Yeni Kooperatifimiz CEMRE KONUT

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatifinin imzaları atıldı

CEMRE KONUT / LALE KULE

1+1 Küçük Konut, Büyük Rahatlık

CEMRE KONUT / LALE KULE

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatif toplantısından görüntüler

CEMRE KONUT / LALE KULE

Hedef Kilitlendi

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Üye Kayıtlarımız Başlamıştır

OBASYA Projesi Yuntdağlarında kurulacaktır.

21 Nisan 2021 Çarşamba

23 NİSAN'DA BALKONLARDAYIZ

Bu yıl 23 Nisan Bayramını geçen yıl olduğu gibi Koronavirüs salgını nedeniyle balkonlarımızdan kutlayacağız. Geçtiğimiz yıl 5 Nisan 2020 tarihinde ‘Facebook sayfamda 23 Nisan Bayramını evlerimizin balkonlarından kutlayalım’ şeklinde yaptığım çağrının 15 gün içinde 60 bin kişiye ulaşması nedeniyle kendi çapımda bir rekora imza atmış olmuştum. Bu yıl da 23 Nisan Bayramını yine balkonlarımızdan kutlayacağız. Nerede coşkuyla kutladığımız bayramlar diyeceğiz. Gerçekten nerede?

Hem 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlayacağız hem de Atamızı özlemle ve rahmetle anacağız. Atatürk; çocuklarımıza verdiği değeri, 23 Nisan’ı bayram ilan ederek, gençlerimize verdiği değeri de “Ey Türk Gençliği”  şeklinde başlayan söyleviyle ve 19 Mayıs’ı bayram ilan etmesiyle göstermiştir.

Tarihimizin gurur dolu sayfalarının yeni kuşaklarca öğrenilmesi ve Türk Devleti’nin devamını emanet edeceğimiz yeni Cumhuriyet bekçilerinin bu bilinçle yetişmesi amacıyla 23 Nisan'lar önemlidir. Bu nedenle önemine yaraşır biçimde kutlanmalıdır. Ne Atatürk'ten, ne de kurduğu Cumhuriyet'ten vazgeçeriz bu böyle bilinmelidir. Köhnemiş bir imparatorluktan genç bir Cumhuriyet kurmayı başarmış olan Atatürk tüm çağdaşları unutulmuş gitmişken dünyanın adı ve anısı yaşatılan, sevgisi azalmayan giderek artan, saygı gören tek lideridir. Bunu unutmayalım. Unutturmak isteyenlere kanmayalım.

Osmanlı İmparatorluğunun son yıllarında yurdumuzun İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldığını Osmanlı İmparatorluğu'nun "hasta adam" olarak görüldüğünü okuduğumuz tarih kitaplarından biliyoruz.  Padişah ve yandaşları ülkenin paylaştırılmasına ses çıkarmadılar. Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul'dan Samsun'a 19 Mayıs 1919 günü çıktı. Samsun'dan Amasya'ya, oradan Erzurum'a ve Sivas'a gitti. Sivas ve Erzurum'da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin ulusta olması gerektiğine inanıyordu. Bu inançla “Ulusu yine ulusun gücü kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da Ulusal Egemenliktir.” diyordu. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler, milletvekilleri Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. O yıllar ülkemiz yokluk yoksulluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile ısıtılıyordu. Top seslerinin Ankara'da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşımızla ilgili bütün kararlar bu mecliste alındı. 23 Nisan 1920 ulusun yönetme yetkisini kullanmaya başladığı gündür. Bugün Milli Egemenlik Bayramımızdır. 23 Nisan gibi milli bayramlarımızın önemli bir anlamı daha vardır: Bu bayramlar, birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz, millet olarak tasada ve kıvançta bir olduğumuz günlerdir. Bugün de bizlere bu cennet vatanı, canları ve kanları pahasına emanet eden atalarımızın emanetlerini nasıl daha iyi koruyarak ve geliştirerek, yarınlara taşıyabileceğimizi konuşmalıyız, diye düşünüyorum 23 Nisan'ı çocuklarımıza anlatmalıyız. Anlatmalıyız ki, gelecek kuşaklar uyanık, kararlı ve bilinçli olabilsinler. Tarihi mirasımızı koruma ve kollama konusundaki ödevlerini yerine getirebilsinler. Bu duygularla, bütün çocuklarımızın 23 Nisan Bayramını yürekten kutluyorum.







