük kazançlar elde edecekler. Başını kaldıran olursa birbirlerine kırdıracaklar. Açıkça böl, yönet, sömür politikası bu. Bunu anlamak için bilim adamı olmaya ne gerek var ki...

Yeni bir yıla gireceğiz iki ay sonra. İnsan soyu yer yüzünde olduğu süre içinde en büyük gelişmelere, yaşadığımız son yüz yılda tanık oldu. Bütün buluşlar, bütün keşifler son yüz yıl  içinde yoğunlaştı. Belki de, önümüzdeki on yıl içinde, geçmiş yüz yılda sağlalan gelişmeye eşdeğer bir gelişmeden daha fazlası sağlanacak. İnsan soyunun büyük  belası kansere ve bir çok hastalığa çare bulunacak. İnsan ömrünü uzatan gelişmelere de tanık olacağız mutluka. Ancak silah üretimi artan bir hızla sürecekmiş, savaş çığılıkları hep atılacakmış, terör artacakmış gibi görülüyor.  Üzücü olan bu. Savaş baronları doymuyor. Bölgemizdeki gelişmeler ülkemizi de etkiliyor. Bölünme tehdidi hep başımızın üzerinde Demokles'in kılıcı gibi durmayı sürdürecek. Büyük ülkeler de bunu hep körükleyecek. Oysa Türkiye’mizin tüm sıralamalarda farklı ve önde bir yeri olabilirdi. Avrupa’yı Asya’ya bağlayan köprü oluşu, bir başka söylemle Avrasya’nın merkezinde bulunması, Nüfusunun genç olması, 21. yüzyılın Türkiye'nin yüzyılı olmasının yolunu açabilirdi. Ülkemizdeki yaşam ve demokrasi düzeyi Avrupa ülkelerinin üstene çıkarılabilirdi. Beklenti buydu. Yeni yüzyılın, yeni binyılın belirleyicisinin Türkiye olacağına ilişkin büyük beklenti ve büyük umut vardı. 2015 bu sönmeye yüztutan umutları yeniden filizlendirmeli.

Ülkemizde iç barışı ve dayanışmayı sağlamadan, ulusal konularda birlik sağlanamadan, insanımızı kentli yapamadan Avrupalı olunamıyor bunu gördük. Bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunu seçmeden gelişme olası değil. Yolumuz Atatürkün gösterdiği, çağdaş uygarlık yolu olmalı...
Türkiye kentleşerek gelişecek. Demokrasisini kentlileşerek güçlendirecektir. Kentleşen ve kentlileşen Türkiye çağdaş uygarlık düzeyine ulaşan ve aşan Türkiye olacaktır.

Yeni yıla iki ay kaldı. Kasım, Aralık ve ardındanyeni yıl. Dilerim yeni yıl yeni umutları filizlendirir. Umutsuzluğa geerek yok. Yeni yıl yeni umuut demektir.

Hasımlıklar hısımlığa dönüşür diye bekleriz yeni yılı.
Dargınlıkların yerini barış alır diye bekleriz özlemle.
Barış kardeşlik dayanışma kökleşsin güçlensin isteriz güzel ülkemizde
Bir bayram coşkusu olsun yaşamak ve yürümek güzel günlere, yürümek hip birlikte, yürümek elele


Analar ağlamasın diyorsak eğer, Yurtta barış, bölgede barış, dünyada barış isteyelim
Böl yönet sömür oyununu bozalım hep birlikte. Silahlar sussun.
Yeni yıl yeni umutlarla gelsin.


                                                                              

17 Ekim 2014 Cuma

KANSERLE SAVAŞ

Ekim ayının "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" olduğunu yeni öğrendim.
Ve farkındalık yaratılmasına benim de katkım olsun diyerek, önce ben farkında olayım dedim kısa bir araştırma yaptım ardından da başladım yazmaya.

Meme kanseri Dünyada ortalama otuz kadında görülürken, bizde sekiz kadında bir görülüyormuş. Nedenleri çok; genetiği, kötü beslenmeyi, radyasyonu, sigarayı ve stresi başta gelen nedenler olarak sayabiliriz.

Kanserden korkma geç kalmaktan kork deniliyor denilmesine de genellikle geç kalınıyor. Ve kanser ilerlemiş durumda görüldüğünde, mücadele zorlaşıyor, neredeyse iş işten geçmiş oluyor. 



