Yeni Kooperatifimiz CEMRE KONUT

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatifinin imzaları atıldı

CEMRE KONUT / LALE KULE

1+1 Küçük Konut, Büyük Rahatlık

CEMRE KONUT / LALE KULE

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatif toplantısından görüntüler

CEMRE KONUT / LALE KULE

Hedef Kilitlendi

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Üye Kayıtlarımız Başlamıştır

OBASYA Projesi Yuntdağlarında kurulacaktır.

30 Ocak 2019 Çarşamba

EĞİTİM ŞART

Bugün, dünyaya biraz yukarılardan bakayım istedim. Yukarıdan baktığımda, bir yanda, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmış, diğer yanda da gerilerde kalmış ülkeleri görüyorum. Aralındaki en büyük fark, birinci grupta olanların sorunlarını çözüyor, geleceğini planlıyor olması, diğer grupta olanların, sorunlarını çözmek bir yana, sorunlarının giderek kartopu gibi yuvarlandıkça büyümekte olduğudur.  Gelişmekte olan ülkelerle, geri kalmış ülkeler arasındaki mesafe giderek açılıyor. Sorun daha karmaşık ve içinden çıkılmaz duruma geliyor.
Yaşanılan sorunların bir tek nedeni var: Eğitim. Gelişmiş ülkelerde, eğitimin amacı, soran sorgulayan, araştıran, sürekli öğrenen nesiller yetiştirmek olurken, geri kalmış ülkelerin tümünde, ezbere dayanan eğitim sisteminin olduğunu görüyoruz. Ezbere dayanan eğitimde koşulsuz kabullenme vardır.  Gelişmek istiyorsak eğitim şart. Verilecek eğitimle, soran sorgulayan araştıran, yaşam boyu öğrenen, okuyan yurttaşlar yetiştirmek şart. Ezberci eğitimden mucitlerin çıkmadığını adımızı bildiğimiz gibi biliyoruz. Geri kalmış ülkelerin ortak özelliği, eğitim sistemlerinin ezberci eğitim olmasıdır. Koşulsuz, kuşku duymadan kabullenme istenir.  Akıl yürütmeye yer bırakılmaz.  Ak denilene inanacaksın. Ertesi gün aynı şeye kara denilirse, sorgulamadan ona da inanacaksın. Karar veren ne demişse doğru olan odur diyeceksin ve koşulsuz itaat edeceksin, istenilen budur. Öğretilen bilginin doğruluğundan kuşku yoksa koşulsuz kabullenme varsa o ezberdir. Ezberleyen kişi bakış açısını değiştiremez. Analiz ve sentez yapma, yeni öğrendikleri ile eski bildikleri arasında ilişki kurma yetenekleri yoktur. Yeni bilgiler edinme yetenekleri yok olmuştur. Sorun çözme kapasiteleri yoktur. Sorunlarını çözemeyen toplumlar, sorun çözen toplumlar tarafından istismar edilir, sömürülür ve yönetilir. Emperyalist ABD’ye ve sömürdüğü ülkelere bakın bunun böyle olduğu açıkça görülür.
Toplumsal sorunlar, tek bir aklın çözme kapasitesinin dışındadır. Tek bir aklın bırakın çözmeyi sorunu anlaması bile mümkün değildir. O nedenle ortak akıldan söz edilir. O nedenle ortak akıl etkin olsun istenir. Ortak akıl özgür bir ortamda gelişir. İhtiyaç duyulan akıl, uzlaşmayı, ayrışmayı değil, birleşmeyi hedef alan akıldır.
Gelişmiş ülkeler için “akıl toplumu” deyimi kullanılır. Bu ülkelerde birisi çıkıp, “peşimden gelin, bana güvenin” dese, peşinden kimse gitmeyeceği gibi, “aklını üşütmüş” derler.  Bu ülkelerde, önemli kararlar, önemine yaraşır şekilde ortaklaşa alınır. Tartışmalar karar alınırken yapılır ve alınan kararlara tartışmasız uyulur.
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir” sözü hiç unutulmamalı. Atatürk, “benim söylediklerimin bilimle çeliştiğini görürseniz, söylediklerime değil, bilime inanın” diyor. Atatürk bir ulusun yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanıdır.
Hayatının en son anına kadar ülkesine hizmet etmiş olan bu büyük insan; “akıl ve ilmin rehberliğini kabul edin” diyor. “Yoksulluk ve sefaleti yenmek için, önce cehaleti yenmek gerekir.” diyor.  Cehaleti yenmek için, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşıp aşmak için eğitim şart.




