Yeni Kooperatifimiz CEMRE KONUT

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatifinin imzaları atıldı

CEMRE KONUT / LALE KULE

1+1 Küçük Konut, Büyük Rahatlık

CEMRE KONUT / LALE KULE

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatif toplantısından görüntüler

CEMRE KONUT / LALE KULE

Hedef Kilitlendi

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Üye Kayıtlarımız Başlamıştır

OBASYA Projesi Yuntdağlarında kurulacaktır.

4 Ocak 2016 Pazartesi

BENİM BİR HAYALİM VAR

Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken, ülkemde, bölgede ve Dünya`da olanlar geçti gözlerimin önünden bir film şeridi gibi.

Yeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken, ülkemde, bölgede ve Dünya`da olanlar geçti gözlerimin önünden bir film şeridi gibi. Patlayan bombalar, düşürülen uçaklar, yaşanan gerginlikler, yıkımlar, kargaşa, karmaşa, tedirginlik, umutsuzluk, ölüm ve gözyaşı...

Bunları düşünürken, 52 yıl öncesinini anımsadım. Yüreğimin atışı hızlandı birden...

Yıl 1963, Ağustos'un 28'i  Washington Lincoln anıtının önünde ırk ayrımcılığına karşı 200.000'den fazla  kişi toplanmış. Kürsüde Amerikan Yurttaş Hakları Önderi Zenci Lider Martin Luther King var.
 
Martin Luther King önceden hazırladığı konuşmasını tam okumaya başlayacakken, alandaki kalabalığa, ayrımcılığın toplumu nasıl mutsuzlaştırdığını anlatacakken, bir anda, kalabalığın içinden bir ses duyulur: "Onlara hayalimizden bahset Martin" kalabalığın içinden bağıran ünlü şarkıcı Michael Jackson'dı "Onlara hayalimizden bahset" diye bağırıyordu, Martin Luther King'e. Ve Martin, yazılı metni bir kenara iterek, yüzyıllarca köle olarak kullanılmış halkının bağrından kopan bir sesle haykırdı:  "Benim bir hayalim var" cümlesiyle başlayan bu  tarihi konuşmayı biliyorsunuz.

Şimdi ben, bir yurttaş olarak Martin Luther King'in konuşmasından esinlenerek size seslenmek istiyorum.

Bugün diyorum ki dostlarım, şu anın ve yarının getireceği güçlüklere rağmen benim hala bir hayalim var.

Kurtuluş Savaşı'yla kazanılan, dedelerimizin, ninelerimizin kanlarıyla sulanan bu topraklar üzerinde Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti  içinde derinden yer edinmiş bir hayal.

Bir hayalim var: Gün gelecek bu millet Kurtuluş Savaşı'nda yaptığı birlik gibi yeniden birlik olacak ve bu topraklarda barış, kardeşlik ve dayanışma içinde yaşayacak. Çünkü bu güzel vatanda yaşayanların tümü eşit yaratılmışlardır ve eşit haklara sahip yurttaşlardır.

Bir hayalim var: Gün gelecek kavga bitecek insanlarımız kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.

Bir hayalim var: Gün gelecek, hemen hergün, çatışma ve  şehit haberleriye uyanan Anadolu bir özgürlük ve adalet yurduna dönüşecek.

Bir hayalim var: Gün gelecek çocuklarımız, etnik kökenlerine ve inançlarına göre değil insan ve eşit yurttaş olduklarına  göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar.

Bir hayalim var: Gün gelecek kapısı kapalı okul kalmayacak.
 
Gün gelecek, çocuklarımız elele tutuşma, mutlu geleceğe birlikte koşma şansına sahip olacaklar.
 

2015 yılı sona ererken, benim gelecek için bir hayalim var: Gün gelecek, şehit haberleri gelmeyecek, kimse ölmeyecek. Analar ağlamayacak.
Gün gelecek, bu hayalim gerçekleşecek, bu ülke bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunda ilerleyerek, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşıp aşacak ve bu ülkede  insanlar özgür, mutlu, gelecekten umutlu yaşayacaklar.
 

Benim hayalim, benim dileğim, söylediklerimin 2016'da gerçekleşmesi, ülkeme barış kardeşlik ve dayanışma gelmesidir. Dedim ya, bu bir hayal. Ama, hayal bile olsa, yine de güzel.
 
Bu  hayalin gereçekleşmesi için uğraşmaya değer.
 
Benim hayalim 78 milyonun hayali olursa eğer,
 
Hayal gerçekleşir.
 
Acılar biter.



25 Aralık 2015 Cuma

YEREL YÖNETİMLER PANELİ


28 Aralık 2015 Pazartesi günü saat:19.00`da Manisa Kültür Sitesi Lale Salonu`nda bir panelimiz var.

28 Aralık 2015 Pazartesi günü saat:19.00`da Manisa Kültür Sitesi Lale Salonu`nda bir panelimiz var. Yılın son haftası içinde Manisalı kenttaşlarımızla, "Yüksek Standartlar: AB Yolunda Manisa" Projesi kapsamında düzenlenen Yerel Yönetimler Paneli'nde buluşacağız. Tanışma kokteyli ile başlayacak olan etkinlik, açılış oturumu ile devam edecek. Açılış oturumunda, Manisa Valisi Sayın Erdoğan Bektaş, Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Cengiz Ergün ve CBÜ Rektörü Prof. Dr. Sayın A. Kemal Çelebi birer konuşma yapacaklar. İkinci oturumda da Şehzadeler Kaymakamı Sayın İsmail Çorumluoğlu, Manisa Büşükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sayın Halil Memiş, Prof. Dr. Sayın Süreyya Sakınç, ve ülkemizdeki birçok Kentsel Dönüşüm Projesi'nin projeler koordinatörlüğünü yapmış olan Taner Topçu birer sunum yapacaklar. 

Bu panel, Manisa'nın ilk yerel televiyonu ETV'den ve Almanya'daki Kanal Avrupa televizyonlarından canlı olarak yayınlanacak. Panelin Moderatörlüğü görevi bana verildi. Kentleşme, Kentlileşme, Yerel Yönetimler, Kent Konseyleri  gibi konular ilgimi çeken, üzerinde çalışmayı sevdiğim konular olduğu için severek yapacağım panelin moderatörlük görevini. Bu panelden yeni bilgiler de edineceğimi düşünüyorum.

Yerel Yönetimler Paneli'ne kenttaşlarımızın katılmasını bekliyoruz. Katılım olmadan atılım olmuyor. Bu tür etkinliklere katılmalıyız. Sadece bu tür etkinliklere değil, yerel yönetimlerde karar süreçlerine de katılmalıyız. Yerel Yönetimleri demokrasi okulları olarak görüp, bu okulun öğrencileri olmak için çaba göstermeliyiz.
 

