Yeni Kooperatifimiz CEMRE KONUT

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatifinin imzaları atıldı

CEMRE KONUT / LALE KULE

1+1 Küçük Konut, Büyük Rahatlık

CEMRE KONUT / LALE KULE

S.S. CEMRE Konut Yapı Kooperatif toplantısından görüntüler

CEMRE KONUT / LALE KULE

Hedef Kilitlendi

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

SİMGE KONUT

1+1 Küçük Konut, Çeyrek Altın, Akıllı Yatırım

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir

S.S. OBASYA TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ

Üye Kayıtlarımız Başlamıştır

OBASYA Projesi Yuntdağlarında kurulacaktır.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Manisa Birlik / Lale Kule

LALE KULE
ÇOK KONUŞULACAK


LALE KULE
MANİSA’NIN SİMGELERİNDEN BİRİSİ OLACAK

KÜÇÜK KONUT BÜYÜK RAHATLIK DİYEREK BAŞLADIK
AKILLI YATIRIM OLDUĞU GÖRÜLDÜ

KONUTLAR ADETA KAPIŞILDI

LALE KULE’DE BENİMDE KONUTUM OLSUN DİYENLER İÇİN
ORTAK KAYITLARI DEVAM EDİYOR

 “Küçük konut büyük rahatlık” diyerek başladık çalışmaya Ceren’de 105, Simge’de 90 Selin’de 96 konutun üretimi tamamlandı. Ender’de 100 konutun üretimi sürüyor. Şimdi de 216 konutla sırada Lale Kule var.

1+1 konutlar geleceğin konutlarıdır. İlgi göreceğini düşünerek başlatmıştık üretimini. Ancak inanın, daha konutların temeli atılmadan ortakların tamamlanmasını beklemiyorduk. Lale Kule’de de öyle olur diye düşünüyoruz.  

Toplumun ihtiyaçlarını ve gelişmeyi dikkate alarak, farklı bir proje ürettiğinizde ilgi görmemesi mümkün değil. Manisa’da satılmayı bekleyen birçok konut varken, 1+1 konutlar için ortak sayısının kısa sürede tamamlanması projenin ilgi gördüğünün somut kanıtı oluyor bizim için. Talepler devam ettikçe yeni iki kooperatif kurularak talepler karşılanmaya çalışılacak.

Hızlı sanayileşme ve hızlı kentleşme, yeni yaşam ve konut biçimlerini gündeme getiriyor. İnsanlar, aile yapısının giderek küçüldüğünü, büyük kentlerde ve büyük konutlarda yalnızlıklarının da büyüdüğünü görüyorlar. Büyük evin derdi de büyük oluyor. Isıtamıyorsunuz, soğutamıyorsunuz. Bakımı ve temizliği sorun oluyor. Büyük konutlarda yaşanan sorunlar küçük konutlarda yaşanmıyor. O nedenle, Küçük Konut. Büyük rahatlık diyoruz. Küçük konutu geleceğin konutu olarak görüyoruz. Küçük Konut ucuz olduğu için değil, rahat olduğu için gündeme geldi. Tüm gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerde böyle oldu.

Küçük konutlar büyük pirim yapıyor ve daha da yapacak. Bizden duyurması.
Konut üretimindeki başarımızın sırrını söyleyeyim. Ortaklar önceden tamamlanıyor. Kredi anlaşması yapılıyor. Finansman sağlanınca iş kolay oluyor. İşin özü para… Para olunca hızlı üretim oluyor. Türkiye Finansla çok güzel bir çalıma başlattık. Krediyi temel attığımızda alıyoruz... Kredi hem bizim işimizi hem de konut edinmek isteyen ortaklarımızın işini kolaylaştırıyor…

Geçmişte dostlarımızla Barış Alanındaki çınarın altında yaptığımız söyleşileri, Şimdi Birlik Parkında sürdürüyoruz. Gelin hem Birlik Parkını görmüş olursunuz. Hem bir kahve içeriz hem Lale Kule’yi hem de Manisa’yı konuşuruz. Bakarsınız birlikte yeni projelerde üretiriz. Proje üretmek bizim işimiz. 


25 Ağustos 2013 Pazar

Çöp deyip geçme...

Çöpsüz çöplüksüz kent hayal değil. İstersek gerçek olur.

Çöp deyip geçmeyin. Çöpün yaşantımızda önemli bir yeri var. Hepimizin evinde, işyerinde çöp ve çöp kutuları bulunur. Evimiz varsa, mutfağımız, mutfağımız varsa çöpümüz mutlaka olur. Evet, çöp en çok evlerimizin mutfağından çıkıyor. Bu nedenle çöp kovalarımızda mutfaktadır genellikle. İçi boşalan plastik ve cam şişeleri, kutuları hep çöpe atıyoruz. Çöp kovalarımızı da en çok sebze meyve kabukları dolduruyor. Örneğin, ıspanak, pırasa soğan pazardan demet, demet tane, tane gelir. Saplar, kökler, kabuklar derken tencereye giren azaldıkça azalır. Tencereye girenin kat kat fazlası çöpe gider. Patatesler soyulur, bir dolu kabuk, Soğan dersen yine öyle. Bezelye, barbunya fasulye, bakla ayıklanır çöp kovası doluverir hemen. Salatalıklar soyulur. Kabuklar çöpe. Kavun karpuz da öyle. Kereviz, yerelması, turp, maydanoz, dereotu geriye bir dolu çöp bırakır. Ya artan yemekler, kurumuş ekmekler haydi hepsi çöpe. Hepsi aynı yere…

Ne olacak peki bütün bu kabuklar çekirdekler, sararmış yapraklar, artık yemekler ve ekmekler? Haydi hepsi aynı torbaya ve hepsi çöpe. Çöp kovası doldu. Boşaltılmazsa kokmaya başlayacak. Al torbayı doğru, çöp bidonuna. İçi doluysa bırakıver kıyısına. Bazılarına pencereden atmak, kimse görmeden apartman girişine bırakıvermek daha kolay gelir.

Çöpler genellikle, karışık biçimde torbalara doldurulup, düzensiz biçimde bidonlara bırakılır. Bidonlara bırakılan çöpleri önce kediler köpekler, daha sonra, el arabalı at arabalı “Yeniden kazanım ekipleri durumundaki çöp toplayan çocuklar!” karıştırır. İşe yarayanlar alınır gerisi çevreye saçılır. Sonra sıkıştırmalı çöp kamyonları gelir. Alınan alınır, kalanları rüzgar çevreye uçurur. Al sana çevre kirliliği, al sana kara sineklerin üreyeceği ortam. Al sana çekilmez bir koku…
Çöp bidonlarındaki çöpleri alan sıkıştırmalı çöp kamyonları, çöplerin sularını akıta, akıta çöplüğün yolunu tutarlar. Kamyonlarla gelen çöpler Sipil Dağı’nın kuzeye bakan yamacındaki Şahin Deresinin ağzına dökülür.

Kırk yıldır mı desem elli yıldır mı desem Şahin Deresinin ağzına dökülen çöplerin yüksekliği sanırım kırk elli metreyi bulmuştur. Zaman, zaman yangınlar çıkar çöplükte, doğudan esen rüzgar dumanları kentin üstüne taşır. Yananlar plastik torbalardır. Kimyasal atıklardır. Kısacası kanserojendir. Rüzgarla kentimizin üstüne gelir, aşımıza ekmeğimize havamıza karışır. Çöplükten alevler yükselir. Yangın Sipil Dağını tehdit eder. Helikopterler uçaklar gelir yangın söndürülür.


Çıkan yangınların hesabı tutulmaz. Bilinir çöplerin altında metan gazının oluştuğu, her an patlayabileceği bilinir de hiçbir önlem alınmaz, alınamaz…
Çöplüğün kıyısına gecekondular yapılır. Mahalleler kurulur. Sadece kentimizde değil, nedense bu ülkemizin her yerinde hep böyle olur!..