16 Ocak 2019 Çarşamba

HARÇ BİTTİ YAPI PAYDOS

Yazının başlığı karamsar biraz, biraz değil epey karamsar oldu. Ben iyimser bir insanım aslında. İnsan isteyince ne harç biter, ne yapı yarım kalır, ne de yol biter. İnsan isteyince gelişme devam eder. İstemek, inanmak ve çalışmak gerekiyor. Sorunu görmek, tanımlamak ve çözümler üretmek gerekiyor. Yaklaşan sorunu görüp ona göre önlem almak gerekiyor…

Kriz var mı yok mu dönemini çoktan geçtik. Kriz var. Hem de giderek ağırlaşan bir kriz var. Krizin derinden etkilediği sektörlerin başında inşaat sektörü var. Krizin gelmekte olduğunu 2017 sonlarına doğru gördüğümüz için yeni inşaata başlamadık. Nasıl başlayalım talep yok. Yapımı tamamlanan konutlar bile satılamıyor. Vatandaşın alım gücü yok. Parası olanlar nakitte kalıyorlar faize yatırıyorlar. İnşaat sektöründeki sıkıntı tartışılırken, sıkıntıya düşen müteahhitler içinde nakit sıkıntısı çekmeyenin olmadığı söyleniyor. Sektördeki sıkıntı, mutfak yapımcılarına, malzeme satıcılarına, taşeronlara kadar uzanıyor. Müteahhitlerin borçlar konusunda farklı rakamlar söyleniyor. Yeni iflaslar kapıda diyenler var. Ödenmeyen kredi borçları, karşılıksız çekler, yerine getirilemeyen taahhütler konuşuluyor.

Tam yeri geldi, bir fıkra aktarayım şimdi size.:  Adamın biri balık tezgahına yaklaşıp, eline aldığı balığın kuyruğunu koklamış. Bunu gören balıkçı “Ne yapıyorsun be adam, balık kokarsa baştan kokar sen neden kuyruğunu kokluyorsun?” diye bağırınca, adam bastırmış cevabı: “Balığın baştan koktuğu belli. Ben bakıyorum kokuşma kuyruğa gelmiş mi diye.” Demiş.  Evet kokuşma kuyruğa kadar gelmiş. İnşaat işçileri de işsizler ordusuna katıldı. İşsizlik 2018 sonuna gelindiğinde % 12’yi ulaştı. Artışın devam edeceği belli…

Yaklaşık altı ay önce yazdığım, “Kriz Kapıda” başlıklı köşe yazımda, inşaat sektörünün lokomotif sektör olduğuna, sektördeki sıkıntıların ekonominin tümünü etkilediğine değinmiştim. Krizin etkileri daha yakından hissedilmeye başlandı. Öz kaynakları olmadan müteahhitliğe soyunanlar oluyor.  İnşaata başlarken, üç-beş daire satarım, adına barter denilen takas sistemiyle taşeronlara, inşaat malzemesi satıcılarına daireler veririm, işimi görürüm diyen müteahhitlerin ve bunlarla iş yapanların sıkıntı yaşadığını biliyoruz. Kendi öz kaynağını kullananlar da sıkıntıda yaptıkları daireleri maliyetin altına satmak zorunda kaldıkları için.

İnşaat sektöründeki maliyet artışlarına bakıyorum: Maliyet artışları 2009, 2010, 2011, 2012,2013 yıllarında enflasyona paralel olarak % 6'lar düzeyinde seyretmiştir.  2014 yılında tahminleri aşarak  % 17'ye tırmanmış, 2015 yılanda % 11'lere gerilemiş 2016 ve 2017’de yeniden hızlı bir tırmanışa geçmiş ve 2018’de derinleşen kriz inşaat sektörünün üzerinden adeta bir tsunami gibi geçerek yerle bir etmiştir.  2019 yılı inşaat sektörü için şimdiden "kayıp yıl" olarak nitelendirilmektedir. Krizin etkileri gelecek yılları da devam edecek gibi görülüyor. Tapu dairelerindeki işi yoğunluğu azalırken, icra dairelerindeki yoğunluk giderek yükselmektedir. İnşaat sektöründeki her iflasın ve her sıkıntının, çevresine de yansımaları olacaktır mutlaka.

1987 yılından bu yana inşaat sektörünün içindeyim. Kriz dönemlerinde de konut üretimini sürdürdüm. Tüm ekonomik krizlerin, konut sektörüne kaynak aktarılarak aşıldığına tanık oldum. Bu kriz de konut sektörüne kaynak aktarılarak, konut kredi faizleri düşürülerek, konut kooperatifleri ve inşaat sektörü desteklenerek aşılacaktır. Konut almak isteyenlere uzun vadeli düşük faizli krediler verilerek aşılacaktır.

Krizin maliyet artışları nedeniyle konut kooperatiflerine de olumsuz etkileri olmakta maliyetlerin artması inşaat konuyla ilgisi olmayan kooperatif ortakları tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Ancak bilinmelidir ki, bugünü kadar işini yarım bırakıp yurtdışına kaçan kooperatif yöneticisi olmamıştır. Artan maliyetler nedeniyle sancılar yaşanmış ancak kooperatif ortakları konutlarına sahip olmuşlardır.