Avrupa Birliği süreci, yerel yönetimlerde yapılanmayı olumlu biçimde etkiliyor. Açıklık, Katılım, Üretkenlik, Hizmetlerde Adalet, Sosyal Belediyecilik gibi kavramlara yapılan düzenlemelerle yasal dayanaklar hazırlanıyor. Belediye Yönetimleri ve kentli yurttaşlar olarak bize düşen görev bu kavramlara işlerlik ve derinlik kazandırmak için çalışmak olmalıdır. Köşe yazısı yazacağım günlerde  uyanınca sabahtan başlarım düşünmeye, hangi konuda, neler yazayım diye. Bir anahtar cümle bulmaya çalışırım. Bu sabah aklıma gelen ilk anahtar cümle "Tebessüm Sadakadır" hadisi oldu. İlk sadakayı kendime verdim. Aynada kendime gülümsedim. Olumlu düşünmeye başlayarak, tebessüm etmenin olumlu etkisini kendimde gördüm.
 

"Tebessüm Sadakadır" hadisinin, Yerel Yönetimlerle ne ilgisi var demeyin. Yerel yönetimlerin, doğumdan ölüme kadar yaşamın her anıyla yakından ilgisi var.

Belediyelerimizin yurttaşlarına  gülümseyen başkanları, personeli ve çalışanları olmasını kim istemez. Gittiğinizde güler yüzle ve ilgiyle karşılaştığınızı düşünün. Güzel olur değil mi? O zaman yapılacak iş, belediye yöneticilerine ve personeline gülümseme, yurttaşı tebessümle karşılama kursları verilmeli, görülecek her yere "Tebessüm Sadakadır" hadisi yazmalarıdır. Şaka yapmıyorum bunu gerçekten istiyorum. Bunun kentteki olumlu düşünceye katkısının olacağını düşünüyorum.
 

Yurttaş belediyeye gittiğinde, kendisine "Evet" denilmesini ister. Yurttaş "Evet" demek için çaba gösterildiğine tanık olmalı. Gösterilen çabanın ardından "Hayır" denilse bile üzülmez. Neden hayır denildiğini öğrenmiş ve ikna olmuş olarak ayrılır.
 

Belediyelerimize, sadece belediyelerimize değil tüm kamu kuruluşlarına hatta tüm işletmelere "Tebessüm Sadakadır" diyerek, tebessüm eden gülümseyen  yöneticiler ve personel gerekiyor.
 

Yurttaşlara da, "Alkış en güzel ödüldür" anlayışı ile kendisine güler yüzle hizmet edenleri alkışlamak görevi düşüyor. Ne tebessümün, ne de alkışın yapana bir bedeli olmaz ama, karşınızdakine büyük yararı olur. Olumlu düşünmeyi kolaylaştırır.

Haydi Manisalılar Yerel Yönetimler Paneli'nde buluşalım. Birbirimize tebessüm edelim ve alkışlayalım...


18 Aralık 2015 Cuma

21 ARALIK DÜNYA KOOPERATİFÇİLİK GÜNÜ


Gelişmiş ülkelerin tümünde 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü için, törenler yapılacak, etkinlikler düzenlenecek biliyorum.

Gelişmiş ülkelerin tümünde 21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü için, törenler yapılacak, etkinlikler düzenlenecek biliyorum. Başarılı kooperatifçilere ödüller verilecek. Ancak, benim ülkemde kooperatifçiliği anımsayanların ve kooperatifçilerin gününü kutlayanların sayısı yok denecek kadar az olacak. Olsun, biz kooperatifçiler sayımız az da olsa kendi günümüzü kendimiz kutlarız. Tüm kooperatifçilerin, Dünya Kooperatifçilik Günü kutlu olsun. 

Kooperatif güçlükleri, birleşen güçle aşmak demektir. Kooperatif tek başına yapılmayan işleri yapmak için, kafa, kasa ve emek birliği yapmak demektir.
 

Pek çok gelişmiş ülkede kooperatiflerin gelişmesi için çalışma koşullarını iyileştiren ve destekleyen kavramlar ve kurumlar üretilmiş, yasal düzenlemeler yapılmıştır.
 

Ancak, altını çizerek belirtmeliyim ki, hiç bir ülkenin, "Kanaatim odur ki, muhakkak surette birleşmede kuvvet vardır. Kooperatif yapmak , maddi ve manevi kuvvetleri, zeka ve maharetleri birleştirmektir." diyen, kooperatifler kuran, kurduran, destekleyen,  Atatürk gibi Kooperatifçi bir lideri olmamıştır.  Atatürk'e Başöğretmen, Büyük Devlet Adamı, Büyük Komutan, dediğimiz gibi Örnek Kooperatifçi de diyebiliriz.
 

Yeterince önemsenmeyen, desteklenmeyen, giderek unutulmaya başlanan kooperatiflere yeniden yönelmeliyiz. Unutmayalım, Türkiye kooperatifler eliyle sadece, barış kardeşlik ve dayanışmayı değil, ekonomisini de güçlendirebilir.
 
 
Ülkemizde, konut üretiminde ve kırsal kalkınmada adeta, destan yazan kooperatiflerimiz, kooperatifçilerimiz var. Bunlar yeniden değerlendirilmeli, kooperatifçilerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanılmalıdır.
 
 
21 Aralık Dünya Kooperatifçilik Günü’nde, kooperatifler olmadan, yoksulluğu aşmanın, gelir dağılımında adaleti sağlamanın, konut üretmenin ve sağlıklı kentler kurmanın mümkün olmadığını yeniden hatırlayalım.  Dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımızda Dünya yiyecek üretiminin 1/3’ü kooperatifler tarafından üretildiğini görürüz. İspanya ve İtalya yiyecek üretiminin % 50’sini, Hollanda ise % 83’ünü kooperatifler aracılığı ile yapıyor. İspanya’da sanayi kooperatifleri başarılı çalışmalar sergiliyor. Amerika’da kırsal kesimde elektrik dağıtımının % 90’ı kooperatifler eliyle yapılıyor.
 

Kooperatiflerin, ülke kalkınmasında, barış kardeşlik ve dayanışmanın güçlenmesinde, demokrasinin gelişmesinde önemli katkılar sağlayabileceğini bilerek, kooperatifçiliğin gelişmesini sağlayacak düzenlemeleri acilen yapmalı, kooperatiflere destek vermeliyiz...




11 Aralık 2015 Cuma

İNSAN HAKLARI GÜNÜ

Dün, Dünya İnsan Hakları Günü`ydü. Bu köşe yazımda Dünya İnsan Hakları ile ilgili düşüncelerimi paylaşayım istedim.
Hayvan Hakları gündeme geldiğinde, hemen sorun hayvanları kimlerden koruyoruz?
Çevre Koruma gündeme geldiğinde sorun, çevreyi kimlerden koruyoruz?
İnsan Hakları Günü'nde soruyorum, insanı kimlerden koruyoruz?

Tüm bu soruların tek bir cevabı var:  İnsandan koruyoruz.
Herşeyi, geçmişi bugünü ve geleceği insanlardan korumaya çalışıyoruz.
İnsanın insanla olan ilişkilerini düzenlemekle geçiyor ömrümüz.