15 Nisan 2021 Perşembe

MALIM MÜLKÜM MUSTAFA

Anılar insanı yaşama bağlayan kökler gibi. Anlatıldıkça, paylaşıldıkça canlanıp gelişiyorlar. Çocukluğumuzda yaşlılardan yoksulluğa ve çektikleri sıkıntılara ilişkin anılarını dinlerdik. Anılar sıkıntılara ilişkin de olsa, içinde bulunduğumuz durumun iyiliğine sevinirdik. Bir kuruşla alabildiklerini anlatırlardı. Savaş yıllarında ot tohumları yediklerini söylerlerdi. Şimdi yaşımız ilerledikçe bizde anılarımızı sarılmaya, fırsat buldukça anlatmaya başladık. Anılarımızı dinleyenler geçmişle bu günler arasında bir değerlendirme yapma fırsatı da buluyorlar.

Bende doğduğum günleri yaşadıklarımı anlatıyorum zaman zaman çocuklarıma. Sanki yüzlerce yıl öncesini anlatıyormuşum gibi dinliyorlar. Oysa anlattıklarım bana dün gibi yakın. Zaman ne kadar hızlı geçiyor.

1945 yılının Nisan ayının sonlarına doğru doğduğumu söylediler.  Akhisar’ın Büknüş Köyü’nde yoksul topraksız bir köylü ailesinin dördüncü çocuğu olarak açmışım dünyaya gözlerimi. Benden önce doğan üç kız kardeşimin en çok yaşayanı beş ay yaşayabilmiş. Hepsi de daha bebekken ölmüşler.  O yıllar yoksulluk yıllarıymış. Çocukluğum yoksulluk ve hastalıklar içinde geçti.  Tamamı bir odadan ibaret bir evimiz yardı. Aynı odada oturur, aynı odada yemek yapar, yemek yer, aynı odada uyurduk.  Ayakkabıyla tanışmam uzun yıllar sonra oldu. Yalınayak gezerdik. Giydiğim pantolonun yamalar nedeniyle ağırlaştığını, tamamen yamalardan oluştuğunu hatırlıyorum. Sürekli aşağıya kayardı. Bir urgan parçasıyla bağlardım düşmesin diye. 1951 yılında köyün başına badem taşlamaya gittiğimiz bir gün, ağaca atılan ve dala çarpan bir taş hızla kafama düştü. Kafamdan aşağıya oluk gibi kan akıyordu.  Çocuklar korkup kaçmışlardı. Yalnız başıma köye geldiğimde kahvenin önünde oturan köylüler koşuşturdular. Akan kanı durdurmak için çok katı gres yağı sürdüklerini anımsıyorum. Kan durmuştu ama, kafamda aylarca iyileşmeyecek yaralar oluştu. Bu nedenle 6 yaşındayken adım “Kel Mustafa”ydı Büknüş köyünde. Tüm yaşıtlarım gibi ben de ilkokula gittiğimde çok sevinçliydim. Ancak sevincim uzun sürmedi. Öğretmen beni yanına çağırıp “Senin yaşın küçük, sen bu sene okula gelemezsin” dedi. Okula kaydedilmeyişimin nedeni yaşımın küçüklüğünden değil kafamın kelliğinden olduğunu anlayamamıştım o gün. Köyde adım  “Kel Mustafa” çıkana kadar, “Malım mülküm Mustafa”ydı.