Mutfağımızdan çıkan çöp, hiçbir ayrıma tabi tutulmadan torbalara doldurulup genellikle çöp  bidonlarına içine değil kıyısına bırakılır. Çöp bidonlarını yanarken görmek alışılmış manzaralardandır. Sadece bu değil, çöp bidonlarını karıştıran çocuklarda, çöplüklerde ekmek arayan kadınlarda, bidonlara girip çıkan kedilerde, sahipsiz sokak köpekleri de alışılmış manzaralardandır kentimizde ve ülkemizde…
Çöp deyip geçmeyin. Çöpü değerlendiren, geri kazanan, çöpsüz çöplüksüz kentler kuran ülkelerde var.
Çöp deyip geçmeyin. Hepimizin evimizden çıkan çöpler geride kazanılabilir, sorun da olabilir. Bizim ülkemizde çöp sorundur. Kente yaşayan insanlar içinde belediyeler içinde sorundur. Hem de öncelikli bir sorundur.

İstemeyip attığımız çöp, gün gelir dağın eteğinde patlamayı bekleyen bir bomba olur. Ve bir gün patlar. 28 Nisan 1993 Çarşamba günü İstanbul, Ümraniye Hekimbaşı çöplüğü patlamadı mı? Altında kadınlarımız çocuklarımız can vermedi mi?...
28 Nisan 1993 Çarşamba günü, saat 10.00 sıralarında Ümraniye Çöplüğü patladı. Ve çöp sorunu ülke gündemine geldi.

Gündemimizi felaketler oluşturuyor. Depremi de, 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşadığımız büyük felaket sonrasında gündemimize aldık. Alınacak önlemleri felaket sonrasında tartışmaya başladık. Depremi deprem sonrasında değil, deprem olmadan tartışıp önlemler alabilseydik, bu denli büyük kayıplar vermeyebilirdik.

Depremi de önlemleri de çok kısa sürede unuttuk. Şimdi depremi gündemimize alabilmek için sanırım yine büyük bir deprem beklenecek. 

Çöp sorununda da depremde olduğu gibi oldu. Çöp ülke gündemine 28 Nisan 1993 tarihinde yaşanılan büyük çöplük patlamasıyla gündeme geldi.

29 Nisan 1993 tarihli gazetelerin tümünün birinci sayfaları “Çöplük faciası”na ayrılmıştı. Çöpü yeniden gündeme getirmek için 28 Nisan 1993’ü anımsamak, anımsatmak gerekiyor. Bunun için 29 Nisan 1993 tarihli gazetelere bakmak yeterli olacaktır.












29 Nisan 1993 tarihli Milliyet Gazetesine bakıyorum: Manşet “Çöplük Patlaması” Manşetin altında iki alt başlık var: “Ümraniye çöplüğü bomba gibi patladı; evler insanlar çöp dağının altında kaldı.”  “Facia sorumsuzluğun son örneği…Yıllar süren uyarıları kimse dikkate almadı.” Çöplük patlamasına ilişkin büyük fotoğraflar var birinci sayfada. Fotoğraf altı yazılar fotoğraflardaki faciayı anlatmaya yetmiyor. “Ümraniye”yi allak bullak  eden facia sonrası çöplük ana baba gününe döndü. Çarpık kentleşmenin sonucu çevrede bir utanç abidesi gibi duran çöp dağları evleri yuttu, insanları boğdu. Faciadan kurtulanlar elleriyle çöpleri kazıp yakınlarını kurtarmaya çalıştılar.”  Bir diğer fotoğrafın altında da “ Bomba Çöplük. İşte insanlara mezar olan çöplük. Metan gazının yol açtığı faciadan çıkan yangın sönmüş, ama dumanlar bir yas işareti gibi tütüyor. İnsanlar çaresiz göz yaşı döküyor. Hekimbaşı çöplüğü bir mezarlık sessizliği veriyor.” Ağıt yakan kadınlar fotoğrafının altında da “Ölüme bakış. Kadınlar ağıt yakıyor. Kadınlar çocuklara, babalara komşulara yanıyor. Kadınlar çocukları kucaklarında ölümü sessizce seyrediyor.” Milliyet Gazetesini okumayı sürdürüyoruz: “Bekleniyordu. Geliyorum diyen facia geldi. Patladı patlayacak denilen Ümraniye çöplüğü patladı ve en az 30 evle 70 kişiyi yuttu. Dün sabah 10.10 sıralarında çöp dağlarında oluşan metan gazı, kulakları sağır eden bir gürültüyle patladı. Patlamayla birlikte 200-300 metre kayan tonlarca çöp yığını, önüne gelen evleri altına aldı. Göz göre göre. Ümraniye çöplüğünün bir gün bu faciaya yol açabileceği uzun zamandır söyleniyor, yazılıyordu… 
Manisa’nın çöplüğünü de yıllardır yazıyoruz söylüyoruz. Büyükşehir olmaya hazırlanan Manisa’nın çözümlenmesi gereken öncelikli sorunudur, çöp sorunu. Hiçbir kimse Manisa Çöplüğünün Manisa’ya ve görkemli Sipil Dağına yakıştığını söyleyemez.

Duyarlı bir yurttaş olarak, önce toplantılarda ve köşe yazılarında dile getirdim çöp sorununu. Çöplük patlayabilir diye yazdığımın ertesi günü çöplükte yangın çıktığı oldu. Daha sonra, Çöp Deyip Geçme isimli bir kitap yazdım. Manisa Kent Konseyi Başkanı olunca ilk çalışmamız Manisa Çöplüğü ve Manisa’da Katı Atıkların Geri Kazanımı Projesini hazırlayıp, Manisa Belediyesine sunmak oldu. Projemiz Manisa Belediye Meclisi tarafından oybirliği ile kabul edildi. Arcak henüz Manisa’nın çöplük sorunu çözümlenebilmiş değil.
Manisa kentinden toplanan çöpler, pimi çekilmiş bomba gibi duran Sipil Dağındaki çöplüğe dökülmeye devam ediyor.

İstanbul Ümraniye çöplüğü, parklara bahçelere dönüştürüldü. Ankara Mamak çöplüğü yok artık ortada. Mamak çöplüğünün yerinde, bahçeler var. Sipil Dağındaki çöplükte güzelim Sipil Dağının güzel bir parçası durumuna gelebilir. Çöplerin yığıldığı yerden ağaçlar yükselebilir…
Önümüzdeki yerel yönetim seçimlerine katılacak adayların programlarında çöplük sorunu ilk sırayı almalı. Adaylar, çöp sorununu nasıl çözeceklerini, çöpü nasıl geri kazanacaklarını inandırıcı biçimde anlatmalı. Manisa Çöp Sorununu çözen kent olmalı…

 









 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

şiir / sipil'in zirvesinden...


SİPİL’İN ZİRVESİNDE

sipil’in zirvesinden
kuzeye
gediz ovasına bakıyorum
gediz ağlıyor
ben ağlıyorum

sipil’in zirvesinden
doğuya
yükselen dumanlara bakıyorum
çöplük yanıyor
ben yanıyorum

sipil’in zirvesinden
kuzey batıya
taşa dönüşen niobe’ye bakıyorum
taşlaşmış yürekler geliyor aklıma
kahroluyorum

sipil’in zirvesinde susuyorum
sesinizi duyuramıyorum
sipil’in zirvesinde ağlıyorum

sipil’in zirvesinden
görüyorum
pelops atlı arabasını sürüyor batıya doğru
fildişi omuzlu yiğit
uygarlık ekiyor
fildişi omuzlu yiğit pelops
gitti gidiyor batıya doğru
uygarlık ekiyor

sipil’in zirvesinden
bakıyorum
yanıyorum
ağlıyorum
üşüyorum
       yorum
yorum
bi yorum yapamıyorum

sipil’in zirvesinde
yalnız başıma ağlıyorum…

 

18 Ağustos 2013 Pazar

Yunus Emre Manisa gündeminde...