Ne yapmalıyız? Cevap kısa: Farkındalık ve de duyarlılık yaratmalıyız. Son yıllarda farkındalık yaratmak için yapılan çalışmaların çoğaldığını görüyoruz. Bu olumlu bir gelişme. Kentimizde de, yapılan çalışmalar var. İl Sağlık Müdürlüğünün kansere yönelik taramalar yaptığını biliyoruz. Bir çalışmayı da Manisa Rotary Kulübü "Bugün Bir Saat, Yarın Bir Hayat." diyerek başlattı.

Amerikan Kanser Birliği 2030 yılına vardığımızda kanserden ölenlerin sayısının kalp hastalığından ölenlerin önüne geçeçeğini öngörüyor.  Anlaşılan kanser gündemde kalmaya can almaya devam edecek. Kanser can almaya devam ederken, elbet ki, kansere karşı verilen mücadele de artarak devam edecek. Kanserin kökünü kurutamayız ama sanırım kanserden ölenlerin sayısını alacağımız önlemlerle azaltabiliriz. Özellikle, meme kanserinde erken saptama ile etkili tedavi yapılarak kanserden kurtulmanın mümkün olduğu biliniyor artık. Erken saptamayı da kadınlarımızın kendisi yapacak. Olması gereken farkındalık ve duyarlılık. Manisa Rotary Kulübü de, farkındalık yaratmak için bir çok rotary kulübünün ortaklaşa yaptığı bir çalışmanın içinde yer alarak çalışmayı Manisa'ya taşımış. Manisa Rotary Kulübünün Kentimize taşıdığı bu güzel çalışmaya, Radyo Hiraş, Sekiz Eylül Hastanesi Doktor ve çalışanları, Yurtiçi Kargo ve Magnesia AVM gibi destek veren kişi ve kuruluşlar da çıkmış. Amaç farkındalık yaratmak. Bize düşende bu olumlu çalışmanın içinde olanları yürekten kutlamak. 

 Rotary Kulüpleri Bugün bir saat yarın bir hayat" projesi ilermeme ve kolonkanserleri hakkında farkındalığı arttırmayı, halkımızı bilinçlendirmeyi ve kendi kendine meme muayenesi yapılabildiğini öğretmeye çalışıyorlar."Erken teşhis ile hayatlara dokunacak ve hayatlar kurtaracağız !" diyorlar.                                                                                                     

 Kadınlarımız, kendi bedenlerine özellikle memelerine dokunarak,  tanıyarak, kendi kendilerine ön saptama yapabilirler. Bedenlerindeki değişikliklerin farkına varabilirler. Farklılık gördüklerinde de hemen doktora başvurarak, erken teşhisle kanserden hastalık ilerlemeden kurtulabilirler. Bence zaman ayırın ve Manisa Rotary Kulübü'nün 23-26 Ekim 2014 tarihlerinde Magnesia AVM’ de yapacak olduğu çalışmalara katılın. Sekiz Eylül Hastanesi hekim ve sağlık personelinin anlatacaklarını dinleyin.

Kilo almak kanser riskini arttırdığına göre, kilomuza dikkat edeceğiz. Düzenli olarak spor yapacağız. Alkol tüketimini azaltacağız. Ve kesinlikle sigara içmeyeceğiz ve içenlerin yanında durmayacağız.

Kanserle mücadeleyi, 23-26 Ekim Tarihlerinde Magnesia AVM'ye uğrayarak ve de sigarayı bırakarak başlatabilirsiniz.  Sağlıklı günler diliyorum. Sağlıklı olmak öncelikle sizin elinizde.Sağlığınıza dikkat edin sevenlerinizi üzmeyin..
  
     

                                                                                                           