9 Ocak 2019 Çarşamba

İYİ İNSAN

Merhaba, siz bu iyi insan başlıklı yazıyı okurken, ben iyi insan olmanın gereğini yapmak üzere Ulusal Kırsal Ağ oluşumuna katkıda bulunmak için Ankara’da olacağım. Amacı toplumun gelişmesi olan çalışmaların içinde olmayı seviyorum. Bu tür çalışmalar için çağrı aldığımda katılmayı ertelenmez görev kabul ediyorum.

İyi insan, kendinden önce toplumu düşünen, topluma hizmeti yaşam biçimine dönüştüren insandır.
İyi insan, kin ve nefreti yüreğine yük etmeyen insandır. Atın yüreğinizden kin ve nefreti, yerini sevgi dolduracaktır inanın. İyi insanlar çoğaldıkça huzur ve mutluluk artar.


İyi insanı sevgi, kötü insanı korku yönetir.  İşlerimizi ya sevdiğimiz ya da korktuğumuz için yaparız. Sevgiyle yapılanlar keyif verirken, korkuyla yapılanlar üzer, gerer, yorar insanı.

Sevgisiz toplum verimsiz çorak tarla gibidir. Sizi bilmem ama ben korkuların sevgilerin önüne geçtiğini görüyorum. Ne edip, edip sevgiyi etkin kılmalıyız iyileri çoğaltmalıyız. Kötülükleri iyileri çoğaltarak yenebiliriz.

Çocukluğumu yaşadığım 50’li yılları düşünüyorum, akıllı telefonlarımız yoktu ama aklımız başımızdaydı. Dört işlemi kafadan yapardık. Akıllı arkadaşlarımız dostlarımız komşularımız vardı. O yıllarda çocuklar kaçırılmazdı. Çocuklar sevilirdi, çocuklara kıyılmazdı. İyi insanlar etkindi.

Akhisar’ın Büknüş köyünden Konya’ya gitmiştim tek başıma 1958 yılında 13 yaşındaydım. İyilik vardı sevgi vardı, yardımlaşma vardı. Şimdi bu yaştaki çocukları değil, başka bir kente parka bahçeye sokağa bile göndermiyorlar tek başlarına. Neden? Sevginin yerini korku, kin ve nefret aldı da ondan.

İyi insan seven insandır. Sevgi seveni de sevileni de mutlu eder. Sevmeye niyet edin, arkası kendiliğinden gelir. Sevgiyi derinlemesine yaşamak, sevgiyi evrensel bir değer olarak algılayıp, yaşam biçimine dönüştürmek yaşamınıza anlam katacaktır bunu bilin. Bunun içindir, bırakın dünyayı sevgi yönetsin bırakın dünyayı iyiler yönetsin demem.

Sevmek dünyanın en güzel ve en kolay işidir. Peki, niye doyasıya sevmiyoruz? Bizi büyütenler ve yönetenler sürekli kavga ediyorlar, kavgayı yaşam biçimi haline getiriyorlar, hatta kavgayı kutsuyorlar korku kültürünü büyütüyorlar da ondan.  Yazık oluyor yeni yetişen ve korku kültürüyle büyütülen çocuklara.  Sevgi kültürünü, korku kültürünün yerine koyamamışız. Kural dışı her şey için bir ceza düşünülmesi ve uygulanması, yöneticilerin asık suratlı olması, annenin babanın çocuklarına sert görünmek için çaba harcaması, eşlerin birbirine, öğretmenin öğrencisine, amirin memuruna şiddet uygulaması hep korku kültüründen kaynaklanıyor. Ancak, korkutmanın da çözüm getirmediği, sürdürülmesinin mümkün olmadığı da bilinmeli. Bu böyle gitmez. Korkuyla yaşanmaz.  İnsan, toplumun koyduğu kurallara, inandığı ve saygı duyup sevdiği için uymalı, verilecek cezadan korktuğu için değil. Kırmızı ışıkta sadece polis olduğu zaman değil, hiç kimsenin olmadığı zaman da durmalı. Yola tükürmemeyi, toplu bulunulan yerlerde sigara içmemeyi, ayıplanmaktan korktuğu için değil, insanları sevdiği için yapmalı.

En büyük evrensel değer, sevgi ve gelişim için çalışmaktır. Hem seveceksin, hem de gelişmeye gücünün yettiğince katkıda bulunacaksın. Hem seven, hem de toplumsal gelişmeye gücünün yettiğince katkıda bulunan insanlar çoğaldıkça, dünya daha yaşanası, insanlar daha mutlu ve gelecekten umutlu olacaktır. İyi insan olmak iyilik getirir. İyilikten iyilik, kötülükten kötülük doğar. İyiler olarak çoğalmanın yolunu bulalım. İyiliğe yapılan yatırım, en büyük zenginliktir.

Süresiz sınırsız koşulsuz iyilikler diliyorum.



 
back to top