YUNUS EMRE
Mustafa  Pala

Anadolu’da yetişmiş halk ozanlarının tartışmasız öncüsü ve en sevileni kimdir diye sorsalar, düşünmede Yunus Emre diye yanıtlarım. Bu sözümü doğru bulacakların da çok olacağını düşünürüm. Türk dilini en iyi kullanan ozan da Yunus Emre’dir.  Sevgiyi öne çıkaran da Yunus Emre’dir.
Şiirleri ve ilahileri yüzyıllardır dilden dile aktarılıyor. Dizeleri atasözü gibi kullanılıyor. Bir sokağa, bir caddeye, bir yapıya hatta bir ilçeye adı verildiğinde genel kabul görüyor, “bu da nereden çıktı, ne alaka” diyen olmuyor.

Herkesin sevdiği, şiirlerini bildiği, Anadolu kültürünün oluşumuna büyük katkılar yapmış,  sevgiyle anılır olmuş adı ve anısı insan soyu sürdükçe yaşayacak olan bir gönül adamıdır Yunus Emre.

Nerede ne zaman doğduysa doğdu O Anadolu insanının gönlünde taht kurdu.  Hayatıyla ilgili farklı kaynaklarda farklı bilgiler var. Farklılık bilinmediğinden değil, herkes tarafından çok sevilip, sahip çıkıldığından. Herkes Yunus Emre’yi kendine yakın görmek, kendiyle, yaşadığı  çevreyle bağ kurmak istediğinden farklılıklar çıkıyor karşımıza.  Anadolu’ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğunu söyleyenler var.  Batı Anadolu’nun birkaç yöresinde “Yunus Emre” adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden “makam” adı verilen yer vardır.

“Bir garip öldü diyeler/ Üç gün sonra duyalar/  Soğuk su ile yuğalar / Şöyle garip bencileyin / diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir.  Dediğim gibi, nerede doğduysa doğdu, nerede öldüyse öldü O Anadolu insanının gönlünde taht kurdu. Adı ve anısı gönlümüzde yaşadığına göre gerisi önemli değil bence.

Türkiye’nin pek çok yerinde Kula’nın Emre Köyü’nde olduğu gibi Yunus Emre’nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe bulunmaktadır. Bu durumu Yunus Emre’nin ne kadar çok sevildiğinin somut bir kanıtı olarak görmek ve değerlendirmek gerekir.  Konuşmasıyla giyimiyle kuşamıyla,  yaşam tarzıyla halktan biri olan Yunus Emre, halkın değer, duygu ve düşüncelerini dile getiriyor şiirlerinde.  Yunus Emre’nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi anlaşılır biçimde söyleniyor, anlaşıldığı için de seviliyor.
Yunus Emre’nin söyledikleri, söylendiği zamanda olduğu gibi şimdi de önemini anlamını koruyor bilelim ki, gelecekte de koruyacaktır. Bir gönül adamı olan Yunus Emre, “gönül kırmamak” konusunu önemseyip öne çıkarıyor.  Yunus’un öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. Yunus, talkım verip salkım yutmuyor.

Yaşamımın 35 yılını kooperatifçiliğe adadım.  Kooperatifçilik düşünmeyi, düşündüğünü paylaşmayı bildiklerini anlatmayı, konuşmayı,  tartışmayı gerektiriyor. Bende yıllardır genel kurullarda fırsat bulduğum her yerde konuşuyorum. Yunus’un,  Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.  Dizelerini gördüğümde,  yıllardır uzun uzun anlatmaya çalıştığım bu işte demekten kendimi alamadım. İşte bu, saatlerce konuşup, anlatmaya çalıştığımızı Yunus bir dörtlükte özetleyivermiş. Şimdi uygun gördüğüm yerlere Yunus’un bu dörtlüğünü yazıyorum: “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.”
Sabır, sevgi, kanaat, hoşgörü, cömertlik, iyilik gibi değerleri benimseyip özümseyen Yunus’un şiirleri sevgi pınarı gibi akıyor gönül penceresinden.  Türkçenin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanıyor Yunus Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsünden birisi Türkistan’da Ahmet Yesevi, Anadolu’da da Yunus Emre’dir.  Bu nedenle bu büyük insanların adları büyük eserlere verilmelidir.  Adları ve anıları yaşatılmalıdır.

Kuruluşuna öncülük ettiğim yıllardır gelişmesi için çalıştığım Yeni Manisa şimdi Yunus Emre ilçesinin merkezi  oluyor.  Yunus Emre ilçesinde ilk Yunus Emre anıtını ilk Yunus Emre Bilge Evini yapmış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum.  Yunus Emre ilçesinde Yunus Emre’nin özünde sevgi ve hoşgörü olan felsefesini öne çıkarmak yaşam biçimine dönüştürmek için çalışmalıyız. Öyle de yapacağız.  Manisa’da her yıl Yunus Emre Sempozyumu düzenlenmeli, Yunus Emre adına etkinlikler yapılmalı. Manisa’da  Yunus Emre şiir ödülü verilse ne güzel olur değil mi?  Manisa’da dün Manisa Tarzanı’mızı öne çıkarmaya çalışıyorduk, şimdi Tarzan’la birlikte Yunus Emre’yi de öne çıkaracağız. Yunus Emre için de anma ve şiir günleri düzenleyeceğiz. İçimizdeki şiir pınarı belki de Yunus Emre ile yeniden canlanır…

 Derviş Yunus Emre’nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur. Derviş yüreğinde sevgi başında sarık gibi kullandığı kefeniyle dolaşır. Derviş nefsini yenendir. Kavgayı unutup gömen, sevgiyi büyütendir.  Yüreğinde kin ve nefrete yer ayırmayan, yüreğini sevgiyle doldurandır.  Dervişlikte gösteriş yok, içtenlik vardır.  Dervişlik olgunluktur.  Dervişlik şekilciliğe karşı durmaktır. Dervişlik sadeliktir. Dervişlik tatlı söz, güler yüzdür.  O zaman Yunus gibi dervişler çoğalmalı ki, Dünya’da barış kardeşlik ve dayanışma güçlensin.

Yunus’un söyledikleri evrenseldir. Yunus’un söyledikleri tüm zamanlar için geçerlidir. Yunus’un söylediklerinde korku yerine sevgi vardır.  Bu anlamda Mevlana’nın bir benzeridir. O’nun Mevlana kadar çok tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe’nin Batı’da Farsça kadar bilinmemesinden ve aydınlarımız Yunus’a yeterince sahip çıkmamasındandır.
Yunus’un eyleminde de söyleminde de sevgi vardır.  Yunus Emre’ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Mademki insanoğlu ruh yönüyle Allah’tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamaz, ayrı tutulamazlar.

Yunus Emre’yi hem Türk şiirinin kurucusu, hem de ulusal birliğin harcı olarak görüp değerlendirmeliyiz.  Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi Anadolu insanıdır.
Yunus Emre’yi yazdım çünkü Yunus Emre’nin sevgi felsefesine sadece bizim değil tüm Dünya’nın ihtiyacı var. Yunus Emre’yi yazdım çünkü Yunus Emre ilçesinde oturuyorum. Bundan böyle Yunus Emre İlçesinde Yunus Emre adını daha çok duymaktan, daha çok duyurmaktan, Yunus Emre etkinliklerinin katılımcısı olmaktan katkı yapmaktan büyük mutluluk duyacağım.