Hukuk doğayı, insanı, herşeyi insandan korumak için var. Hatta insanı devletten korumak için var.
Aynıymış gibi algılanan birbiri ile ilişkili ancak aynısı olmayan iki ayrı kavram hukuk ve kanun. Hukuk adalet duygusudur. Amaçlanan kanun devleti olmak değil hukuk devleti olmaktır. Kanun bazen insanın yüreğini sızlatıyorsa, hukuka uygun olamadığı içindir. İnsan Hakları, kanun devletiyle değil hukuk devletiyle korunur.

Demek ki hukuk dediğimiz kavram yaşamı düzenlemeye yöneliktir. İnsanın insanla ilişkisine bakarak, toplumların ülkelerin gelişmişlik düzeyine ilişkin saptamalar yapabiliriz. 

1948'de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, "İnsan Haklarının Anayasası" olarak tanımlanır. İnsanın doğuştan sahip olduğu kişisel hak ve özgürlüklerini tanımlar, her insanın yasa önünde eşit olduğunu, işkenceye, kötü muameleye ve onur kırıcı cezalara tabi tutulamayacağını ilan eder. İnsan haklarının korunması ve geliştirilmesi yolunda uluslararası toplum tarafından sürdürülen çabalara yol gösterici işlevini bugün de sürdürür. 1948'de kabul edildiği tarih 10 Aralık her yıl Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanır.
 

Türkiye, Birleşmiş Milletler çerçevesinde oluşturulan temel insan hakkı sözleşmelerinin tümüne taraftır.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi yüzyıllar boyunca süren bir mücadelenin ürünü olarak, insanların
doğuştan ve eşit bir biçimde sahip oldukları hakları ifade eden uluslararası bir belgedir.

İnsan hakları sorunu, insanların ve ülkelerin gündeminde olacak ve olmaya devam edecektir her zaman. Bütün uygar ülkelerin hükümetleri, insan hakları ihlallerine meydan vermemeyi başlıca görev olarak kabul etmek durumundadır. Ancak insan haklarının korunması görevi, sadece hükümetlerin başarabileceği bir iş değildir. Bu görev, bütün kuruluşların, bütün insanların işbirliğini gerektirmektedir. Bu çerçeve içerisinde, insan hakları bilincinin ve insan haklarının tam olarak benimsenerek, uygulanması için gerekli sorumluluk duygusunun toplumda ve bütün insanlarda bulunması büyük önem taşımaktadır.
 

Çağdaş insan hakları anlayışını yansıtacak ve tüm Birleşmiş Milletler üyesi devletler için geçerli standartları içeren bir belgeye duyulan ihtiyaç sonunda İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni çıkarmıştır ortaya. Bu belgeye göre, can ve mal güvenliği, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü, siyasi haklar gibi geleneksel hak ve özgürlükler, birinci kuşak haklar çalışma hakkı, adil ve eşit ücret, insan haysiyetine yaraşır bir yaşam düzeyine kavuşma hakkı ve sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı gibi bir takım önemli haklarımızın olduğunu öğrenerek savunmaya başladık.
Teknolojik gelişmeye paralel olarak temiz bir çevrede yaşama hakkı, bilgisayar verilerine karşı özel hayatın korunmasını isteme hakkı, sanat ve bilim özgürlüğü, tüketici hakkı, tıbbi ve biyolojik gelişmelere karşı korunma gibi haklarımızı da savunuyoruz.

Haklarımız sürekli olarak gelişen insanla birlikte gelişmektedir. Onurlu yaşama hakkı, özgürlük, eşitlik, dayanışma, vatandaşlık hakları, adli haklar gibi haklarımızı dile getiriyoruz.

Yazımı bir soruyla noktalamak istiyorum:  Dünya İnsan Hakları Günü'nde ülkemizde ve kentimizde etkinlikler düzenlendi mi? İnsan hakları yeterince özümsendi mi? İçselleştirildi mi?  Keşke bu soruların yanıtına hep birlikte, yürekten evet diyebilsek...
 




4 Aralık 2015 Cuma

TÜRK KENEŞİ

Obasya Projesi ile ilgilenirken, Türk Keneşi üzerine de araştırma yapma ihtiyacı duydum. Edindiğim bilgileri zorda olsa özetleyerek paylaşmaya çalışacağım.
Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi - TDİK), Türk dili konuşan ülkeler arasında kapsamlı işbirliğini teşvik etmek amacı ile uluslararası bir örgüt olarak 2009 yılında kurulmuştur. Türk Konseyi'nin kurucu üyeleri Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye'dir. Türk Konseyi'ne şimdilerde doğru bir seçimle Türk Keneşi denilmeye başlandı. 

Türk Konseyi’nin temel belgeleri olan 3 Ekim 2009 tarihli Nahçıvan Anlaşması ve 16 Eylül 2010 tarihli İstanbul Bildirisi’dir.  Kurucu ülkeler, Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın amaçları ve ilkelerinin yanı sıra uluslararası hukukun diğer evrensel olarak tanınan ilkelerini benimsemiştir. Barış ve güvenliğin korunması ile iyi komşuluk ilişkilerinin geliştirilmesine ilişkin uluslararası normlar, Türk Keneşi çatısı altında yürütülecek işbirliğinin zeminini oluşturmaktadır.  Bu konu ilginizi çekerse, Keneşin, http://www.turkkon.org  adresli sitesinden daha fazla bilgi edenebilirsiniz.

İncelediğim Nahçıvan Anlaşmasında Türk Konseyi’nin temel amacı, Türk Dili Konuşan devletler arasında kapsamlı işbirliğini derinleştirmek, bölgesel ve küresel barış ile istikrara katkıda bulunmak olarak tanımlanmıştır. Üye ülkeler ayrıca, demokrasi, insan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü ve iyi yönetim gibi temel ilkelere bağlılıklarını ifade etmişlerdir. Türk Konseyi kapsamındaki işbirliği, üye ülkeler arasındaki ortak tarih, kültür, kimlik ve Türk dili konuşan halkların dil birliğinden kaynaklanan özel dayanışma temelinde inşa edilmesi amaçlanmıştır.
 

Türk Keneşi, Türkçe konşan ülkeler arasında, işbirliği ve dayanışmanın güçlenmesinde lokomatif görevi yüklenecektir. Hiç kuşkunuz olmasın gelecekte bu lokomotife yeni vagonlar da bağlanacaktır. Yeter ki, bu önemli kuruluşa önemine yaraşır özeni gösterelim...

Türkçe konuşan ülkeler arasında yapılan birçok çalışma var,  bu arada ortak Alfabe konusunda da çalışmalar olduğunu biliyoruz. Bildiğim kadarıyla  Kazakistan ve Kırgızistan hariç Azerbaycan, Özbekistan ve Türkmenistan latin harflerine geçmiş durumdalar.  Ancak bu geçişte 1991, 1992 ve 1993 yıllarında dilbilimcilerin belirledikleri 34 harften oluşan ortak alfabe sistemi dikkate alınmadı. Hatta bu ülkelerin ondan farklı olarak hazırladıkları alfabe sistemi birbirine benzememektedir. Oysa tüm ülkeler aynı sesler için aynı  harfleri kullansalar, bir taşla iki kuş vurmuş olacaklardı.  Hem modern dünyanın, teknolojinin ve internetin en verimli harf sistemine geçmiş olacaklar, hem de Türk dünyasında iletişim kolaylığı sağlanmış olacaktı.
 