Ailemin topraksız, yoksul bir köylü ailesi olduğunu söyledim ya. Sadece topraksız değillermiş. Evleri de yokmuş.  Hizmet ettikleri bir ailenin kendilerine verdikleri bir odada yaşıyorlarmış.  Ev sahibiyle araları açılınca kapının önünde bulmuşlar kendilerini. Babam beni almış kucağına, annem de beşiğimi. Başka eşyaları da yokmuş. Aşağı mahalleden yukarı mahalleye giderken, köylüler “Bakın yeni komşularımız geliyor” demişler. Babam da kucağında tuttuğu beni hoplatarak “İşte malımızla mülkümüzle geliyoruz.” Demiş. O günden sonra da adım “  Malım mülküm Mustafa” olmuş. Şimdi bile Büknüş Köyünde “Malım Mülküm Mustafa” kimdir diye sorsanız. Hepsi de benim olduğumu söylerler.

 

Evet, yaşıtlarım okula başladılar ancak ben kafamdaki yaralar nedeniyle okula alınmadım. Yaralar iyileşince okula bir yıl geç başlayabildim. Okul yıllarım çok başarılı geçti. Köye her yeni öğretmen geldiğinde babam tutar kolumdan beni yeni öğretmene götürürdü. “Ben ırgatım, çocuğum ırgat olmasın. Eti sizin kemiği benim ne ederseniz edin Mustafa’yı okutun” derdi. İlkokul yıllarım çok başarılı geçti. Okulda tüm sınıfları sadece iki öğretmen okutuyordu.  Birinci ve ikinci sınıflar bir derslikte, üç, dört ve beşinci sınıflar bir derslikte öğrenim görüyorduk. Birinci ve ikinci sınıfların bulunduğu derslikte öğretmenin işi olduğu ya da Akhisar’a indiği zaman dersleri ben verindim. Beşinci sınıftayken, birinci ikinci sınıflara öğretmenlik yapardım.

İlkokul yıllarına ilişkin tonla anı var unutamadığım. İlk şiirimi, ilk öykümü ilkokulda yazdım. İlk tiyatro oyununda ilkokulda oynadım.  Yağlı çamurdan ilk heykelimi ilkokulda yaptım. Heykel tutkumu şimdi Yeni Manisa’da yaptığım heykellerle sürdürüyorum.  İlk yaptığım heykel bir deve heykeliydi. Çünkü yıllar sonra bir devemiz olmuştu. Babam deveyle odun taşıyordu. Geçimimizi böyle sağlıyorduk. Devemizin uzun sürmeyen acılı öyküsü bir başka yazının konusu olsun. Zaman zaman anılarımızı paylaşmak da güzel oluyor...





8 Nisan 2021 Perşembe

YIĞILMADAN YAYILMAYA

50’li yıllarda başlayan kentleşme hızlanarak bu günlere geldi.  Geldiğimiz nokta, sağlıksız kentleşme, kentlerde denetimsiz yığılmadır. Sağlıksız kentleşme kısa sürede kentleri kimliksizleştirdi ve yaşanmaz duruma getirdi.

Kentlerimizin büyük bir bölümü gibi Manisa’da da yaşamak giderek zorlaşıyor. Yaşamı zorlaştıran neden merkezdeki aşırı yoğunluk, altyapı yetersizliği, dar kalan yollar, artan trafiktir.


Eski kenti korumanın yolu yeni kenti kurmaktır. Konut ihtiyacının yoğunlukları arttırarak çözmeye kalktığımızda, kentlerde büyük sıkıntılara davetiye çıkarılmış olur.

Eğer, 1987 yılında Yeni Manisa projesi başlatılmış olmasaydı, kentimizin dört tarafı da gecekondularla kuşatılmış olacaktı. Bugün, girişimde bulunmak, okul, hastane, ticaret merkezi yapmak isteyenlerin aklına öncelikle Yeni Manisa geliyorsa, şoför eğitim kursları Yeni Manisa’da yapılıyorsa, yeni parklar Yeni Manisa’da yapılabiliyorsa bunun nedeni Yeni Manisa’yı kuranların, ufkunun geniş olması, “önce insan” anlayışı içinde olmaları, konutu çevresiyle bir bütün olarak görmeleridir. Yeni Manisa’yı kuranlar olarak, önceliğimiz ağaçlar, anıtlar ve sosyal donatılardır dedik. Yolların geniş olması için çaba gösterdik. Otopark parası yatırmak yerine, otopark yapmayı seçtik. Yeni Manisa, Manisa’nın batıya açılan kapısı ve gülen yüzü oldu.