4 Eylül 2014 Perşembe

MANİSA'NIN KURTULUŞU
Köşe yazım için konu düşünürken, önce Manisa'nın sonra, CHP'nin kurtuluşunu yazmak geldi aklıma. Manisa'nın kurtuluşunu 8 Eylül'de kutlayacağız. Yazıyı üç gün önceden yazmış olacağım. Sorun olmaz dedim kendi kendime. CHP'nin de 5 Eylül'de kurultayı var. CHP üzerine de bir kaç cümlede olsa birşeyler yazmak istiyorum bugün.
Manisa'nın kurtuluşunu yazmadan önce Google'ye "Manisa'nın kurtuluşu" yazıp bir arama yaptırdım. Kahramanlık öyküleri çıkmadı bu aramadan. Sizde deneyeblirsiniz. Manisa'nın Kurtuluşunu yazmaya Manisa'nın işgalinden başlayayım dedim. İşin derinliğine indikçe canımın sıkılması artmaya başladı. Manisa'nın işgali, insanın yüreğini burkan bir öykü. Güzel bir kenti, bir tek kurşun atmadan, düşmana teslim ediyorsunuz. İçinizden çıkan hainleri görüyorsunuz. İşgali anımsatmak insan öfkelendirmekten başka bir işe yaramıyor. CHP'yi yazarkende aynı duygular içinde olacağım kesin... Manisa'nn Kurtuluş deyince 8 Eylül 1922'de Mustafa Kemal'in askerlerinin Manisa'yı kurtarması ve Spil Dağına sığınan Manisalı hemşerilerimin Manisa'ya dönmesi canlanıyor gözlerimin önünde. İşgali araştırırsanız, sonradan Hüsnüyadis adını alacak olan Manisa Mutasarrafı (valisi) Giritli Hüsnü adıyla karşılaşırsınız.
Halkın direnişini kıran, düşmanı törenle karşılayan hain Hüsnüyadis. Hüsnüyadis'i yazamazdım, kurtuluş gününde. Manisa biravuç Yunanlı tarafından yakılırken karşı çıkmayanları yazamazdım. Yunana karşı direnmek isteyen Parti Pehlivan'a destek olmak söyle dursun, engel olanları yazamazdım . Bu hain Hüsnüyadis var ya, bu Manisa'yı düşmana bir kurşun bile attırmadan teslim eden Hüsnüyadis, araştırdıkça, okudukça öfkemi kabarttıkça, keşke yeni Hüsnüyadis'ler olmasa diye düşünebildim sadece. Müftü Alim Efendi adını ve anısını yaşatmak için, çalışmalar yapmalıyız. Parti Pehlivan için de yapılmalı aynı çalışmalar. Anıtlarını yapabiliriz. Bir cadedeye, parka ya da bir binaya adlarını verebiliriz. Kurtuluş haftasında düzenlenen etkinrliklerde anabiliriz bu kahramanlarımızı. 8 Eylül'de Manisa, 9 Eylül'de İzmir kurtarılarak, Cumhuriyetin yolu açıldı. Onun için, Atatürk ve Kuvayi Milliye Anıtının bulunduğu noktaya Cumhuriyet Kapısı adını vermiştik ancak kimsenin bu adı kullandığı yok. Cumhuriyet Kapısı adı öne çıkarılmalı ve kullanılmalı. Cumhuriyet Kapısı kentimizin dört kapısından ilk yapılanı oldu. Diğer kapılar da yapıldığında, kentimizin tarihi kimliği daha çarpıcı biçimde çıkacaktır ortaya.

   



Gelelim CHP'ye 5 Eylül'de yapıla korultayın da önceden yapılan kurultaylardan bir farkı olmayacaktır göreceksiniz. CHP'nin kronikleşen sorunları var. Üyeleri açısından, ülkemizin yaş ortalaması en yüksek, eğitim düzeyi açısından en düşük partisidir CHP. Muhalefete bağımlı durama gelmiş partidir CHP. İç mücedelenin, dış mücadelenin önüne geçtiği partidir CHP. CHP yapısal bir değişiklik yapamadığında, seçimlerin kaybedeni olacaktır hep. CHP bu haliyle solun değil sağın şansı durumundadır. Sorunları kimse tartışmak çözümler üretmek istemiyor. Büyük çoğunluk delege hesapları yapmakla çetele tutmakla meşgul. CHP ülkenin sorunlarını öne koymalı çözüm için projeler üretmeli. Kişileri değil, ilkeleri tartışmalı. CHP yaşlanan ve kısırlaşan bir parti durumuna gelmiştir. Sorun kurultaylarla değil, ülke düzeyinde yapılacak planlı programlı arama konferanslarıyla çözümlenir ancak. CHP küçülmeden büyemez. Çok basit CHP'yi büyütmek istiyorsanız önce küçülteceksiniz. Zeytin ağacı budar gibi budayacaksınız. Kartlaşan ve kurayan dalları acımadan keseceksiniz. Ağaç budadıkça gelişir...