Temel amacı Türkçe konuşan ülkeleri bir çatı altında toplamak olan Türk Keneşi'ne Türk Dünyasını birleştirme, birliği ve dirliği güçlendirme, ortak alfabeye geçme  yolunda başarılar diliyorum... Dilerim yakın gelecekte, diğer Türkçe konuşan ülkelerdeki dostlarımızla aynı alfabeyi kullanarak yazışabilir dostluklarımızı güçlendirebiliriz.
 



16 Kasım 2015 Pazartesi

ATATÜRK'Ü ANLAMAK


ATATÜRK'Ü ANLAMAK

Bugün 10 Kasım, Mustafa Kemal'in naciz vücudu toprak olurken ölümsüzlüğe ulaştığı gün buğün.
Bugün Atatürk'ü anacağız.
Anıtkabir sevenleriyle dolup taşacak bugün yine...
Anma deyince, (Anmak mı, anlamak mı?) diye sordum kendi kendime,
Asıl olan anmak değil, anlamaktır bence.
Anmasak olur ama anlamasak olmuyor. Anlayınca zatan daha anlamlı anarız bundan hiç kuşkunuz olmasın...  

ANMAKTAN ÖNCE ANLAMAK GEREK.
Her tarafa yazıyorlar "Atam İzindeyiz" diye. Düşünerek, anlayarak bilerek ve inanarak  yazdıklarını hiç sanmıyorum. Öylesine yazıyorlar işte. Anlamadan bilmeden. İz nedir? İz: "Bir şeyin geçtiği veya önceden bulunduğu yerde bıraktığı belirti, nişan, emare" şeklinde tanımlanabilir. Ya da, "Bir şeyin  dokunmasıyla geride kalan belirti." şeklinde daha kısa bir tanımlama yapılabilir.


İZİNDEYİZ YERİNE YOLUNDAYIZ DEMELİYİZ

"Atatürk'ün İzindeyiz." derseniz 1938'de kalırsınız. Bu kadar basit... Atatürk sizin 1938'de kalmanızı istemezdi, böyle isteseydi hedef olarak, çağdaş uygarlığı göstermezdi...

Eğer Atatürk'e inanıyor, yaptıklarını önemsiyor ve seviyorsanız, yapmanız gereken, "Atatür"ün İzindeyiz" demek yerine, "Atatürk'ün yolundayız" demek ve gereğini yapmak olamalıdır. Atatürk'ün gösterdiği yol, bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yoludur... Atatürkçü olmak, izinde kalmak değil, gösterdiği yolda ilerlemek ve Atatürk'ü aşmaktır. Altını çizererek söylüyorum. Hedefiniz Atatürk'ün gösterdiği yoldan ilerleyerek çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak değilse siz Atatürkçü değilsiniz demektir. O büyük önderi hiç anlayamamışsınız demektir.
ATATÜRK'ÜN GÖSTERDİĞİ YOL BİLİMİN AYDINLATTIĞI ÇAĞDAŞ UYGARLIK YOLUDUR
Atatürk'ün 57 yıllık yaşamında 3 bin 937 adet kitap okuduğu söyleniyor. "Atatürk'ün izindeyim."  diyen kardeşim sen kaç kitap okudun? Okusaydın, "İzindeyiz" deme yerine yolundayız derdin.  Atatürk'ün yolunda olmak, kitap okumaktır. Atatürk'ün yolunda olmak O'nu anlamak için çalışmaktır.  İnsanlarımızın çoğu kitap okumuyor. Kitap okumadan, Atatürk'ü anlayamaz, sadece anmakla yetiniriz. Kitap okumadan, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşıp aşamaayacağımızı anlayın artık.
ANMASAK OLUR AMA ANLAMASAK OLMAZ ATATÜRK'Ü ANLARSAK  DAHA ANLAMLI ANARIZ
Evet beyeler Atatürk'ü anlamak, anmaktan daha önemli. Anmasak olur ancak, anlamasak olmuyor.
" Atatürk'ü anmak için 10 Kasımları beklemeyelim, köhnemiş bir bimparatorluktan genç bir cumhuriyet kurmayı başaran ve ulusuna, bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunu gösteren Atatürk'ü anlamalı ve hergün anmalıyız." diyen nesiller yetiştiremedik ne yazık. Atatürk'ü anlamak için eğitim şart...
GELİŞME KİTAPLA OLUR. GELİŞME OKUMAKLA OLUR. GELİŞME ÇAĞDAŞ EĞİTİMLE OLUR.
Gelişme kitapla olur. Gelişme çağdaş eğitimle olur. Gelişme, soran sorgulayan, araştıran nesiller yetiştirmekle olur...
Atatürk, bağımsızlıktır. Atatürk Çağdaşlıktır. Atatürk Aydınlıktır. Atatürk bu ulusun simgesidir. Ve atatürk Türkiye Cumhuriyeti yaşadıkça yaşayacaktır...
İZ BİTER YOL BİTMEZ

Seni anlıyor ve sevgiyle anıyoruz Atam. Ben senin izinin değil senin gösterdiğin, bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunun yolcusuyum Atam... O nedenle, izindeyiz yerine YOLUNDAYIZ demeyi daha doğru ve gerekli gördüğümü belirtmek istiyorum. İz biter yol bitmez...


23 Ekim 2015 Cuma

CUMHURİYET FAZİLETTİR

Cumhuriyetin niteliğini değiştirme ve Atatürk`ü unutturma hayalleri abesle iştigalden başka birşey değildir.

Bu güzel ülkenin, değişmeyen ve kolay kolay da değişmeyecek olan gerçeği Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusunun Mustafa Kemal Atatürk olduğu ve sevgisinin gönüllerde hep yaşayacağı gerçeğidir.  

Bu ülkenin her yurttaşı bunu böyle bilir. Ata'sına ve kurduğu cumhuriyete kanı ve canı pahasına sahip çıkar. Cumhuriyetin niteliğini değiştirme ve Atatürk`ü unutturma hayalleri abesle iştigalden başka birşey değildir.

Atatürk'ün önderliğinde kurulan cumhuriyeti koruyup kollamak ve güçlendirmek ancak Atatürk'ün gösterdiği, bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yolunda kalmakla ve ilerlemekle olur.

Cumhuriyetimizi korumak ve güçlendirmek bu güzel ülkenin yurttaşları olarak hepimizin ertelenmez öncelikli görevidir. Bu görevimizi yaparken mazeret üretme hakkımız yok. Mazeret üretmeyip marifet göstereceğiz. Marifet göstermeye örnek mi istiyorsunuz?