Yunus Emre gibi yüreği sevgiyle dolu insanlar ölmezler. Yarınlara kalırlar. Yunus Emre’nin sevgi dolu yüreğinden dökülen şiirler önümüzü aydınlattıkça barış kardeşlik ve sevgi de büyür.
Yunus Emre ilçemiz Manisa’mıza hayırlı uğurlu olsun…
Yunus Emre’yi özünde sevgi olan felsefesiyle yaşatalım…

15 Ağustos 2013 Perşembe

manisa'yım ben

adem’in havva’sı  kadar yaşlı
toprağa düşün tohum kadar gencim
manisa’yım ben
efsunlanmış unutulmuş
suskun
varlık içinde yokluk çeken kadın
manisa’yım ben
hani şu ölümsüz sipil dağı var ya,
kaf dağı kadar uzak
evimiz kadar yakın
yılkıları ile yaşayan
unutulmuşluğu ile ölen
sipil dağı var ya,
gölgesindeki güzel ve doğurgan kadın
manisa’yım ben
develer tellal pireler berber iken
yiğitler yatardı koynumda
kucağımda şehzadeler vardı
bereketli doğurgan ve güzeldim
süt anasıydım çocukların
güneş daha parlaktı
gökyüzü daha mavi
ağaçlar daha yeşildi





çağlayandım
ağlayan oldum
al gelindim
karalar bağlayan oldum.
manisa’yım ben duyun
anılarla avunuyor
gediz’le ağlıyorum

deniz kokan
işveli komşu kızıyla aldatılan
üstüne kuma getirilen kadın
manisa’yım ben
hani şu güzelliğiyle anılan
şiirlerle türkülerle anlatılan
bereketli doğurgan kadın
manisa’yım ben

ben kibele’yim
ben niobe’yim
hafsa sultanım ben.
ben sevgi bekleyen kadın
manisa’yım ben
neredesiniz meme verdiklerim
neredesiniz emzirdiklerim
neredesiniz kol kanat gerdiklerim
neredesiniz can verdiklerim
neredesiniz sevenlerim
neredesiniz kucak açtıklarım
neredesiniz mesir saçtıklarım
                      şifa verdiklerim
sipil’in gölgesinde unutulmuşum
sipil’in gölgesinde uyutulmuşum
ben güzeller güzeli doğurgan kadın
ben bekleyen kadın
anılarla avunuyorum
gediz’le ağlıyorum
sesimi duyun
tutun ellerimden
şehzadelere meme veren
manisa’yım ben
ilgi bekleyen
sevgiye susamış kadın
manisa’yım ben





14 Ağustos 2013 Çarşamba

Hedefini İyi Belirle ve Kilitlen




Manisa'ya Dört Kapı

Dört Kapı Manisa'ya Yakışır

Dört Kapı Manisa'ya Kimlik Kazandırır

 

Geçmişe dönüp baktığımızda, Manisa’nın tarihin her döneminde, farklı yönleriyle öne çıkan, önemli bir yerleşim yeri olmayı başarmış bir kent olduğunu görüyoruz.

Yaşadığımız kent ve çevresinin ilk çağlardan günümüze uzanan, mitolojide yer bulan, görkemli bir geçmişi var.

Uygun iklim koşulları, zengin bitki örtüsü, doğal güzelliği, tarihi zenginliği ve konumu Manisa’yı öne çıkarmaya yetmiş yıllar boyu.

Bu Kentin Sakini Değil Sahibiyiz

Şimdi bu kentte yaşayanlar olarak bize düşen görev:
 “Bu kentin sakini değil sahibiyiz” diyerek,  kentimizin görkemli geçmişini, tarihi kültürel zenginliğini ve doğal güzelliklerini öne çıkararak, var olan güzellikleri çoğaltıp koruyarak, Dünya’ya tanıtmak ve kentimizi bir dünya kenti yapmaktır.

Manisa tarihin her döneminde önemli bir yerleşim yeridir dediğimize göre, bu savımızı yeni eserlerle ortaya koymalı ve öne çıkarmalıyız.  Bunu başardığımızda,  kentimiz hak ettiği ilgi ve desteği mutlaka görecektir.

Kendini kentin sakini değil sahibi olarak gören bir Manisalı olarak, Manisa’nın tarihin her döneminde önemli bir yerleşim yeri olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyacak MANİSA’YA DÖRT KAPI önerimi paylaşmak istiyorum istiyorum.

Projemizin Adı:

Dört Yön, Dört Zaman, Dört Kapı
Kısaca; Manisa'ya Dört Kapı Poojesi

Manisa’nın dört girişine dört kapı yapılıp,  bu kapılara aşağıdaki isimler verilmeli.


  • BEREKET KAPISI ya da KİBELE KAPISI
  • FATİH KAPISI
  • CUMHURİYET KAPISI
  • BATI KAPISI ya da UYGARLIK KAPISI


Yukarıda adlarını saydığımız kapılardan birisi olan CUMHURİYET KAPISI’nn yapımı tamamlandı.

Kentin İzmir yönündeki ormanla buluştuğu noktaya, Önceki Valilerimizden Sayın Muzaffer Ecemiş döneminde yapımına başlanılan ve sonraki valilerimizin katkıları ile tamamlanan Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) ve Cumhuriyet Anıtı’nın bulunduğu kent girişi, kentimizin Cumhuriyet Kapısıdır.  Anıt Cumhuriyet Kapısının belirleyici simgesi olmuştur.

Manisa’nın dört yönüne yapılacak dört kapı Manisa’nın geçmiş ve gelecekle buluşma noktaları, tarihe açılan zaman tünelleri ve geleceğe bırakacağımız kültürel mirasımız olacaktır.

Kentler iz bırakan insanları, yapıları ve doğal güzellikleri ile anılırlar. Manisa, yapımları gerçekleştirildiğinde kapıları ile de anılacaktır. Bu kapıların ilki olan Cumhuriyet Kapısı’nın yapımına öncülük eden önceki  Manisa Valilerinden Sayın ECEMİŞ ve emeği geçenler hiç unutulmayacaktır.

Yerel bir gazete olan Denge gazetesinde yazdığım, Manisa’ya Dört Kapı başlıklı köşe yazımı okuyan Manisa Valisi Sayın ECEMİŞ “Manisa kapıları projenizi çok beğendim, bu proje ile yakından ilgileniyorum. Kapıların ilki olacak olan Cumhuriyet kapısının yapımını Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) ve Cumhuriyet Anıtı ile başlatıyorum” dedi ve anıtın yapımı gerçekleştirildi. Bu alanda çevre yolu bağlantılarının durumu netleştiğinde, Karaçay’ın kirlenmeyen suyu biraz daha zenginleştirilerek güzel bir gölet oluşturulabilir. Göletten alınacak su pompa yoluyla anıtın arka tarafındaki kayalardan aşağıya akıtılarak yeni bir düzenleme yapılabilir. İzmir Manisa yolunun anıta kadar olan bölümünün iki yanı zakkum dikilerek yeşillendirilebilir. Dikilecek zakkumlar hem güzel bir görüntü hem de yangına karşı koruma bandı oluşturacaktır.