Kentlerde yığılmanın yavaşladığı ve artık dağılmaya yönelik kıpırdanışların başladığı görülüyor. Kentlerde yığılma dönemi bitti bitecek.  Dağılma dönemi başladı başlayacak. Dağılma döneminde, kırsal bölgeler gündeme gelecek. Kentin zenginleri, kırsal alanlara açılacaklar. Bahçeli konutlar, kırsal alanlarda yapılacak. Bunun planları şimdiden yapılmalı. Devlet ve belediyeler hazırlıksız yakalanmamalı. Yoksa Muradiye gibi, kent merkezinden daha yoğun yapılanma ve daracık yollarıyla yaşanması zor bir yapılanma çıkar ortaya.

Kentlere göçün durması ve ardından kentten kırlara göçün başlaması, Avrupa’da bizden çok önce başladı. Avrupa’da kentleşmede bizden önce başlamıştı.

 

Kentler yaşanmaz duruma gelince,  insanlar kendilerini kent dışına atıyorlar. Kentlerin uzağında,  yeni yerleşimler ortaya çıkmaya başladı. Yeni yerleşimler genellikle, bahçeli evler biçiminde oluyor. Toprakla ilişkisi kesilen, doğayı unutan insanlar, toprakla yeniden barışıyorlar.

 

Kentin dışında yeni yerleşim alanları arayışı Manisa’da da başladı. Şimdilerde üç beş kişi bir araya geldiğinde hemen kentin sıkıntılarını tartışmaya ve kentin dışında bahçeli evler için düşünce üretmeye başlıyorlar. Yeni Manisa’yı örnek veriyorlar. Yeni Manisa, açılmanın ilk işareteydi. 

Yeni yerleşim alanlarının sağlıklı biçimde kurulabilmesi için, Yeni Manisa Projesi örnek alınmalı, Yeni Manisa’yı kuranların deneyimlerinden yararlanılmalıdır. Ada bazında yapılanmanın önü açılmalıdır. Ada bazında düzenleme yapılması,  ortak alanların ayrılmasını, sosyal tesis yapımını kolaylaştırıyor. Proje uygulanmasında sıralama, ağaçlar, anıtlar, sosyal donatılar ve konutlar biçiminde olmalı. Eğer önce konutlara başlanılırsa, ortak alanlarda ağaç dikip korumak ve büyütmek zorlaşıyor. Eğer sosyal tesis baştan yapılmamışsa, sonradan yapmak mümkün olmuyor.

 

Kentlerde yığılma dönemi bitiyor. Açılma dönemi başladı başlayacak. Kırsal alanlara yöneleceğiz. Köylerin civarındaki marjinal alanlar yapılaşmaya açılarak, eski köy dokusu korunmalı mutlaka. Eski kenti koruyamadık, bari köyleri koruyalım.

Yönümüzü kırsal alana çeviriyoruz. Kentlerin yükünü azaltıyoruz. Hadi hayırlısı…

Yeni Manisa projesine başladığımızda 42 yaşındaydım, hayatımın en verimli 34 yılını bu projeye verdim. İlk zamanlarda heykel yapıyorum diye kızanlar, şimdi neden daha fazla yapmıyorsun diyorlar. Yeni Manisa’da yoğunluk az caddeler geniş. Kent Park’ın ardından şimdi de Karaçay Çevresi düzenleniyor. Adı Güzelyurt Mahallesi olan yeri Manisa tüm güzellikleriyle ortaya çıkıyor.