28 Ağustos 2014 Perşembe

Spil Dağı


Sipil Dağı ülkemizin florası (bitki örtüsü ve çeşitliliği) ile faunası (yaşam türleri) açısından  sayılı doğal güzellik ve zenginliklerinden olduğu için Ulusal Park ilan edilerek korumaya alınmış görkemli doğa harikalarındandır. Doğal güzelliklere mitolojik, arkeolojik ve tarihsel  zenginliği de ilave etmek gerekiyor. Sipil dağı Manisa için gerçekten büyük bir zenginlik.


Spil sadece Manisa’mız için değil bölgemiz ve ülkemiz için büyük bir hazine. Peki biz Manisa’lılar olarak Turizm Bölgesi da ilen edilen Sipil Ulusal Parkı’ndan yeterince yararlanıyor muyuz? Bu sorunun yanıtı “kesinlikle hayır.”olur.  Sipil Dağı’ndan yeterince yararlanamıyoruz. Turizm bölgesi ilan edilen Spil Dağı’nda turistik tesislerin yapımına başlanmış olması sevindirici, yatırımlar devam etmeli. Yatırımlar sadece devlet eliyle yapılanlarla sınırlı kalmamamıl. Özel sektör işin içine çekilmeli. Ancak Manisaların yapılanlara ilgisi çok az. Kurulması düşünülen tesislerin neler olduğunu bilenlerin sayısı çok az. İlgilenenler yapılanları da yapılması ve yapılmaması gerekenleri biliyor. Sürekli tekrarlayıp durduklarım var.  Keşke golf tesisi yapmasalar, keşke betonlaşma olmasa, keşke şu teleferik işinden vazgeçilse diyorum. Golf sahası ağaç kesimine neden oluyor, bol su gerektiriyor. Spilin kıt kaynaklarından birisi de su. Telefereki hiç gerekli değil. Dağın doğallığını bozacağı gibi, biir çok ağaçın kesilmesine de neden olacağı bilinen biir gerçek. Teleferik Spil'e ihanet olur. Ben bırakın yapılmasını gündemde kalmasından bile rahatsız oluyorum...

Yaklaşık 15-20  yıl önce bir Kazak göçmeni gelmiş Manisa’ya, adı Şirzat Doğu. Sipil Dağı’nı görmüş hayran kalmış. “Spil’de ufak bir vadide bir Kazak Alaş çiftliği kursam, at yetiştirsem, kımız üretsem ne iyi olur.” demiş. Manisa’da yetkili yetkisiz birçok kişiye açmış bu düşüncesini. Uykusu derin kent Manisa duymamış bu kazak göçmenin söylediklerini. Elinden tutan, yardım eden, yol gösteren olmamış. Bakmış olmayacak, başka yerler aramaya başlamış. Sonunda Kemalpaşa yolu üzerinde,  Çinili Köy’ün karşılarında güzel bir vadi bulmuş ve buraya kurmuş Kazak Alaş Çiftliği’ni. Bir hafta sonu gidin görün. İğne atsanız yere düşmez derler ya işte öyle kalabalık oluyor. Yer oturacak yer bulabilirseniz bir sebze çorbası bir mantı bir tas da kımız içebiliyorsunuz. At binme merakınız varsa, vadi de atla gezi de yapabiliyorsunuz. Spil’in görkemine yakışacak bir yatırım, ilgisizlimiz duyarsızlığımız yüzünden Kemalpaşa’ya yapılıyor. Hafta sonlarında yüzlerce binlerce kişinin Sipil Dağı’na geldiğini düşünün, işte sizi turizm. Yıllardır keşke Sipil Dağı’nda bir kazak obası kurabilsek der dururdum, olmadı. Sipil için düşündüklerimizi şimdi Yunt Dağlarında gerçekleştiriyoruz.

Kuzey doğusundaki bereket ve doğurganlığın simgesi Kybele kaya yortusu, kuzey batısındaki  mitolojik Niobe kayası, doğal güzellikleri ve mitolojik zenginlikleri ile Görkemli Spil Dağı,  ilgi sevgi ve yeni yatırımlar bekliyor. Üzerinde gezinecek insanlar bekliyor. Spil Dağı’nı sırtımızda bir yük gibi görmeyelim. Sipil Dağı Manisa'nın zengiinliğidir.