Kentlerin adıyla özdeşleşen, birlikte anılan kişiler kurumlar yapılar vardır.  Nene Hatun dediğinizde aklınıza Erzurum gelir.  Anıttepe Ankara ile özdeştir. Bu konuda sayfalar dolusu örnekler sıralayabiliriz.  Manisa’mızla da özdeşleşen kişiler kurumlar yapılar vardır.  Köklü geleneğimiz Mesir Manisa ile birlikte anılır.  Niobe Kayası, Kibele Kaya Yontusu, Görkemli Sipil Dağı, Şehzadeler, Manisa Lalesi, Tarzan’ımız hep Manisa ile birlikte anılmaktadır. Bazı kentlerimizde de adı anılan kapılar vardır.  Birçok kentin girişleri farklı biçimlerde düzenlenmiş ve kapı olarak adlandırılmıştır. Toprak altından gün yüzüne çıkarılan kentlerde de, kentlerin girişlerini belirleyen kapılar karşımıza çıkmaktadır. Geçmişte kapılar ve duvarlar güvenlik gerekçesi ile yapılırdı. Manisa’ya önerdiğimiz kapılar,  kapatmak için değil, Manisa’yı geçmişe ve geleceğe açmak için yapılacak. Manisa’nın köklü geçmişinden mutlu geleceğine köprüler kurmak için yapılacak.  Düşünün bir kere, kentin girişinde karşınıza görkemli bir anıt çıkıyor.  Girişin ve anıtın çevresinde güzel bir çevre düzenlemesi yapılmış. Arabanızı park edebileceğiniz yer bulmakta güçlük çekmiyorsunuz. Kentle ilgili bilgileri alabileceğiniz görevliler ve ellerinde size verebilecekleri dokümanlar var. Birkaç biblo, birkaç paket mesir macunu alabiliyorsunuz. Ne güzel değil mi? Kente girerken ve kentten çıkarken olumlu düşüncelerle ayrılıyorsunuz. Kentin geçmişinin yanında geleceği de film şeridi gibi geçiyor gözlerinizin önünden.  Bu nedenle, kapı düzenlemeleri öncelikle yapılmalı. Sayın Ecemiş’in girişimi ile Cumhuriyet Kapısının gerçekleştirilmiş olması diğer kapılarında yapılabileceğine ilişkin umutlarımızı güçlendiriyor.

Kapı olarak düzenlenebilecek öyle güzel noktalar var ki, Dört kapı için dört hazır nokta girişimin başlatılmasını bekler durumda. Aslında, Cumhuriyet kapısı ile bu güzel proje başlatıldı.

İnsanlar gelirler giderler, doğarlar, yaşarlar, ölürler. Ancak kimilerinin adları ve anıları sürekli yaşar.  Dileğimiz,  dört kapıdan birisi yapıldığına göre, diğer üçünün zaman içinde yapılmasıdır. Ve bu kapılarla birlikte yapanların da adlarının ve anılarının yaşamasıdır.   

Kapılardan birincisi yapıldı. Cumhuriyet Kapısı tamamlandı. Doğal yapı, kapı görünümünü kolaylaştırıyor. Burada yapılan düzenlemeye 8 Eylülde düşmanın İzmir’e doğru sürülüp 9 Eylül’da denize dökülmesi ve cumhuriyete giden yolun açılması nedeniyle Cumhuriyet Kapısı  adı uygun düşüyor.


Bereket ya da Kibele Kapısı
İkinci kapı,  Turgutlu yolu üzerindeki Akpınar Tesislerinin bulunduğu alanda yapılmalıdır. Bu kapıya ya Kibele Kapısı ya da Bereket Kapısı adı verilebilir.  Akpınar Tesisleri Kibele Kapısının yapımını kolaylaştıracaktır. Kibele Kapısı, Akpınar Tesislerine olan ilgiyi artıracak, kentimizin mitoloji içindeki önemini ortaya koymamıza fırsat tanıyacaktır. Akpınar Tesislerinin güneyinde bulunan Kibele kaya yontusunun da çevre düzenlemesi tamamlanmalı, Akpınar Tesisleri ile bütünleştirilmelidir. Kibele ya da Bereket Kapısı, kentimizin ilk çağlarda da önemli bir yerleşim yeri olduğunun simgesi olacaktır.

Önerim. Akpınar Tesisleri girişine, içi, Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen eserlerin, kopyalarının sergilenebileceği salon biçiminde yapılacak büyük bir Kibele Anıtıdır.
 
 

Fatih Kapısı

 
Üçüncü kapı önerisi Gediz Köprüsünün bulunduğu noktadır.  Yapılaşmanın bu kapıların dışına taşmaması da sağlanarak, hem tarım hem de orman alanları korunmuş olacaktır.  Gediz köprüsünün bulunduğu nokta, Fatih Kapısı olarak düzenlenmelidir.  Kente bu noktadan girenlere,  Şehzadeler kentine girdikleri anıtlarla gösterilmeli.  Fatih anıtı bu alanda yaptırılarak, O’nun bir çağdan bir çağa ve yerleşik topluma, kentliliğe geçişin simgesi olduğu vurgulanmalıdır. Bunun için anıt tasarımcıları ile ortak çalışma yapılmalı. Hatta bu konuda bir yarışma açılması bile düşünülebilir. Kente giren ve çıkanlar, Cumhuriyet kapısında ve Fatih kapısında mola vererek, kentimizden hem olumlu görüşlerle ayrılırlar hem de alışveriş yaparak, konaklayarak kentimizin ekonomisine katkıda bulunurlar. Kapıların bulunduğu yerlere kentimizin yerleşim planları da eklenmelidir.

Batı Kapısı Ya Da Uygarlık Kapısı

Dördüncü kapı, giderek önemi artan, kentimizin gelişme aksına paralel biçimde uzanan Menemen Yolu üzerine yapılmalıdır.  Üniversite yolunun bu yola bağlanması,  sanayileşmenin ve kentleşmenin batıya doğru gelişmesi bu kapıyı da önemli ve anlamlı yapmaktadır.  Bu kapıya da Batı Kapısı ya da Uygarlık kapısı adı verilebilir.  Bu kapı sanayileşmedeki öncülüğümüzü, bilime verdiğimiz değeri ortaya koyacak biçimde düzenlenmelidir. Yoğurtçu kalesi ve çevresinde yapılacak düzenleme ile hem batı kapısı hem de Yoğurtçu Kalesi önem kazanacaktır.  Batı Kapısından başlatılarak, demiryolu kıyısına yapılan fidanlıklarda kentimiz için hazır bir güzellik oluşturmaktadır.  Batı Kapısı karayolu ile birlikte demiryolunu da içine alacak şekilde yapılmalı. Batı Kapısı yapılırken, tren yolunun çift hat olacağı da dikkate alınmalıdır. 

Kentin giriş ve çıkışlarına yapılacak, Kibele Kapısı, Fatih Kapısı, Batı Kapısı ve Cumhuriyet Kapısı  adlarını taşıyacak dört kapı ile, Manisa’mızın tarihin her döneminde taşıdığı önem vurgulanmış olacaktır. Bu dört kapı ile, Manisa’mızın köklü geçmişinden mutlu geleceğine köprüler kurulacak, aydınlığa kapılar aralanacaktır. Kapılar kentimize yeni bir kimlik ve kişilik kazandıracaktır.

Yazımın başında belirttiklerimi bir kez daha yinelemek istiyorum. Manisa tarihin her döneminde önemli bir yerleşim yeri olarak çıkmıştır karşımıza. Mitolojide yer almış, günümüze kadar önemeni korumuştur.  Manisay, Tantalis’le, Tantalis kentinin kralı Tantalos’la, kızı Niobe ve onun doğal kaya anıtı ile, yiğit oğlu Pelops’la, diğer oğlu Broetes’la ve yaptırdığı Kibele kaya yontusu ve şehzadeleriyle anılıyor. Bunlar, Manisa için gerçekten büyük zenginlik. Bu güne kadar yeterince değerlendiremediğimiz büyük zenginlik. Hele, Görkemli Sipil Dağı. Hele verimli Gediz Ovası ve gelişen sanayisi ile son yıllarda öne çıkıyor Manisa.

Şimdi bizim yapmamız gereken, görkemli tarihimizi, doğal güzelliklerimizi kültürel zenginliğimizi kültür sanat yapıları ile dört yöne, dört zamana açılan dört kapı ile ortaya çıkarmaktır. Dört Kapı projesi bu nedenle hazırlanmıştır.