Örnek; Mustafa Kemal Atatürk'tür. Atatürk, ülkenin kurtuluş mücadelesini başlatmak amacıyla 1919 yılında Samsun’a  çıktığında elinde hiçbir maddi güç yoktu. Sadece, ülkeyi kurtarmaktan ve halka güvenmekten başka bir seçeneğinin olmadığını biliyordu. Kalkışılan iş kolay değildi. Köhnemiş, parcalanmış, paylaşılmak istenen bir imparatorluktan genç bir cumhuriyet kurulacaktı. Tüm ulusları şaşırtan, benzer kaderi paylaşanlar tarafından örnek alınan muhteşem bir destan yazıldı. 29 Ekim 1923 yılında cumhuriyet kuruldu.  Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu bilemezsek nasıl korunacağını da bilemeyiz.

29 Ekim 1923’de Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ardından, köklü değişiklikler yapılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş ve lâik bir devlet olabilmesi için gereken bütün adımlar Atatürk’ün önderliğinde hızla atılmış, toplumsal ve siyasal alanda yapılan devrimlerle ülkemiz halkın iradesinin hakim olduğu özgür bir ülke haline gelmiştir. Herkesin kanunlar önünde eşit olduğu ülkemizde, hiçbir kimse ve topluluğa ayrıcalık tanınmamakta, eğitim, sağlık ve sosyal alanlarda yapılan devrimler ile halkımız refah ve huzur içerisinde yaşamaktadır.

Cumhuriyet rejimi sayesinde bağımsız ve özgür bir millet olarak yaşadığımız bu topraklarda, Türkiye Cumhuriyeti devletimizin ebedi varlığı ve birliği adına ülke gelişimine katkıda bulunmak için vatanımızı çok sevmeli, düşmanca yaklaşımlarda bulunan iç ve dış güçlere karşı her zaman uyanık olmalıyız. Bizlere tevdi edilen görevleri layıkıyla eksiksiz bir şekilde yapmalı, ülke menfaatlerini kendi menfaatlerimizin üzerinde tutmalıyız. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyete sahip çıkıp, demokrasiden asla ödün vermeden, milli birlik ve bütünlüğümüzden hiçbir zaman ayrılmamalıyız. Olanca güçlüklere rağmen Atatürk’ün sayesinde kurulan cumhuriyete sahip çıkmak ve çağın getirdiği yeniliklerden faydalanarak ülke gelişimine katkıda bulunmak hepimizin görevidir..

Çocuklarımıza Atatürk'ü ve kurduğu Cumhuriyeti öğretmeye devam etmeliyiz. Cumhuriyet Bayramı seçimin gölgesinde kalmamalı, artan bir coşkuyla ve bilinçle kutlamalıyız. Evlerimizi, işyerlerimizi şanlı bayrağımızla süslemeliyiz.

Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun. Bu güzel ülkeye iki büyük değerimiz Atatürk ve  Cumhuriyet çok yakışıyor.



16 Ekim 2015 Cuma

NEREDESİN EY BARIŞ

NEREDESİN EY BARIŞ
70 yaşına geldim, hiç bir yerel yada genel seçimin bu kadar sönük geçtiğini anımsamıyorum.

70 yaşına geldim, hiç bir yerel yada genel seçimin bu kadar sönük geçtiğini anımsamıyorum.
İnsanlar suskun.
Yüzlerde umut ve gülümseme yerine, bıkkınlık ve karamsarlık var.
Umutsuzluğu umuda dönüştüremiyorsak, seçimlerde alınacak oyların ne anlamı olur ki?
Millet mutlu ve gelecekten umutlu değil.
Nereye gidiyoruz sorusuna cevap arayanların sayısı giderek çoğalıyor.
Sorular yanıtsız kalıyor.                                                               

Gerçekten nereye gidiyoruz?
Geçtiğimiz günlerde usta sanatçı Leven Kırca'yı yitirdik.
Öbür dünyaya göçerken bıraktığı mektupta "Atatürk'le kalın. Cumhuriyetle kalın" diye yazmış..
Mektubunu defalarca okudum.
Kırca'nın gördüğü iki önemli değer, Atatürk ve kurduğu cumhuriyet.
Atatürk'le kalın, cumhuriyetle kalın diyordu Kırca.
29 Ekim'de cumhuriyeti kutlayacağız.
Dilerim önemine yaraşır biçimde kutlarız.
Dilerim cumhuriyette kalacağımızı sergileriz.
Millet olmak kederde ve kıvançta birlik olmaktır.
Olabiliyor muyuz?
Bizi üzen ve sevindiren ortak değerlerimiz var mı?
Bağlarımız bu ortak değerlerimizdir.
Ne kadar çoksa o kadar güçlüyüz demektir.
İhtiyaç duyduğumuzda ortak akıl, ortak hedef belirleyebiliyor muyuz?
Cevabınız evetse biz bir milletiz.
Ve cumhuriyette kalırız.
Evetler ne kadar çoksa o kadar güçlüyüz demektir.
Evetler azsa, şapkayı önümüze alıp düşünmeliyiz.
Düşünmeli ve sandığa öyle gitmeliyiz.
Kurumaya yüztutan köklerimize yeniden can suyu vermeliyiz.
Birbirimize korkuyla değil sevgiyle bağlanmalıyız.
Huzuru silahla değil,insana saygıyla sağlamalıyız.
Barış, kardeşlik ve dayanışma, yaşam biçimine dönüşmeli ülkemizde.
Barış için insanlar ölmemeli.
Barış denilince yüzler gülmeli.
1 Kasım'da sandığa gideceğiz.
1 Kasım'da öze döneceğiz.
1 Kasım bizi yönetecek olanların seçilmesi değil, gideceğimiz yolun belirlenmesidir.
Doksan dokuz insanımızı gömdük.
Barış diyenler tohum olur yeniden açar gözlerini güneşe yeniden doğar.
Barış diyenler karanlığı boğar
Hep öyle olmuştur. Barış diyenler yeniden doğmuştur.
Atatürk'le kalalım.
Cumhuriyetle kalalım
Yolumuz açık olsun...



9 Ekim 2015 Cuma

Uluslararası Yunus Emre Günleri

Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz` diyen Yunus Emre`yi 16-17 Ekim 2015 tarihlerinde adı verilen Yunusemre ilçemizde anacağız.
`Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz` diyen Yunus Emre`yi 16-17 Ekim 2015 tarihlerinde adı verilen Yunusemre ilçemizde anacağız. 

Yunus Emre, sevdiğimiz bir halk ozanı, bir sevgi adamı, bir derviş. İlçemize Yunusemre adı verilince, çok sevindim ve ilk işim Güzelyurt Mahallesindeki Birlik Parkı'na Yunus Emre'nin güzel bir heykelini  Sanatçı Mustafa Toygar'a yaptırmak oldu. Hemen ardından da Ortaasya'da atalarımızın kullandığı yurt biçiminde yapımını gerçekleştirdiğimiz Toplantı Salonumuza Yunus Emre Bilge Evi adını verdik ve duvarlarına Yunus Emre'nin dörtlüklerini yazdık. Halk ozanımızın adını ve anısını ilçemizde yaşatacağız. İlçemiz Yunus Emre adıyla ayrı bir anlam ve önem kazanacak.
 