 

Yeni Manisa, Manisa’nın gülen yüzü, çağdaş uygarlığa açılan batı kapısıdır. Manisa’ya güzel bir yerleşim yeri eklediğimiz için mutluyuz. Sadece betondan yapılmış konutlardan oluşan kentlerin, açık hava hapishanesinden farkı olmaz. Kentler, ağaçları, anıtları, öne çıkarılan doğal güzellikleri, kente özgü yapıları, kentini seven iz bırakmış insanları ve sosyal donatılarıyla bir bütündür. Yapımına öncülük ettiğimiz Barış Alanı, Ceren Sitesi ile Birlik Parkı’ndaki anıtların ve heykellerin toplamı, Manisa’nın tümünde bulunan anıt ve heykellerin toplamından daha fazladır. Kooperatif ortaklarımız 90’lı yıllarda Barış Alanı’nda yaptığımız heykellere karşı çıkıyorlardı, şimdi alkışlıyorlar.

 

Bu kente sadece Güzelyurt Mahallesini kazandırmadık. Gelişmelerin değişimlerin önünü açtık. 1+1 konut dediğimizde olmaz diyenlerin çoğu şimdi 1+1 küçük konut edindiler. Küçük konutun büyük rahatlık getirdiğini gördüler.

Şimdi gündemimizde kırsala açılma var. Yeni projeler hazırlıyoruz. Gelin projelerin başlangıcında bizimle olun. Hem daha ekonomik konutlar edinmiş hem de kırlara yönelişin öncüsü olmuş olursunuz.

 

Bekliyoruz gelin görüşelim…





1 Nisan 2021 Perşembe

ÇÖZÜM ODAKLI OLMAK

Çözüm odaklı insanlar bulmak çok kolay olmuyor. İnsanların büyük bölümü zamanlarını marifet göstermek için çalışmak yerine, mazeret üretmek için çalışarak geçiriyorlar. Çevremde olmazı o kadar güzel anlatan insan var ki, anlattıklarında gerçekten olmaz mı? diye düşünmeye başlıyor insan.

Ben yapı olarak, olmaz denileni oldurmak için çalışmaktan keyif alan bir insanım. Olabilir olanı herkes yapar, iş olmaz denileni yapmaktır. Bunun için biraz sıra dışı olmak gerekiyor. Sıra dışı işleri ancak sıra dışı insanlar başarabiliyor.

Çözüm odaklı olmak konusunda neden yazı yazmak istediğimi anlatayım önce. Bir iş için, kendini yetkili gören bir memura derdinizi anlatmak, bir sorununuza çözüm bulmak için gittiğinizde, sizi dinler ve nasıl ve neden olmayacağını anlatmaya başlar. Siz söyleneni kabul ettiğinizde kişi iş yapmamış ve sorumluluk yüklenmemiş olur. Bu bizim bürokrasimizin kronik rahatsızlığıdır. Bence gelişemeyişimizin temel nedenlerinden birisi ve başta geleni budur. Hayatta bürokrasiden korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadım. Hayallerimin yıkılması, gecikmesi ve zorlaşmasının acısını hep bürokrasi ile olan temaslarımda yaşadım. Bu nedenle sıkıntımı paylaşmak için “çözüm odaklı olmak” başlıklı bir yazı yazma ihtiyacı duydum.