Haydi, hep birlikte kentimize, kentimizin görkemli geçmişine ve aydınlık geleceğine silinmez bir  imza atalım. Dört Kapı Projesini gerçekleştirerek tarihimize olan saygımızı kentimize olan sevgimizi gösterelim.

 Mustafa PALA
Manisa Birlik Başkanı

 

 

 

13 Ağustos 2013 Salı

Türkiye'de bir ilk "Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi Obasya Projesini Uyguluyor"










 TURİZM GELİŞTİRME KOOPERATİFİ


1. OBASYA KAMPİNG’ İNİN ANLAM VE AMAÇI:

Televizyon ve internet gibi kitle iletişim kanalları ile hızla gelişen dijital teknoloji, hızlı ulaşım imkanları dünyanın boyutlarını giderek küçülttü. Tüketim toplumunun yoğun reklam kampanyaları ile desteklenen moda akımlarının yılda birkaç kez değişen trendleri de buna eklenince binlerce yılda şekillenen yerel ve bölgesel folklorik zenginlikler hızla yok olma sürecine girdi.
Toplumların yaşam değerlerinin bütününü ve sosyolojik kimliklerini oluşturan folklor dünya kültür mirasının mutlaka korunması gerekli önemli bir parçasıdır.

 
 
 

Obasya Projesi'ni eğitimde ve kültür turizmi alanında son yıllarda geliştirdiğimiz yeni bir yaklaşım (konsept kavram) olarak sunuyoruz. Bir turizm tesisini tarihin eski bir kesitinde, mimarisi, üretim süreçleri, müziği, giysi ve yemekleri yani tüm özellikleri ile içinde yaşanılan folklorik ve etnoğrafik unsurları çevreye saygılı ve doğayla uyumlu olarak kurgulamak bu konseptin ana fikrini oluşturmaktadır. Obasya Projesi bu yönü ile bir çevre koruma ve geliştirme projesi olduğu kadar zamanda ve mekanda yolculuk sağlayan bir kültür ve turizm projesidir.
 
 
Tarih ve folkloru görerek, dokunarak ve içine katılarak yaşamak tarih, sosyal antropoloji ve etnoloji eğitimleri için benzersiz bir atölye çalışması. Böyle bir "göçer obası" yerleşimde tarihsel ve toplumsal yapıya mümkün olduğunca aslına sadık kalarak düzenlenmiş bir mekanda gecelemek dönemin kostümlerini giyerek el sanatı atölyelerindeki çalışmaları izlemek, hatta çalışmaya katılmak, geleneksel mutfak ve müziklerle tanışmak, at gezileri ile doğanın içinde olmak kültür turizmi açısından yeni bir yaklaşım olarak görülmekle ve Obasya Kamping'de bu yaklaşım esas alınmaktadır.
 
 
 
 2. OBOSYA ZAMAN GEÇİDİ MÜZESİ KAMPİNGİ:

2.1. Tema ve Tarihsel Dönem:

OBASYA Projesi geniş Avrasya Coğrafyasında yüzyılları kapsayan göçebe yaşamların günümüze dek uzanan ve giderek kaybolan doğayla uyumlu ve devingen zengin deneyimlerinin yeni malzemeler ve teknolojilerle 21. Yüzyıla uyarlanması ve yeniden yapılandırılmasıdır. Kampingde, keçe ve kıl çadırlar kullanılacak, bir obanın geleneksel düzeni ve günlük yaşamı içinde folklorik özellikleri korunmaya özen gösterilecektir.

2.2  Topak Ev (keçe yurt):


Asya göçebe toplumlarının halen kullandığı adına topak ev de denilen keçe yurtlar tamamen doğal malzemeler olan keçe ve ağaçla yapılan kolayca sökülüp taşınarak yeniden kurulabilecek portatif  bir konuttur. Asya'nın göçebe Türk-Moğol topluluklarında binlerce yılda gelişen doğayla bütünleşmiş yaşam tarzı ve el sanatları en iyi ifadesini topak ev çevresinde bulur. Yurt sözcüğü ile Türkçe'den Dünya dillerine geçen topak evler yapılarını basit ya da karmaşık olmasına veya boyutlarına göre birçok Türkçe terimlerle ifade edilen öğeleriyle zengin bir yaşam tarzını oluşturur. (Topak ev ya da Yurt adıyla bildiğimiz ağaç ve keçeden oluşan ev geleneksel yapısı korunarak ancak yeni malzemelerle ve içinde yaşam kalitesini iyileştirecek banyo, mutfak gibi ilavelerle ABD, Kanada ve İngiltere'de Yurt adıyla üretilmekte, pazarlanmakta ve her türlü iklim şartlarında kullanılmaktadır.)



 
2.3       Topak Ev (Yurt)'un Tarihsel Gelişimi:
 
Avrasya göçebe toplumlarının kendi koyunlarının yünleri ile yaptıkları keçeleri ağaç iskeletlerle birleştirip steplerin sert iklim koşullarına dayanıklı topak evleri (Yurt) ilk kez ne zaman yapmaya başladıkları ile ilgili arkeolojik veriler çok azdır. Şüphesiz ki kullanımı çok eskilere uzanan bu portatif konut tipi hakkındaki ilk yazılı bilgiler M.Ö. I' binde Çin kaynakları ve Heredot tarihinde karşımıza çıkar. Çin'in kuzey doğusunda bir devlet kuran ama Çinlilerle yaptıkları savaşlarda yenilince Ukrayna steplerine göç eden İskitlerden, Historia (Tarih) isimli kitabında söz eden Heredot onların keçe yurtlarının çok büyük tekerlekleri olan kağnılar üzerine kurulduğunu ve bu arabaları altı öküzün çektiğini anlatır. Cengiz Han'ın keçotağının bir kağnı üzerine yerleştirildiği ve orduyu takip ettiği bilinmektedir.
 
Keçe yurt bugünde Kırgız ve Kazak gibi hayvancılık uğraşını önemli ölçüde sürdüren Türk Halkları ve Moğollar tarafından özgün biçimiyle korunarak kullanılmaktadır.
 
2.4  Anadolu Konar - Göçer Kültüründe Kıl Çadır:
 
Konar-Göçer çoban yaşamı olağan koşullarda kışın ovaya yazında yaylaya yapılan mevsimlik göçlerle sürerdi. Osmanlı yönetiminin göçerlere toprak ve mera verip iskana teşvik etmesine rağmen "Yörük" denilen göçebe savak aşiretlerinin konar-göçerliği 20. yy başlarına kadar giderek azalarak varlığını korudu. Birçok aşiret kışı ovadaki köylerinde geçiriyor hatta kendi ihtiyaçlarına yetebilecek ölçüde tarımda yapıyordu.
 
Bu yarı göçerlikte topak ev ya da diğer adı ile yurt, yerini taşınması ve kurulması daha kolay olan ve ihtiyaca göre büyültülüp küçültülebilecek keçi kılından dokunmuş çadırlara bıraktı. Kıl çadır dokumanın geniş gözenekleri ile iç mekanda hava sirkülasyonu sağlıyor ama keçi kılı yağmur ve nemle genleşip su geçirmez hale geliyordu.
 
3. OBASYA PROJESİ YUNT DAĞLARIDA KURULACAKTIR:
 
Yunt Dağları İzmir ve Manisa illeri sınırları içinde kalır. Kuzeyinde Bakırçay Irmağı ve ovası bulunur. Doğuda Gediz ırmağının suladığı Manisa Ovasına uzanır.
Manisa'nın Soma ve Kırkağaç, İzmir'in Kınık ilçeleri ve kasabaları Yunt Dağları'nın kuzey eteklerinde bulunur. Bergama ilçesi de Yunt Dağları'nın büyük bir kısmını içine alır.
Antik çağ coğrafyacısı Strabon'a göre, Yunt Dağları'nın en eski adı Aspordenon[1] 'dur. 
Manisa'ya bağlı Köseler Köyü yakınındaki antik Aigai kenti, Klasik çağın on iki Aiolis kentinden biridir. Bugün bile görkemli kalıntılarıyla önemli bir ören yeridir. Ayrıca, Kınık'a bağlı Poyracık beldesi yakınlarındaki antik Gambrion ve Paleogambrion siteleri de Yunt Dağları'nın Bakırçay ovasıyla kesiştiği yerlerdedir. 
 