 
Spil Dağı’nda atla gezilebilecek, yürünebilecek o kadar çok güzellik var ki,  tanısanız tutkunu olursunuz. Sipil Dağı’nda gün yüzüne çıkarılmayı tanıtılmayı bekleyen o kadar çok mağara var ki, güzelliklerini keşfedecekleri bekliyor.  Sipil Dağı’nın tırmanılacak kayaları, gezilecek mağaraları, koklanacak çiçekleri serinliğinde yürünecek çamları, buz gibi temiz suları var. Manzaralarının güzelliğini Manisa Tarzanı filminde gördük. Spil dağı her mevsim güzel.

Haydi daha da geç olmadan Spil için elele verelim. Bir çalıştay  yapalım. Göreceksiniz çok güzel, çok yaralı, uygulanabilir düşünceler çıkacaktır ortaya. Görkemli Sipil Dağı bizim verdiğimizin daha fazlasını bize verir. Dilerim bu kent “uykusu derin kent” yerine, “girişimciler kenti” olarak anılır. Dilerim insanları daha duyarlı olur…



                                                                             

21 Ağustos 2014 Perşembe


OBASYA ATAĞI

Manisa'da turizm seferberliği başladı. Manisa Obasya'yı konuşuyor.
Obasya Projesi devlet, belediye ve yurttaş işbirliği ile gerçekleşiyor.
İçinde yurttaşın olduğu projelerde sürüdürülebilirlik daha kolay sağlanıyor.
Vatandaşa balık verme yerine, balık tutmayı öğretmiş oluyorsunuz.
Obasya Projesi Manisa Protokolüne tanıtıldı.
Tanıtım Toplantısana katılan Manisa Valisi Erdoğan Bektaş "Obasya Manisa için önemli bir projedir." dedi.


Zafer Kalkınma Ajansı ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK)’nun hibe destekleriyle, Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi tarafından Manisa Yunt Dağı’nda yapımı başlatılan “Zaman Geçidi Müzesi” projesi  ülkemizin kendi türünde ilk projesi olacak.

OBASYA Projesi tanıtım toplantısına Vali Bektaş’ın yanı sıra, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Mehmet Güzgülü, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Ramiz Şiyak, İl Milli Eğitim Müdürü Mustafa Altınsoy, sivil toplum temsilcileri, Belediye eski Başkanlarından Ertuğrul Dayıoğlu sivil toplum örgütlerinin yöneticileri katıldı. 






OBASYA projesi mimari düzenlemesi ile Asya'dan Anadolu'ya Türklerde mesken konseptini kapsayan butik otel, hobi bahçeleri, müze, atçılık ve okçuluk gibi birçok temayı içeriyor '19.YY da Yunt Dağları'nda Yaşam' konulu Zaman Geçidi Müzesi bölümünün inşaat keşif bedeli 321 bin 547 TL ve bunun 156 bin 837 TL'si Zafer Kalkınma Ajansı tarafından 'Turizm Enerji ve Çevre Alt Yapı Mali Destek Programı' kapsamında karşılanmaktadır. Müzede Yunt Dağları yöresinin geleneksel mimarisi olan taş duvarlı ve toprak damlı evlerin dördü rölevelerine sadık kalınarak inşaa edilip, ahır, sundurma, fırın ve çeşme gibi müştemilatlar ile bir köy meydanı dokusu yaratılacak. 965 metrekare kapalı sergi alanı olan tesiste 19. yüzyılda Yunt Dağları'nda yaşam, folklor, tarım ve hayvancılığa dayanan ekonomisi ve halıcılık ön planda olmak üzere el sanatları ile tanıtılacak. Ayrıca yerel yiyeceklerin sunulacağı restoran / kafe ile hediyelik eşya standı sunumu bütünleştirecek. Obasya Projesi'nin konaklama bölümünü oluşturan kırsal butik otel, içleri tam konforla döşenmiş 27 yurt (keçe ev) ve bunların merkezinde yer alan 120 metrekarelik büyük birçok amaçlı yurttan oluşmakta. Tesisin ve 32 hobi bahçesinin inşaat keşif bedeli olan 1 milyon 375 bin 721 TL'nin 687 bin 860 TL'si Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) tarafından hibe olarak sağlanıyor.




Zafer Kalkınma Ajansı ve TKDK'nın mali desteklerinin Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi'nin Yunt Dağı Projesine aynı dönemde sağlanmasını hem Manisa turizm seferberliği için önemli bir destek hem de projeye duyulan güvenin bir işareti olarak görülmelidir.