Hiç çözüm odaklı kişilerle karşılaşmadın mı? diye soranlar olabilir. Karşılaşmaz olur muyum, karşılaştım elbet zaten o kişiler sayesinde sıra dışı işler yapmayı başardığımı söyleyebilirim. Bu konuda somut bir örnek vermek istiyorum: Kuracağımız bir Turizm Geliştirme Kooperatifi ile Yuntdağı’nda Kırsal Turizm Tesisi kurmak için görüşmelere başladık. Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nun (TKDK) hibe desteği verdiğini öğrenince kooperatifimizi kurduk. Projemizi hazırlayıp başvuruda bulunduk. İsteğimiz konaklama tesisimizi atalarımızın kullandığı halen Kırgızistan, Moğolistan ve Kazakistan’da kullanılan ahşap ve keçeden oluşan adına yurt denilen çadırlardan oluşturmak ve aynı alanda hobi bahçeleri yapmak şeklindeydi. Belediyemiz o güne kadar, ne çadır otele ne de hobi bahçelerine yapı ruhsatı vermiş değildi. İlk kez böyle bir istek iletiliyordu. Görüştüğümüz memurların tamamına yakını işin nasıl olmayacağını anlatmaya başladılar. Sonunda derdimizi Belediye Başkanı Sayın Cengiz Ergün’e iletmek durumunda kaldık. Anlattıklarımızı dinledi. Projenizi beğendim size yardımcı olacağım dedi. Çözüm odaklı bir başkanla karşılaşmış olmaktan duyduğumuz mutluluğu sürekli çevremle paylaşıyorum. Sayın Cengiz Ergün, çözüm odaklı bir yaklaşım içinde olmasaydı, Yapı Ruhsatımızı alamazdık. Ruhsatımız olmadığı için hibe desteği alamazdık. Ve uzatmayayım Kırsal Turizmin gelişmesine katkı sağlayan, örnek uygulama olarak gösterilen Obasya Tesisleri çıkmazdı ortaya. Allah Sayın Cengiz Ergün’den binlerce kere razı olsun.

Sorun varsa çözümde vardır. Yeter ki, çözüme odaklanalım. Böyle yaparsak, yeni farklı sıra dışı projeler yapabilir, hibeler alabilir ve kentimizin gelişmesine katkıda bulunabiliriz.

Sayın Cengiz Ergün sayesinde başlattığımız Obasya Kırsal Konaklama tesisi için, ilk projemizin ardından dört proje daha hazırladık. Hazırladığımız projelerin tümü kabul edildi.

Obasya’da 2021 yılında eş zamanlı olarak, Zafer Kalkınma Ajansı’ndan aldığımız destekle Obasya Ekolojik Yaşam Merkezi ve AB’den aldığımız hibe desteği ile Kültür Sınır Tanımaz Projeleri’ni gerçekleştirmek için başlattığımız çalışmaları sürdüreceğiz. Kültür Sınır Tanımaz Projemizin iki ortağı var. Türkiye’deki tek ortağı Manisa Büyükşehir Belediyesi, diğer ortağı da Bulgaristan’dan Kırcaali Belediyesi.

Yöneten çözüm odaklı olunca, yönetenin çalışanları da çözüm odaklı olmak için çaba gösteriyorlar. Ben oldum olası çözüm odaklı insanlara çoğu zaman hayran kalmışımdır. Her soruna çözüm bulamasalar bile uğraşmaları yeter. Yine de çözüm odaklı insanların insana moral verdiklerini mutlu ettiklerini ve gelişmenin önünü açtıklarını belirtmeliyim.

Bu yazımda çözüm odaklı insana örnek olarak Sayın Cengiz Ergün’ü verdim.  Bunu fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum. Çözüm odaklı insanlar, pratik ve yardımseverler olurlar. Bir problem çıktığında herkes kaçarken ortaya çıkıp fikirler üreten insanlar var ya, benim kahramanlarım onlardır. Bu insanlar fikirlerini söylemekten pek çekinmezler.

Bir kriz anında çözüme odaklanan kişiler aslında aynı zamanda, sadece konuşan değil gerekeni yapan insanlar oluyor genelde. Hayata olumlu baktıklarını düşünüyorum. Ve bu özellikleri sayesinde umutlu kişilerdir.

Özetle çözüm odaklı insanlar, insanların sorunlarına ortak olmak isteyen ve onlara çözümler öneren yöneticiler, arkadaşlar kolay bulunmuyor. Ayrıca kriz anlarında, hemen veryansın etmeyen ve bir çıkış yolu düşünen insanlara her zaman ihtiyaç var. Onların kıymetini bilelim ve değer verelim.

Çözüm odaklı insanlar çoğalırsa, hayat güzelleşir umutlar gerçekleşir.





 
back to top