Manisa'da Manisa Tarzanı ve Çevre Günlerimiz vardı, şimdi bir de Yunus Emre Günlerimiz oldu. Bu tür etkinlikler, kent insanının yanlızlığını aşmasını, bir araya gelmesini dostluk ve dayanışmanın güçlenmesini sağlıyor. Katılım olmadan atılım olmaz diyerek bu tür etkinliklere katılmalı, salonları doldurmalıyız.
 

Yunusemre Belediyemizin de Yunus Emre'ye sahip çıktığını görmek bu ilçenin bir yurttaşı olarak beni çok sevindirdi. Yunusemre Belediyesi tarafından bu yıl ilk kez düzenlenecek olan Uluslararası Yunus Emre Günleri 16 Ekim'de başlıyor. Gelenekselleşmesi amaçlanan Yunusemre Etkinlikleri, bilim adamları ve sanatçıları Manisalılarla buluşturacak. Yunus Emre Günleri, sevginin konuşulduğu günler olacak. Emeği geçenleri şimdiden kutluyorum.

Bu yıl ilki yapılacak olan Uluslararası Yunus Emre Günleri için başta Yunusemre Belediye Başkanı Sayın Dr. Mehmet Çerçi olmak üzere, tüm belediye personeli  yoğun biçimde çalışıyorlar. Saruhan Otel’de gerçekleştirilen etkinliklerin ilk tanıtım toplantısına Yunusemre Kaymakamı Yüksel Topal, Yunusemre Belediye Başkanı Dr. Mehmet Çerçi, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcıları Ramis Şiyak, Şule Uygur, Kılıç Kaya, Mustafa Dandin ve Saniye Altay ile Şehzadeler Belediye Başkanı Ömer Faruk Çelik'in yanı sıra, İl Milli Eğitim Müdürü Recep Dernekbaş, İl Kültür ve Turizm Müdür Yardımcısı Seyfettin Onat, Yunusemre Belediyesi Meclis Üyeleri, Daire Müdürleri ile sanatçı Orhan Çakmak ve basın mensupları katıldılar. Tanıtım toplantısına bile bu denli yoğun katılım olunca, etkinliklere katılımın yoğun olacağını düşünmeye başladık . Dileriz Yunusemre İlçemizin ses getiren ve gelenekselleşen  bir etkinliği olur.
 

Yunus Emre Günlerinde buluşmak için 16 ve 17 Ekim 2015 tarihlerini boş bırakın ve Yunus Emre Günlerine mutlaka katılın. Ben, bir çok dostumla, Yunus Emre Etkinliğinde buluşmak, selamlaşmak ve konuşmak istiyorum.


5 Ekim 2015 Pazartesi

ÇOK SESLİLİĞİN UYUMLU BİRLİKTELİĞİ

Bu köşe de dahil defalarca yazıp seslendirdiğim bir konuyu önemi nedeniyle bir daha yazmak istiyorum.
Bu köşe de dahil defalarca yazıp seslendirdiğim bir konuyu önemi nedeniyle bir daha yazmak istiyorum. Çok seslilik, bir türlü anlayıp içimize sindiremediğimiz bir kavram. Çok seslilikten çok söz ediyoruz da, çevremizdeki herkes, benim gibi düşünsün, benim dediğimi yapsın  istiyoruz. Tek sesliliğin kolaycılığına kapılıp gidiyor insanlar. 

Her yerde, ailede, işyerinde, tüm kurum ve kuruluşlarda ve siyasi partilerimizde, ülkenin yönetiminde tek seslilik isteniyor. Bunu söylerken de, “Disiplin” deyip bir şey demiyorlar. Yeni bir şey söylediğinizde hem uyumsuz hem de disiplinsiz oluyorsunuz. Yeni birşey söyleyebilmek kadar zevk aldığım başka birşey yok benim. Keşke tüm insanlarımız yeni birşeyler söyleyebilse. Yeni birşey söyleyebilmek, düşünmeyi, okumayı araştırmayı gerektiriyor. Oysa uyumlu olmak için bunların hiç birisini yapmanıza gerek yok. Kafanızı evet anlamına emme basma tulumba gibi sallamanız yetiyor. Bunu yapmadığınızda sizi cezalandırmak istiyorlar.

Ben tek seslilikten yana bir insan değilim. Tek seslilikten yana olanları da sevmiyorum. Kendi kendime olduğum zamanlarda bile, kendi doğrularımı süzgeçten geçirip, tartışıyorum. Kendi söylediklerime ters düştüğümde bile, gözlerimin içi gülüyor. Kendi doğru bildiğimin yanlış olduğunu görünce de bunu çevremdekilerle paylaşmaktan geri kalmıyorum.
 

Bize hep tek seslilik eğitimi verildi. Aile içinde babamızın, okulda öğretmenimizin, işyerinde amirimizin dediği tek doğrudur denildi. Oysa babamızın yanlışlarını daha çocukken, öğretmenlerimizin yanlışlarını yaşama atıldığımızda, amirlerimizin yanlışlarını verim düştüğünde, yöneticilerin yanlışlarını ülkede işler kötü gitmeye başladığında  hep gördük.
 

Şimdi, siyasi partilerde de disiplin adına tek seslilik koşulsuz kabullenme öneriliyor. Tek sesliliği kabullenir, söylenenleri tartışmaz, yukardan söylenen her şeyi doğru kabul ederseniz yükselebilirsiniz deniliyor. Böyle yükselmeyi seçenler ve yükselenler oluyor elbet. Ancak, söylenenlere kuşkuyla bakanlar ve tartışanlar, yükselme şansı bulamıyor. Bir şey söyleyeyim mi? Eğer, söylenenlere kuşkuyla bakanlar olmasaydı, gelişme olmazdı. Aydın demek, araştıran soruşturan, kuşkuyu elden bırakmayan demektir.
 

Size birisi uyumsuz diyorsa, bunu size verilmiş en büyük ödül olarak kabul edebilirsiniz.

Şimdi diyelim ki, Mustafa Kemal, saraya yakın bir Osmanlı Subayı olarak, uyumlu birisi olsaydı. Söylenenleri hiç tartışmasaydı. Saraya bağlılığını disiplin adına hep sürdürseydi, genç Türkiye Cumhuriyeti kurulabilir miydi? Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verilir miydi?

Size uyumsuz diyeceklermiş, varsın desinler. Konuşun lütfen. Çok konuşuyor, diyeceklermiş varsın desinler. Bana en çok acı veren, konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmaktır. İstemediğim yerde, konuşmaya zorladıklarında, konuşmam gereken yerde engellediklerinde çok üzülüyorum. Konuşmak istediğimde, konuşmanın yolunu bulmaya, konuşamadıklarımı yazmaya devam ediyorum. Kim ne der, kim kızar demeden konuşup yazıyorum. Kendime olan saygımı yitirmemek için konuşup yazıyorum. Özgürlük sahip çıkmamız gereken önemli bir değerdir, çağdaş insanlar için. Özgürlüklerimizden ödün vermeyelim...


31 Ağustos 2015 Pazartesi

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

30 Ağustos 1922`de Dumlupınar Meydan Muharebesi`nin kazanılması ve ardından Yunan ordusunun denize dökülmesi, Anadolu`yu işgal etmek isteyenlere verilmiş büyük bir derstir. 