Toplantının ardından OBASYA Projesini değerlendiren Vali Bektaş'ın, OBASYA’nın Manisa için önemli bir proje olduğunu belirterek, şehrin tarımıyla, sanayisiyle, turizmiyle bir bütün olduğunu söyledi. Vali Bektaş, “Bir kısmı eksik kalınca şehir eksik kalıyor. Manisa’da ciddi anlamda bir tarım ve sanayi potansiyeli var. Sanki bunlar bize yeter, başkasına gerek yok gibi düşünülüyor. Tarımda ve sanayide çalışan insanların turizm çadırında mola vermeleri gerekiyor. Kırsal coğrafyamız bize çok büyük imkânlar veriyor. Yunt Dağındaki güzellikleri ortaya çıkaracak projeler elbette önemli. Bundan dolayı OBASYA Projesini hayata geçiren arkadaşlarımızı yürekten kutluyorum demesi, kooperatifçileri yüreklendirdi. kooperatif yöneticileri, projeyi 2014 yılı içinde tamamlayacaklarını belirttiler.







14 Ağustos 2014 Perşembe

                                          

                                          


TANTALOS İŞKENCESİ

Kentler büyüdükçe yalnızlıklarında büyüdüğünün farkındasınız değil mi? Büyük kentler büyük yalnızlıklar getirdi.  Kentlerde yaşayanlar olarak, yalnızlığı yüreğimizin derinliklerinde duyar olduk.
Büyüyen kentler insanın sorunlarını da büyütüyor.

Ben bu düşünceler içinde yaşadığım kente Manisa’ya bakıyorum ve aklıma gelenleri yazarak paylaşıyorum sizinle: Katılmaya bilirsiniz ama bunlar benim düşüncelerim.
Bireyciliğin önde olduğu ve hüküm sürdüğü kent: Manisa.
Varsıllıkla yoksulluğun kol kola girdiği kent: Manisa.
Doğusu geçmişe, batısı geleceğe açık kent: Manisa.
Yararsız çekişmelerin kısır döngüsünden kurtulamayan kent: Manisa
Geleceğini planlaamada geciken kent: Manisa
Dedikodunun mayalanıp harmanlandığı kent: Manisa.
Görkemli Sipil dağının eteğinde uyumayı seven kent: Manisa
Tantalos İşkencesi çeken kent: Manisa.

                                                                                                                                                                     Tantalo işkencesi çeken kent, bakın burası önemli.
Bu Manisa, bizim Manisa’mız. Biliyoruz ki, başka bir Manisa da yok zaten.
Bu kenti bu kentin insanını seveceğiz ele ele vereceğiz. Manisa’yı daha güzel daha yaşanası yapacağız.  Unutmayın, katılım olmadan atılım olmaz. Katılmak gerek.
Katılmak, sürüye katılmak değil elbet. Yönetime katılmak gerek,  Çözüme, çözümün parçası olmaya katılmak gerek.
 




Manisa Tantalos işkencesi çekiyor dedim.  Tantalos İşkencesi nedir, duydunuz mu hiç?  Duyanlar vardır elbet.  Ben duymayanlar için, kısaca anlatayım: Tantalis kentinin kıralı Tantolos Görkemli Spil Dağının doruklarında tanrılar sofrasına oturmaktadır her zaman. Tanrılarla düşüp kalktığı için, o da tanrılığa özenip, tanrılardan  ölümsüzlük ister bir gün. Tanrılar kızarlar kızmasına ama yinede ölümsüzlük verirler Tantalos’a. Ama onu bir gölün içinde yaşamaya tutsak ederler. Su Tantalos’un ağzına  girecek kadar derindir. Ancak Tantolos susayıp içmek için eğildiğinde, su hızla çekilir ve bataklığa dönüşür bir yudum su içemez Tantalos. Tantalos acıktığında başının üstünden sarkan üzümlere incirlere çeşit çeşit meyvelere uzanır, her uzanışında da meyveler geri çekilir, yok olur. Tantolas varlık içinde yokluğu yaşar. Tantalos işkencesi, varlık içinde yokluğun yaşanmasıdır.