Helenistik dönemde Pergamon Krallığı egemenliği altında bulunan Yunt Dağları üzerinde, Kınık'ın Karadağ yöresinde, Pergamon Krallığı'nın kurucusu Filetairos tarafından Ana Tanrıça, Magna Mater, Kybele adından büyük bir tapınak yaptırılmıştır. Projenin gerçekleştirileceği Ortaköy’de her yıl yayla şenlikleri düzenlenmektedir. Orta-köy yakınındaki Türkmen Köyü’nde Ege Bölgemizin en büyük şelalesi olan Türkmen Şelalesi bulunmaktadır. İzmir’in su ihtiyacının bir bölümünü karşılayan Güzel Hisar Barajı da Yunt Dağlarındadır.
 
Obasya Kamping Projesi gerçekleştirildiğinde, Yunt Dağlarında Turizmin  gelişmesine katkı sağlayacaktır. Manisa Yunt Dağlarında, göçebe kültürlerinin ortak özelliklerini taşıyan topak evler (yurt) ve kıl çadırlardan bir yerleşim oluşturulması düşüncesi, görüşmeler yaptığımız Kazakistan ve Kırgızistanlı ilgililer tarafından da ilgiyle karşılanmış ve projeye destek verileceği belirtilmiştir. ABD, Kanada, Çin ve Kore tarafından benimsenen geleneksel "yurt" çadırlarına Türkiye'de daha fazla gecikmeden sahip çıkmalıdır.
 
Projenin temel amacı: Tarihi-arkeolojik hâzinelerle de dolu bu tabiat harikasının tabii, coğrafi ve tarihi dokusunun dünyada ve yurdumuzda son yarım asırda birçok yerde olumsuz örneklerini gördüğümüz biçimde beton yapılaşmalarla bozulmadan ve yok olmadan kültür ve doğa turizmine açmak, halkımızın ve yöremize gelen tüm insanların hizmetine sunmaktır.
 
Bu amaca ulaşmak için, uzun araştırma ve tartışmalardan sonra bulduğumuz en uygun çözüm atalarımızın binlerce yıldır Orta Asya'dan beri sürdüre geldiği göçebe yaşam tarzı ve onun ayrılmaz bir parçası ve ana unsuru olan keçe yurt ve çadır kültürüdür. Bu yolla tabiatı bozmadan ona zarar verip sömürmeden ve tüketmeden, onunla uyum kurarak ve uzlaşarak onun nimetlerinden ve güzelliklerinden yararlanabileceğimiz sonucuna vardık.
 
Anadolu'da hemen hemen kaybolmaya yüz tutmuş bu yaşam tarzının ve kültürünün Kırgızistan'da, Kazakistan'da, Moğolistan'da ve Sibirya'da hala varlığını ve canlılığını korumakta olduğunu büyük bir sevinçle öğrenmekte ve görmekteyiz. Amerikalılar, AvrupalIlar, Çinli ve Koreliler bu deneyimi post modern bir anlayışla geliştirip güncellemişler ve başta turizm olmak üzere değişik amaçlarla kullanmaktadırlar. Yurt'lar (topak evler) Amerikan firmaları tarafından olağanüstü bir tasarım olarak değerlendirilmekte, üretilip pazarlanmakta, kayak merkezlerinde, deniz kıyılarında her türlü iklim koşullarında kullanılmaktadır.
 
Modernleşmenin olumlu olduğu kadar olumsuz, yıkıcı yönlerinin bu yaşam tarzını ve kültürünü orada da tümüyle yok etmeden 21. yüzyılın sağladığı olanaklarla ve yeteneklerle bütünleştirerek ve güçlendirerek canlandırmak ve çağdaş yaşam koşulları içinde yenileştirerek işlevsel kılmak amacındayız. Bu amaçla Yunt Dağları'nda turizm geliştirme projelerimizi atalarımızın binlerce yıllık yaşam deneyiminden yararlanarak geliştirme kararındayız. Bu kararımızı hayata geçirmek turizm girişimcilerimizin ve yatırımcılarımızın yararlanabilecekleri bir örnek sunabilmek için S.S. Obasya Turizm Geliştirme Kooperatifi kurulmuştur. Proje alanında, işbirliği yapacağımız ülke, üniversite ve ilgili kurum ve kuruluşlarla, girişimcilerin katılımları ile Obasya Kampingin, konaklama ve hizmet çadırları ile kurması sağlanacaktır. Anadolu Yörük kültürünün simgesi olan kıl çadırlarla bütünleştirilecek Projenin başarısı ve gelişimi, oluşacak turizm talebine göre uygulama işbirliği içinde geliştirilecek ve olgunlaştıracaktır.
 
3.1. OBASYA Zaman Geçidi Müzesi Yerleşim Düzeni:
 
3.2.   A. Giriş Kapısı ve Obaya Uzanan Yol
 
Arazinin ahşap bir çitle çevrelenecektir. Hafif bir iç bükeyiikde kurularak görsel derinlik kazandırılan çitin yanındaki yine çit çevrili tarlalarda gezen atlar hem tarihimizin Avrasya steplerindeki atlı göçebe çoban yaşam sürecini hem de halkımızın kaybolmaya yüz tutan at sevgisini ve atçılık kültürünü yeniden canlandıracaktır.
 
3.3.   B. OBASYA Yerleşim Düzeni:
 
1. Keçe yurtlar araziye, arazinin eğim durumuna göre yerleştirilerek, geleneksel oba düzeni kurgulanacaktır.
 
2. Büyük bir yurt müze sergi salonu olarak tamamen orijinal yapısı, özgün iç dekorasyonunun keçe yaygıları, renkli desenlerle bezeli mobilyaları, ataları simgeleyen keçeden yapılmış ufak heykeller (tözler), metal plakalarla süslü ahşaptan veya seramikten kaplar, eyerler, at koşum takımları ve diğer donanımlarla döşenecektir. Bu çadır Anadolu yörük kültürünün Etnografya Müzesi niteliğinde olacaktır.
 
3.  Çadır yurt geleneğinin hala canlı olduğu Kazakistan, Kırgizistan v.b. ülkelerin temsilcileri ile kurulan ilişkiler çerçevesinde o ülkelere kendi geleneksel göçer kültürlerini tanıtabilecekleri ve yaşatabilecekleri büyük çadır mekanları tahsis edilecektir.
 
Anadolu Yörük kültürünün kıl çadırları arazinin meşe  ağaçları ile kaplı yamaçlarında oluşturulacak setler üzerine kurulacaktır. Bu çok direkli geniş çadırlar tamamen otantik çizgide kilim, cicim ve sili tekniği ile yapılmış dokumalarla döşenecektir. Çadırların biri ikinci müze salonu görevini yüklenecek diğer çadırlar tesisin restoranı / kafeteryası ve toplantı salonu olarak kullanılacaktır.
 

4. Diğer keçe yurtlar dış görünüşleri ile tamamen orijinallerine uygun olacaktır. Ancak inşaatlarında kullanılacak prefabrik malzemeler ve içlerindeki oturma ve yatak odası mekanları ve banyo ve wc.leri ile birer bungalov niteliğini taşıyacaktır. İç dekorasyonlarında geleneksel mobilya ve keçe yaygıların kullanılacağı bu obalar tesisin bungalovlarıdır.
 