30 Ağustos 1922`de Dumlupınar Meydan Muharebesi`nin kazanılması ve ardından Yunan ordusunun denize dökülmesi, Anadolu`yu işgal etmek isteyenlere verilmiş büyük bir derstir. Yurdumuzu bölmek ve  işgal etmek isteyenlerin kovulmasından bugün bile çıkarılacak dersler vardır.
Mustafa Kemal 1 Eylül 1922'de "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir" emrini verir. Ve Şanlı ordumuz, zaferlerle dolu bir yolculuğa çıkarak, 8 Eylül'de Manisa'yı, 9 Eylül 1922'de İzmir'i kurtarır. Ve böylece cumhuriyete giden yol açılmış olur.
 

Zafer Bayramını şehit haberleri dinlerken ve şehitlerimiz için yapılan cenaze törenlerini gözyaşları içinde izlerken kutlamaya hazırlanıyoruz.
 

Ulusal Kurtuluş Savaşımızı, milli bayramlarımızı ve kentlerimizin kurtuluş günlerini giderek daha da artan bir coşkuyla kutlamalıyız. Şehitlerimizi sevgiyle, minnetle, rahmetle anmalıyız.  Atatürk’ü yüreğimizden ve dilimizden hiç düşürmemeliyiz. Kurtuluş yolu Atatürk'ün göösterdiği, bilimin aydınlattığı çağdaş uygarlık yoludur.  Anıtkabir her zaman dolup taşmalı.  Milli duygularımızın büyüklüğü, şehit kanlarıyla sulanan bu vatanı, devletimizi, milletimizi, birliğimizi ve bağımsızlığımızı simgeleyen bayrağımıza olan saygımızı dost ve düşmanlar hep görmeli.
 
Kara bulutlar kaplamış gökyüzünü. Kırılmış kolumuz kanadımız. Silahlarımız alınmış ellerimizden. Ordularımız dağıtılmış. İhanet çöreklenmiş ülkemin üstüne kara bir yılan gibi. Kenetlenmiş çenelerimiz, suskunuz. Suskunuz ama umutsuz değiliz. Bağımsızlık için çarpıyor yüreklerimiz. Ülkeyi böyle kurtardık; Cumhuriyeti böyle kurduk biz. Böyle sahip çıkarız.

Anadolu'ya çevrilmiş kem gözler. Ülkemizi bölmek, parçalamak, yok etmek istiyorlar. Oysa esas olan, Türk milletinin şerefli bir millet olarak birlik bütünlük ve kardeşlik içinde yaşamasıdır. Bu da ancak bağımsız kalmakla olur. Bağımsızlıktan yoksun olan uluslar karanlıktan kurtulamazlar. Türkün onuru, Türkün yetenekleri büyüktür. Türk’e tutsak olarak yaşamaktansa ölmek yaraşır. Öyleyse, "Ya bağımsızlık ya ölüm" diyordu Mustafa Kemal. Ya Bağımsızlık Ya Ölüm...
 

Ülkemizin nasıl kurultarıldığını ve ardından cumhuriyetimizin nasıl kurulduğunu biliyoruz.  Bu güzel vatanda şanlı bayrağımız altında ulusal birliğimizi ve cumhuriyetimizi koruyarak kardeşçe yaşamaktan başka seçeneğimiz yok. Doğru olan, birlikte insanca ve özgürlük içinde yaşamaktır, gerisi hikaye. Bunun dışındaki her çözüm, yok oluştur, bitiştir, felakettir. Bunun dışındaki her çözüm sadeçe düşmanlarımızı güldürür. Bu vatan kolay kazanılmadı. Bu cumhuriyet kolay kurulmadı. Kıymetini bilelim.

Bayrak ve Atatürk birliğimizin bütünlüğümüzün değişmeyen simgeleridir. Bizi bölmek parçalamak istiyenler, Atatürk'e saygsızlık edenlerdir. Yabancı devlet adamlarından  Anıtkabir'e gitmeyenlere bakın onların bizim dostumuz olmadığını ülkemiz için örtülü emellerinin olduğunu hemen görürsünüz.
 

Milli bayramlar, bizi güçlendiren bağlardır. 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
 

Evlerimizi, balkonlarımızı bayrak ve Atatürk resimleriyle süsleyelim...

14 Ağustos 2015 Cuma

Yine Sevgi Üstüne...

Üzerine yazı yazmayı sevdiğim konuların başında sevgi var. Her gün sevgi üzerine köşe yazısı yazabilirim keyifle.
Üzerine yazı yazmayı sevdiğim konuların başında sevgi var. Her gün sevgi üzerine köşe yazısı yazabilirim keyifle. Hatta roman bile yazsam olur. Sevgi üstüne yazmak, sevgi üstüne konuşmak, sevmek kadar güzel oluyor. İnsan rahatladığını, yüzünde bir gülümseme belirdiğini hissediyor. Sevmek üstüne daha önce  yazdığım bir yazıda koşulsuz sevgiye değinmiş ve sevmek koşulsuz olmalı demiştim. Sevginin koşullusu, “sev beni, seveyim seni” şeklinde olanı, sevgi değil, olsa olsa  ticaret olur. Evet, sevgi koşulsuz olmalı.

Düşüncelerimi paylaştığım bir dostum: “Koşulsuz sevmek bana anlamsız geliyor” dedi. Eleştirisini bununla da sınırlı tutmadı. “Bir şeye kafayı takmaya gör, kendin bıkmıyorsun, ancak insanları bıktırıncaya kadar devam ediyorsun” diye sürdürdü eleştirisini. Yazılarımı sevgi üstüne yoğunlaştırmamı eleştiriyordu. Yazılacak bunca konu varken, sevgi üstüne yazmanın ne anlamı var demeye getiriyordu. Haklısın dedim. Gerçekten öyle yapıyorum. El attığım, konuya yoğunlaşıyorum peşini bırakmıyorum. Sevgi üstüne çok yazdım. Ancak yazmayı da sürdüreceğim. Belki, bu köşede yazdıklarımla da yetinmeyip denemeler yazacağım. Yazma konularımın başında yine sevgi, hep sevgi olacak. Sevgiden ne yazılırken, ne okunurken, ne de sevilirken bıkılır. Sevgiden bıkılmaz. Sevgiden bıkan, yaşamdan bıkmış olur.

Sürekli aynı konuda yazmanın, eğer yazılan her yeni yazı, yazılan konuya farklı yaklaşımlar getiriyor, konuya derinlik kazandırıyorsa bu sorun değil, kazanım olarak görülmeli diyerek savundum kendimi. Aslında, sürekli aynı konuda yazmanın savunmayı gerektiren bir yanı da yok. Sürekli olarak aynı konuyu işlemek, yazana kolaylık değil aslında zorluk getiriyor. Aynı konuyu yazacaksın ancak, aynı yazıyı yazmayacaksın bu o kadar kolay iş değil.