Varlık içinde yokluk çekenlere “Tantalos işkencesi çekiyor” derler.
Acaba diyorum. Acabası fazla oldu. Manisa Tantalos işkencesi mi çekiyor?  Bence öyle, Manisa  Tantolos işkencesi çekiyor. Manisa varlık içinde yokluğu yaşıyor. Manisa olanı, alanı ve zamanı iyi kullanamıyor… Bir kez daha yineliyorum. Manisa olanı, alanı ve zamanı iyi kullanamıyor…
Manisa Tantalos işkencesi çekiyor.
Manisa varlık içinde yokluğu yaşıyor…



Birlikte olmak yüzyüze bakmak değildir. Birlikte olmak aynı yöne bakabilmektir. Yüz yüze baktın mı kavga ve dedikodu kaçınılmaz olur. Aynı yöne bakıldığında da dayanışma gündeme gelir. Manisalılar dayanışmayı pek bilmezler demeye de dilim varmıyor. Çünkü, Yeni Manisa’da güzel dayanışma örnekleri sergiledik. Ancak Yeni Manisa’da güzel dayanışma örnekleri sergilerken, engellenmenin her türlüsüne de tanık olduk…

Gelin, şu kırgınlıkları dargınlıkları bitirelim. Gelin Manisa’da beyaz bir sayfa açmayı deneyelim.
Dargınlığın tarafı mı olacağız; Dargınlığın dışında mı kalacağız?. Dargınlığın tarafı olmak çözüm için adım atmanın en büyük engelidir. İşbirliği dayanışma başlatamadığımızda, Tantalos İşkencesi sürüp gider kentimizde, Haydi hep birlikte elele verip bitirelim bu işkenceyi. Haydi uzat elini...






                                                                                                                                     

8 Ağustos 2014 Cuma

UZLAŞMA

Uzlaşma bir kültürdür.
Uzlaşma uygarlıktır.
Uzlaşma insana yakışır.
Bu ülkenin, evinde mahallesinde, köyünde kasabasında kentinde her yerinde uzlaşmaya ihtiyacı var. Demokrasi uzlaşmadan güç alır. Uzlaşma olmadan demokrasi olmaz.
Ayrı düşünmek başka şey, ayrı durmak başka şey.
Ayrı düşünebiliriz ama ayrı duramayız
Biz aynı ülkenin yurttaşlarıyız. Uzlaşma kültürünün gelişmesi gerekiyor.

Sözün yerini yumrukların aldığı ortamda uzlaşma olmuyor.
Politikacılar, Başbakan ve Cumhurbaşkanı, ayrıştıran değil birleştiren olmalıdır.
Ülkenin ve yurttaşların tümünü kucaklamalıdır.
Belediye Başkanları da öyle, bir partinin adaya olurlar ama seçildiklerinde tüm kentin başkanıdırlar artık. Görevleri tüm yurttaşlara eşit yakınlıkta olmaları gerekir.
Yakalarından parti rozetini çıkararak otururlar koltuklarına.
Partiler fikir kulüpleri gibi olmalı.
Partiler ülkenin sorunlarına çözümler ve projeler üretmeli.
Halkta projelere bakıp oy vermeli.
Parti liderlerinin en az iki üç ayda bir kez bir bir araya gelmeleri ülke sorunlarını tartışmaları gelenek haline gelmeli. Birbirlerine başarılar dileyebilmeliler. Kazananı kutlayabilmeliler.
Siyaset yumrukla değil kafayla yapılmalı.
Mecliste atılan yumrukların değil, ülkenin aydınlık geleceği için atan yüreklerin sesi duyulmalı.
Siyaset parayla değil, bilgiyle, halka gösterilen ilgiyle yapılmalı.
Partiler arasında uzlaşma kültürünün gelişmesi, demokrasinin kökleşmesine ihtiyaç var.

Eğer ülkemizde uzlaşma yaşayan bir gelenek haline gelirse, güçlü iktidarlar da başarılı olur, koalisyonlarda.
Eğer siyasi partiler ülkeye ve halka hizmet için varsa, kavga yerine uzlaşma yapmaları gerekir. “Benin dediğim olacak” denilen yerde uzlaşma olmaz. “Doğru olan gereken olsun, üzerinde uzlaşılan olsun” denilirse uzlaşma olur.

Dediğim gibi. Liderler en az iki üç ayda bir kez bir araya gelmeliler.
Birbirlerinin elini dostça sıkabilmeliler.
Birbirlerine karşı samimi olabilmeliler.
Söz konusu vatan, söz konusu cumhuriyet, söz konusu demokrasi olduğunda işbirliği yapabilmeliler.
Mecliste bazen oybirliği ile alınan kararlar oluyor. Oybirliği ile alınan kararlar milleti mutlu ediyor.
Ne siyasiler gerilsin, ne de halk. Liderler uzlaşmanın önderi olsun.
Kavgayla gelen başarı kavgayı, uzlaşmayla gelen başarı uzlaşmayı özendirir.
Barışa, dayanışmaya uzlaşmaya ihtiyacımız var.
Sevgiyi ve bilgiyi paylaşarak büyütmeye ihtiyacımız var.
Bir siyasi partinin üyesi olmak diğer siyasi partilerin düşmanı gibi davranmayı gerektirmez.