5. Obasya Kampinge ek olarak konulacak ülke pavyonu niteliğindeki ara çadırlar o ülke kültürünü geçmişten geleceğe taşıyarak OBASYA Konseptini tamamlayacaktır. Kazaklar ve Kırgızlarla kurulan temaslar ümit vericidir.
 
6. Kamping içinde doğal görünümlü setlerle gölcükler oluşturulacak yağmur suyu ile dolacak ve eksildikçe takviye edilecek su bu gölcükler arasında şelaleler şeklinde akıtılıp pompalanarak tekrar başlangıç noktasına yönlendirilecektir. Suyun sağladığı ses ve hareket obanın doğal dokusunu güçlendirirken aynı zamanda atlar ve diğer hayvanların sulanmasında kullanılacaktır.
 
7. Bu su kaynağı aynı zamanda kurak arazinin ağaçlandırmasında kullanılarak çevre geliştirmesi sağlanacaktır.
 
4. 0BASYA'DA YAŞAM
 
- OBASYA Kampingini tamamlayıcı Avrasya ülke pavyonları çalışanları geleneksel kostümleri giyecektir. Konuklar istedikleri takdirde o ülke pavyonundan börk, papak gibi başlıklar ile kaftan, kırbaç ve çizmeler ile bu kıyafetlerin aksesuarlarını temin edip müze konseptine uyabilecektir.
 
-Oba çevresindeki ağıllarda küçük bir koyun keçi sürüsü bulunacak, koyun kırkımı, süt sağımı, peynir yapımı gibi hayvancılıkla ilgili üretimler obanın sergi düzeninin bir parçası olacaktır.
 
-Oba girişinde yer alan atlar isteyen konukların doğa gezilerinde de kullanılacaktır. Dekoru tamamlamak için beslenen hayvanlar arasında bir çift deve de yer alacaktır.
 
-Avrasya ülke pavyonları o ülkelerin geleneksel yiyecek ve içeceklerinin sunulacağı ülke mutfakları ve restoranları olarak işlev ve hizmet göreceklerdir.
 
-Bu restoranlarda yemekler tamamen folklorik menüden hazırlanacak ekmekler saç yufkası ve köy tipi ev fırınlarındaki pişirilmesi için geleneksel üretim donanımları kurulacaktır.
 
-Özel kıyafetleri ve çalgıları ile ülke pavyonlarında o ülke müziklerine bu kültürlerin enstrümanlarını icra eden   müzisyenler, destan okuyucular obanın kültürel etkinliklerinin bir parçası olacaktır.
 
-Oba çadırlarının arasında kilim ve halı dokuma tezgahları, ağaç oymacı ve enstrüman yapımı ustaları çalışacak ayrıca bir demirci atölyesi kurulacak işyeri çadırları oluşturulacaktır. Periyodik programlar halinde keçe yapımı, deri ve ahşap işlemeciliği vb. geleneksel sanatlar pazarlama olanakları sağlanarak desteklenecektir. Ülke pavyonları da bu yönde özendirilecektir.
 
-Obanın kamping ve otopark bölümünde kurulacak hediyelik eşya standında İç Asya'dan Anadolu'ya kadar uzanan coğrafyanın kültürünü temsil eden takılar, küçük ev eşyaları, deri ve keçe işleri ile dokuma ve işlemeler bulunacak ve pazarlanacaktır.
 
-Ülke pavyonlarında (han çadırlarında) toplantı ve sunum salonunda video gösteri ile bilgilendirmeler yapılacak o ülkelerin kendilerini tanıtmaları sağlanacaktır. Kırgızistan Ankara Büyükelçiliği Kültür Ateşesi Sn. Alime Okayeva'nın Kazak Profesörü Zeyneş İsmail'in Manisa ziyaretinde yaptığımız görüşmeler bu konuda ümit verici başlangıçlar olmuştur.
 
-Ülke pavyonlarının dış kenarlarının birine ahşap sütunlu kısa galeriler kurulup burada bu ülke folklorunu ve göçebelerin, folklorik giysileri ve kırsal yaşamları ile tanıtacak panolar sergilenecektir. Ülke pavyonlarının geliştirilmesinde o ülke büyükelçilikleri ve konsoloslukları, Türkiye'deki öğrenciler ve yurttaşları kadar Belediyemizin kardeş kentler uygulamalarından destek alınacaktır.

 
 

OBASYA’DA ŞENLİKLER DÜZENLENECEK
 





OBASYA’DA EL SANATLARI SERGİLERİ AÇILACAK

 

OBASYA’DA HALI VE KİLİM DOKUNACAK VE PAZARLANACAK



OBASYA’DA MÜZİK ALETLERİ ÜRETİLİP PAZARLANACAK







OBASYA’DA OKÇULUK EĞİTİMLERİ VERİLECEK,
TURNUVALAR DÜZENLENECEK
 

5. PROJE HEDEFİ
 
Projenin hedefi unutulan ya da ders kitaplarının kalıpları içine sıkışan geleneksel ve kültürel değerlerimizi  içinde yaşayarak öğretmek kardeş halk ve devletlerle ortak noktalarımızı hatırlatmaktır. Bu ana hedefin dışında OBASYA Kamping sunduğu pastoral yaşam kesimi ile kent insanının koptuğu doğa ile bütünleştirmeyi, çocukları ekoloji ve çevre koruma konularında eğitmeyi amaçlamaktadır. Bu geniş perspektifi ile OBASYA Projesi tarihe ve doğaya içten bir davettir.
 
 
Tümüyle ahşap, keçe ve keçi kılından yapılmış malzemelerle oluşan yurt ve çadırların, depremden zarar görmeyeceği için, OBASYA Kampingi Depremde, hazır Toplantı ve Konaklama mekanlarıyla Manisa Kriz Yönetim Merkezi olarak kullanılabilir. Bu yönüyle de OBASYA Projesi deprem kuşağı içinde yer alan ve sık sık deprem felaketleri yaşayan ülkemizde kentlerimiz için örnek teşkil edecek yeni bir uygulama olacaktır.
 
 
 
 
6. PROJE EVRELERİ

Proje uygulaması ilk evrede, ulaşım aydınlatma ve su altyapı tesisleri kurulacaktır. Giriş ve çevre düzenlemeleri yapılacak , konaklama için yurtlar yapılacaktır.
Proje bu ilk kurulumdan sonra iç ve dış turizmden gelecek talep gerçekleşmelerine göre yıllık programlar ile bu kapasite ek yaptırımlarla genişletilecek  ve iktisaden optimal ölçek yakalanacaktır.
Projenin çok önemli diğer gelişim ekseni ise ülke pavyonları olacaktır. İlk evreden sonra şimdiden Kazaklar ve Kırgızlar ile kurduğumuz iletişim ile bu ülke pavyonları 2. evrede oluşturulabilecektir. Manisa Valiliği ve Belediyesi'nin etkin desteği ve ilgili Bakanlıklar nezdinde girişimleri sayesinde diğer ülke pavyonları da ileriki evrelerde kurulduğu takdirde başarılı bir örneğini ABD Orlando Kentinin Disneyland bölgesinde gördüğümüz Dünya Ülkeleri Parkı, göçer ( nomadic) kültürleri çerçevesinde Manisa'da süreç içinde geliştirilebilecektir. Orlanda Modeli Obasya Projesi'nin geleceğe dönük parlak bir gelişim ekseni olabilir.

Projede optimal ölçeğe ulaşabilmek için düşündüğümüz bir diğer eksen önce sahillerimizde şimdi ise yaylalarımızda doğa tahribatına ve betonlaşmaya yol açan yazlık konut kooperatifçiliğinin doğayla uyumlu, çevreye saygılı çadır-konut konseptine uyarlanması olacaktır.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 



 
back to top