Koşulsuz sevgi demiştim ya, şimdi onu biraz daha açıyorum. Hem koşulsuz seveceksin, hem senin gibi düşünmeyeni de seveceksin. Senin gibi düşünmeyeni sevmek. Düşüncelerimi paylaştığım dostum, buna da karşı çıktı: “Koşulsuz sevmeyi kabullenememişken, bir de benim gibi düşünmeyeni sevmeyi nereden çıkardın, bu kadarı da fazla olmuyor mu?” dedi.

Benim gibi düşünmeyeni de sevmek, benim için büyük önem taşıyor. Benim gibi düşünmeyeni sevmezsem,  sevmediğimin  benim gibi düşünme yolunu tıkamış olurum. Benim gibi düşünmeyeni sevmezsem, sevgi konusunda kendimi koşullandırmış olurum. Hem kendi yolumu hem de benim gibi düşünmeyenin yolunu kapatmış olurum. İnsanı yücelten, köprüleri, yıkmak yakmak değil, yeni köprüler kurmaktır.

Ben, benim gibi düşünmeyenleri gerçekten seviyorum. Kapıları kapatmak yerine, neden benim gibi düşünmediklerini anlamak için, sürekli açık tutuyorum. Bir de, ya ben yanlış düşünüyorsam kuşkusu var içimde. Ya ben yanlış düşünüyorsam, kapıları kapattığımda doğru düşünme yolunu da kapatmış olurum diye de korkuyorum.

Yine sevgi üstüne, hep sevgi üstüne. Özellikle, sevgisizliğin büyüdüğü ülkemizde, sevgi üstüne yazmak ve gerçekten sevmek, koşulsuz sevmek, benim gibi düşünmeyeni de sevmek tüm insanlar için ertelenmez görev olmalı diye düşünüyorum. O zaman, dünya daha yaşanası, yaşam daha anlamlı olacaktır.

Hep insanın insanı sevmesinden söz ettim. Sevgi insanı sevmekle sınırlı değil elbet. Toprağı, toprakta yetişen ağacı, dalı, daldaki böceği, patlayan tomurcuğu,  şırıl şırıl akan suyu, uçan kuşu, var olan her şeyi de sevmek gerekiyor. Çünkü insan sevdikçe yüceliyor. Siz de sevin, insanın sevdikçe yüceldiğini göreceksiniz. Yaşamın sevdikçe anlam kazandığını göreceksiniz. Çıkarın gözlerinizden başkalarının taktığı gözlüğü, bir de kendi çıplak gözlerinizle bakmayı deneyin. Daha iyi gördüğünüzü şaşırarak göreceksiniz.

Kin ve nefret yüreğinize yüktür. Atın yüreğinizden kin ve nefreti sevgiye yer açılsın. Kin ve nefretin ağırlığı sizi aşağıya çekerken, sevgi yukarılara taşır.
 

Sevmek ve sevilmek ikiside güzel. İkisi de insana çok yakışıyor ve yaşamına anlam katıyor...



7 Ağustos 2015 Cuma

KÜÇÜK KONUT BÜYÜK RAHATLIK

Küçük konutu 2007`de Manisa`da gündeme getirdiğimizde bize inananların sayısı çok azdı.
1987 yılında Yeni Manisa Projesini gündeme getirdiğimde de öyle olmuştu. “Kim gider oralara” demişlerdi. Oralar dedikleri yerler şimdi Manisa'nın en güzel yerleşim yeri oldu.

Şimdi Yeni Manisa Projesi gibi küçük konutunda ilgi gördüğüne tanık oluyoruz. Ancak “haklı çıktın” diyenlerin sayısı çok az. Toplum nedense haklı çıkanları sevmiyor. Sevmek bir yana içten içe kızıyor bile. Herkes affediliyor ama haklı  çıkanlar asla affedilmiyor.
 

Neyse bugün konum, haklı ya da haksız çıkmayı tartışmak değil. Konum sadece küçük konutla ilgili düşüncelerimi paylaşmak sizinle. Değişim her alanda sürüyor. Anlayışlar değişiyor. Yaşam biçimleri değişiyor. Değişmeyen tek şey değişimin sürdüğü, değişim sürüyor. Aileler küçülüyor. Küçülen ailelerle birlikte evlerde küçülüyor. İnsanlar, evlerde kapanıp kalmıyor. İnsanlar alışveriş merkezlerine koşuyor.
 

Küçük konutlara taşınanlar, büyük rahatlık yaşamaya başladıklarını dillendirdikçe talepler artıyor. Bence gelecekte, insanların büyük çoğunluğu yaşamlarını küçük konutlarda sürdürecek.

Toplumun ihtiyaçlarını ve gelişmeyi dikkate alarak, farklı bir proje ürettiğinizde başta olmasa bile, sonradan ilgi artıyor.

Şimdi yine sizlere "aaaa, yok canım" dedirtecek bir bilgi veriyorum. 17 Ağustos'ta Makedonya'da olacağız. Makedonya'da 1+1 konutlar üretmeyi düşünüyoruz. Yaklaşık 100 konut üreteceğiz. 100 konutun çok kısa sürede Manisa'dan alıcı bulucağını düşünüyorum. Tümünü Manisalılara vereceğiz. Konut alan oturma izni alacak, ardından Makedonya yurttaşlığı gelecek. Nasıl olsa, Makedonya Türkiye'den önce Avrupa Birliği üyesi olur. Tüm bunları konuşmak ve işi planlamak için Makedonya'ya gidiyoruz. Arsa bulup, işi planlayıp döneceğiz.
 

Büyük evin derdi de büyük oluyor. Isıtamıyorsunuz, soğutamıyorsunuz. Bakımı ve temizliği sorun oluyor. Büyük konutlarda yaşanan sorunlar küçük konutlarda yaşanmıyor. O nedenle, Küçük Konut Büyük Rahatlık diyoruz. Küçük konutu geleceğin konutu olarak görüyoruz. Küçük Konut ucuz olduğu için değil, rahat olduğu için gündeme geldi. Tüm gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerde böyle oldu. Şimdi küçük konutu Makedonya'ya taşıyacağız. Küçük konutlar büyük gelişmelerin yolunu açacak. Küçük konutlar, turizm, ticaret ve kültür köprüsü olacak.
 

Makedonya dönüşü, gelin görüşelim, birlikte yeni bir yaşam alanı yaratalım diyeceğiz. Bahçede otururken su sesi, kuş sesi duyabileceğimiz, kışın keyfini çıkarabileceğimiz bir alan bulacağız.

Küçük konutlar büyük prim yapıyor ve daha da yapacak benden duyurması. Küçük konutta yaşamak isteyende gelsin. Avrupa'ya açılmak isteyenler gelsin.
 

Yeni Manisa’da birçok ilke imza attık. Şimdi yine bir ilke daha imza atıyoruz. Makedonya'da Manisa Sitesi'ni kuruyoruz.

Geleceğe ilişkin umutlarını büyütmek isteyenleri bekliyoruz. Makedonya dönüşü sizinle paylaşacağımız çok bilgi olacak. Atalarının mezarları Makedonya'da olanlar dönüşümüzü bekleyin. İyi haberlerle geleceğiz. Bakarsınız Yunusemre Belediyemize, Makedonya`dan bir kardeş belediye önerisi de getiririz...





 
back to top