Tek ihtiyacımız var: Uzlaşma, uzlaşma, uzlaşma.
Uzlaşmayı halk olarak biz istersek, siyasiler de istemek zorunda kalırlar...
Haydi o zaman, uzlaşmak için, işbirliği ve dayanışma için uzat elini,
                                                                                           

                                                                                          






18 Temmuz 2014 Cuma

YALNIZ KALMAK ÖNDE OLMAKTIR


YALNIZ KALMAK

ÖNDE OLMAKTIR

 

Yalnız adam olduğum söyleyenler çok olur.

Kimisi eleştiri gibi söyler.

Kimisi kayda değer bir saptama olarak.

Söylenen doğrudur.

Yalnız olduğumu bilirim.

Bunun bana söylenmesi hoşuma da gitmiyor değil.

Yalnız olduğum söylenince, Tebrizli Şems’in in güzel bir sözünü anımsıyorum:

 Sen ne kadar önde gidersen arkandan gelenler o kadar az olur.”

Şimdi de, “Sen önde mi gidiyorsun?”diyenler olacaktır elbet.

Evet, öğünmek gibi olmasın ama, önde gitmeye önde olmaya çaba gösteriyorum.

Dersime çok çalışıyorum.

Tembellik yapıp, tembelliğime gerekçeler aramakla geçirmiyorum zamanımı.

Birçok kişiden önde olduğum konular var.

Kentleşmede kentlileşmede meslek olarak seçtiğim kooperatifçilikte öndeyim.

“Seni sevmeyen çok insan var” diyenler de oluyor.

Doğrudur.

Beni sevmeyenler olabilir.

Olmazsa yadırgardım ve üzülürdüm.

Önde gidenin gördüklerini arkadan gelenler göremez.

Ya da sonradan görürler.

Sonradan görenler önce göreni ve söyleyeni kıskanırlar.

Söylediklerini duymazlıktan, gördüklerini görmezlikten gelirler.

Önde gidenin kaderi yalnızlıktır.

Bunu bildiğim yaşayarak öğrendiğim için, “yalnız adam” nitelemesinden hiç rahatsızlık duymuyorum.

Peki, gerçekten yalnız mıyım?

Benim anladığım anlamda hiç yalnız değilim: küçük bir odada hatta bir hücrede bile binlerce insanla birlikte olabiliyorum.

Düş kurabiliyorum.

Konuşabiliyorum.

Yalnızsın diyenlere, yalnız değilim demiyorum

Yalnızsın diyenlere kızmıyorum kırılmıyorum.

Söylenen anlamdaki yalnızlık benim kendi seçtiğimim bunu biliyorum.

Milyonları peşinde koşturan insanların yalnızlığını düşünün.

Milyonları peşinde koşturanlar da yalnızdılar ve yalnız öldüler.

Kalabalıklar içinde yalnızlığı.

Yalnızlıkta kalabalığı yaşamayı bilmeyenlerin yalnızlığı değildi onların yalnızlığı.

Kürsüden yüz binlere konuşanın kürsüde yalnız olmadığını söyleyebilir misiniz?

Ne demiş Tebrizli Şems: “Sen ne kadar önde gidersen arkandan gelenler o kadar az olur.”

“Sürüden ayrılanı kurt kapar” diyenlere mi inanayım.

Sürünün içinde kalmaya mı razı olayım.

Yaşamıma korkular mı yön versin, yoksa sevgiler mi?

“Kurt kapar” diye sürünün içinde kalmaktansa, korkuları aşarak yaşamak daha onurlu daha doyurucu daha iyi değil mi?

Yalnız kalmaktan korkmayın,

Sürünün içinde koyun kalmaktan korkun.

Yalnız kalmak önde olmaktır.

Bunu bilirseniz yalnız olduğunuza üzülmezsiniz.

Farklılığınız yalnızlığınızdır.

Farklı olmak, aynı olmaktan güzeldir.

 

 

 


 

 

 

 

 

 

 
back to top